Bazıokurlarımız, "Hocam sen tıpçı değil edebiyatçısın ama covid-19 ile ilgiliyazılar da yazıyorsun. Bu ne demek oluyor?" diye soruyorlar.
Öyleher salataya maydanoz olduğumuz falan yok. Ayrıca yaşanan salgınla ilgiliolarak tıbbî şeyler yazmıyoruz.
Meselaaşıların özelliği ile ilgili hiçbir şey yazmadım. RNA'dan tutun da neler nelerokuduk, dinledik aşı konusunda ama tek kelime bile sarf etmedim bu konuda.Salgınla ilgili olarak yazdığımız, yaşadıklarımızdan çıkarılan sonuçlar vetekliflerdir. Mesela 6 Nisan 2021 günü bu sütundan "Aşılama esnafakaydırılmalıdır; çünkü piyasada parayı onlar döndürüyor. Salgın bir gün biterama ekonomi çöktü mü zor toparlanır." minvalinde cümleler sarf etmişim. Bu cümlelerisarf etmek için tıpçı olmaya gerek yok ki. Bunun için tıp değil hayatı okumaklazımdır. (Nitekim hükûmet de benim yazımdan 5 hafta sonra aşılamayı esnafakaydırdı.)
Dünya18 aydır korona/covid -19 ile boğuşuyor. Bu boğuşma sadece ilaç ve aşıboğuşması değil ki. Meret tekil yaşanan bir olgu da değil; toplumsal bir olgu.O yüzden adı "pandemi"; yani "salgın". Eski dilde ve yerel ağızlarda buna"kıran" deniyor.
Virologlar(virüsbilimciler), farmakologlar, genetikçiler işin tıbbî boyutuylauğraşadursunlar; biz sosyal boyutuyla uğraşacağız ki bütün dünya bir an önce busalgından kurtulsun.
Türkiyeolarak 11 Mart 2021 günü başlayan ilk dalgada ne olduğunu pek anlamadık. Temmuzbaşına kadar kapanmalar ve yarı rahatlamalarla idare ettik ve işin biraz dadalgasında idik. "Bize uğramaz." gözüyle bakıyorduk; hastalık ve ölüm haberlerihep uzaktan geldiği için işi matrağa vurmuştuk. Hem korona virüsünü yaz güneşide yok edecekti. Ooooh!... Rahatlamış ve turizmi de sonuna kadar açmıştık. Heryerde bi rahatlama bi rahatlama!... Sanki virüs dünyadan defoldu gittihavasındaydık.
Sonrane oldu?
Eylüldenitibaren kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gördük. Gün geçtikçe vak'asayısı artıyor; ölümler de yükseliyordu. Artık ölüm haberleri kendişehrimizden, kendi mahallemizden ve kendi sokağımızdan gelmeye başlamıştı. Güzbitip kışa girerken sert tedbirler almak mecburiyetinde kaldık. Ona rağmen vak'ave ölüm sayılarında bir iyileşme olmadı.
SonraNisan sonu Mayıs başına geldik ve acı ilacı içmek zoru da kaldık: 17 günlüksıkı kapanma!...
Bunun da faydası görüldü. İnsanımız bu üçüncü dalgada biraz daha bilinçkazandı.
Sonhafta (18-26 Haziran) itibariyle günlük vak'a sayısı 50-60 arasına; günlükvak'a sayısı da 5 bin civarına geriledi. İnşallah sıfırlanıncaya kadartedbirlere sıkı sıkı uymaya devam ederiz. Özellikle son bahar ve kış aylarındayaşanan ölümlü vak'aların komşu kapımıza kadar gelmesi insanlara "Dur!...Noluyoruz?" dedirtti. İşte bu nokta çok önemlidir!... Bu bir bilin hâlininbaşlangıcıdır
Yazaylarında bütün dünyada salgının gerileme ihtimali çok yüksek. Aşı uygulamasıda yaygınlaşınca bütün dünyanın iyiye gitmesi beklenir amaaa!...
İşin"ama"sı var işte!...
Meretvirüs ikide bir mutaston geçirip yeni şekiller alıyor. İşte en sonAvustralya'da görülen beta mutasyonu!... Gene acı reçeteye döndürdü oraları.Neredeyse tam kapanma olacak kocaman kıt'ada. Değişik coğrafyalarda değişikmutasyonlar. Yeniden başlayan tedirgin günler.
Aşısıyla,vak'a sayısıyla, tedbirleriyle, mutasyonuyla bir acı yaşıyoruz. Gönül ister kialınan tedbirlere herkes uysun ve şu beladan bir an önce kurtulalım. Tabii"kurtulalım" demekle olmuyor. Bu salgın, adı üstünde "salgın". Tekilyaşanmıyor; toplumsal yaşanıyor. Kurallara kendi uyduğumuz kadar etrafımızı dauyma konusunda hassas davranmaya teşvik etmemiz lazım. Yoksa yazın sonu salgın kışı olabilir.
Amandikkat!... "Temizlik, maske, mesafe" çok önemli. Dikkat edilmezse okullaraçılmaz, esnaf biter, ekonomi çöker!...