Pazar akşamı saat 16:30-20:30 arasını milim milim bile ilerlemeyen bir trafik yoğunluğunda yaşayınca, daha çok kültür-sanat ve çevre konularında yazan ben, dört saat trafikte sıkışıp kalmanın olumsuzluğuyla, maalesef trafik ile ilgili bir yazı yazmak mecburiyetinde kalarak bir yanda da Muğla tarihine not düşmüş oluyorum.
Pazar günü saat 16: 30’da yeni kabristana uğrayıp Ahmet Doğan Özeke merhumun kabrine diktiğimiz çiçekleri sulamak istedim. Civarındaki birkaç kabirle beraber Özeke merhumun kabrini uladım ve oradan evime gitmek için çevre yolundan devam ettim. Otogar taraflarında trafik iyi idi. Yani hiçbir sıkışma yoktu. Fakat Marmaris- Denizli kavşağına yaklaşınca aram trafiğinin yoğunlaşmaya başladığını gördüm ve biraz endişelendim. Meğer çok az endişelenmişim ve saat 20:30’a kadar, yani 4 saat sürecek macera yeni başlıyormuş.
Kavşağa 500 metre kala trafik durdu. İleride yolda kaza falan mı oldu diye düşündüm tabii. Öyle ya.. Burada trafik yoğunlaşır; hele tatil bitişi bir Pazar günü akşama doğru ise daha da yoğunlaşır. Dakikalarca durarak ve anca milim milim ilerleyerek yol almanın huzursuzluğu sarmaya başladı…
Tam bir “Yavaş şehir” (cittaslow) yaşıyorduk. Bırakın “yavaş şehir”i, “duran şehir” olmuştuk… Yaklaşık 1 saatte Bölge Trafik binasının yanına varabildik. Orada bir yarım saat kadar trafik neredeyse hiç akmadı… Bir ara az hareketlenir gibi olunca, hemen sağa direksiyon kırıp Kapalı halı sahanın arkasından, TOKİ yoluna çıkmayı planlayarak toprak yola daldım. Aklımca, açıkgözlük yaparak (Soyadım “Açıkgöz” ya!...) oradan geçecek, sakin olan Marmaris yolundan üniversite kampüsüne girecek; oradan da C kapıya inip evime gideceğim…
Hakikaten de oradan geçip Marmaris yoluna vardığımda yol ıp-ıssızdı (Elbette “ıp-ıssız” olacak; kavşakta yol tıkalı.) ve ben bir buçuk saatlik trafik kâbusundan sonra trafiksiz bir yolda ilerlemenin zevkini yaşayarak kampüse girmek üzere eski M kapının oradan girişe yöneldim… O da ne?... Girişte tadilat var ve kapalı!... Haydaaa!... Güvendiğim dağlara kar yağdı!... Tabii hemen tornistan yapmayı düşündüm ama Marmaris’ten giren yola giremem; çünkü trafik durmuş hâlde. Ben de oradan çıkıp Gülağzı ve Akkaya (Dirgeme) yolundan Karabağlar yaylasında ve oradan da Yeniköy’e ve evime ulaşmayı düşündüm. Marmaris gidiş yolu boş idi nasıl olsa… Dirgeme köy yolu da dolu olacak değildi ya!... Daldım Marmaris’e giden yola… O kadar yoğunluktan sonra, Gülağzı ve Dirgeme yolundaki sakinliğin tadını çıkara çıkara TOKİ ve Araştırma hastanesine ayrılan yola doğru yöneldim… Karşımdan şehirlerarası otobüsler gelince şaşırdım. “Bunların ne işi var burada?” dedim. Biraz daha ilerleyince Dirgeme’den otogara doğru giden yolun da tek şeritli akmaya başladığını görünce gene içimi bir huzursuzluk bastı. Demek ki çevre yolundaki trafik sıkışıklığı otogarın oraya kadar gelmiş ki trafik akmıyor ve Gülağzı-Dirgeme yolunu bilenler de bu tarafa sarmışlar… Tek şerit akmaya başladığımızda saat 19:15 idi; orada da geçti bir 45 dakikamız ve sıkışıklık başladığında ortalık aydınlık iken, otogarın yanına vardığımda hava kararmaya başlamıştı. Çevre yoluna hiç sapmadan, Karabağlar yaylasına girip Oradan Ortaköy’e ve oradan da evime gitmeyi planlamıştım ya… Yaylaya gitmek üzere yeni yapılan AVM yoluna girdim… Bir an önce eve varmalıydım… İnsülin kabımdaki buz soğukluğunu kaybetmek üzere idi. Meğer AVM yolunda yaylaya geçiş yokmuş. Tabii kırdım direksiyonu Luna park tarafına. Oradan geri dönüp yaylaya gidebilirdim. Hem gitmişken Afife Kuyusu’ndaki İsmail ustadan kavun da alırdım. Luna parkın oradaki ışıklara varınca, baktım, Kötekli yönüne akan trafikte sıkışıklık yok. Yayla yolundan vaz geçip Kötekli kavşağına yöneldim… Yönelmez olaydım!... Kent Müzesi’nin orada gene trafik sıkışıklığı başlıyor!... “İnşallah o sıkışıklık bitmiştir!...” diyerek en arkaya durduk. Tek şerit trafik hiç kıpırdamıyor. Sadece soldan yama yapmak isteyenler akıyor. (Zaten trafik sıkışıklığının en büyük sebebi de bu “yamacılar”.) Trafik artık duruyor… Akşam karanlığı bastı. Trafik akmıyor. İnsülinler tehlikede… Akşam yemeği ve ilaç saatim… Milim milim ilerleyerek kavşağa geldim ama gene “duran şehir”deyiz hâlâ. İnanın Bölge Trafiğin arkasından geçip Denizli yoluna girmemiz 1 saat aldı. Görevli memuru sadece Denizli yoluna çıkarken gördük.
Denizli yolunda çıkıp eve vardığımda saat 20:30 idi.
Tabii bu maceranın sebebi, Marmaris-Denizli kavşağına yapılmakta olan köprülü kavşak inşaatı idi. Normal döner kavşak iken tıkanmaya başladığı için genişletilen kavşak, bu defa servis yollarının yetersizliği ile krize yol açıyordu. 31 Ağustos Pazar günü tatilcilerin dönüşü de artınca, sadece benim 4 saat yaşadığım kriz, akşam da devam etmiş.
Servis yollarını yapan mühendisler iyi hesap yapamamış demek ki… Madem kavşak inşaat 2026’da bitecek, yapacağın servis yolunda tatilci trafiğini düşüneceksin arkadaş!... Öyle normal zaman trafiği yaşamaz ki Muğla… Muğla’da her şey turizme göre ayarlanmalı… Su, elektrik ve yollar... Bunları hesaplamadan yapılan servis yollarını rahmetli babam da yapardı. Nereden biliyorum? 1960’larda, Uzun Harman’ın oradan köye gelen yolu babamgil yapmış. Yani o kadarcağızını biliyormuş; bunun için mühendis olmaya gerek yok ki!...
İşte böyle Süheylâ!... Hep kültür-sanat ve çevre yazısı yazacak değiliz ya!... Sadece benim değil, binlerce insanın yaşadığı bir sıkıntıyı da yazmamak olmazdı.