CHP’lilerin öfkesi geçecek gibi değil...

Sosyal medya sallanmaya devam ediyor.

Dünkü yazıma yorum yapanlardan Ayhan Karahan’a yanıtımda “.. ben lince karşıyım” diye ifadem oldu. Ben bütün partilerde ön seçimi savunduğum kadar “toplumsal lince” de karşıyım.”İnsani” bulmadığım gibi “canice” buluyorum.

Ne zaman nerede bir “linç girişimi” görsem, Ortaçağ Avrupasında kadınların diri diri yakılışlarını anımsıyorum. Bir de 15 Temmuz İstanbul’unda köprüde suçlu suçsuz askerlere yapılanlar gözümün önüne geliyor...

Evet hiç biri ötekiyle ilintili değil, ama “insan” denilen insanlığından çıkmamalı.

“Olumsuzluğu”, öfkeye yol açanı sorup sorgulamak, ders çıkarmak, önlem almak zor mu geliyor bilmiyorum.

Dünkü yazımda da sormayı unuttum; CHP’li belediyeler niye Aziz İhsan Aktaş ile iş yaptılar, kim yönlendirdi onları? Merak ediyorum, Bülent Tezcan hemşehrisi Çerçioğlu’nun gidişinin neresinde?

+

Sosyal medya kullanıcılarından biri “Bir insanın geçmişini, geleceğini satması kadar korktuğu veya sevdiği ne olabilir?” diye sormuş. Güzel soru…

O sosyal medya kullanıcısı “Para mı?” diye devam ederek, sorularını “Utanmaz kadın, İmamoğlu kaç aydır içeride, cezaevine girmemek için insan onurunu ayaklar altına alır mı?” sorusuyla tamamlamış.

Niyetim AK Partili Özlem Çerçioğlu’nu aklamak değil, ama merak ediyorum, “cezaevine girmemek için onurunu ayaklar altına aldığını” nereden biliyoruz, çıkarıyoruz? Bu sorunun yanıtını da yine bir sosyal medya kullanıcısı Ergün Poyraz’ın “Kırık Topuklu Kirli Kontes” kitabını göstererek şöyle veriyor:

U'lan adam aylar öncesinde sayfalar dolusu yapılan hırsızlığın, uğursuzluğun kitabını yazmış. Mısır'da sağır sultan duymuş, daha önce onlarcası gözaltına alınmış, tutuklanmış çıkmış ‘Benim alnım ak, başım dik’ diye açıklama yapıyor.

Kitapta yazılanlar ne kadar doğru bilmiyoruz. Varsayalım doğru... O kitap kitapçı raflarında 14 Kasım 2024 de yerini almış. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 4 ay önce...

O zaman CHP yöneticileri bu “kontesi” neden aday gösterip seçtirdiler?

+

Dediğim gibi niyetim Özlem Çerçioğlu’nu aklamak değil, ki niyetim bu olsa da öyle bir yeteneğim olmadığı gibi bana da düşmez... Bilmem kaçıncı defa “adaylaşmasını” sağlayanlara düşer...

Nitekim bu köşenin takipçilerinden Şeniz Dülgeroğlu da şu paylaşımı yapmış:

Madem Özlem Çerçioğlu’nun böyle biri olduğunu herkes biliyordu, biliniyordu da neden partiden ihraç edilmedi? CHP’den olunca yapabilir mi??? Bu işin (A) partisi yada (B) partisi yok, bal tutan parmağını yalıyor işte.. Kendinizden gidince mi bu kadar kötü oldu, kaldı ki bel altından vurmak da  çok ucuz bir hareket.

Buna da ‘kadın dayanışması’ diyelim, ama Dülgeroğlu’nun soruları da yerinde sorular...

Bizim ‘Vatandaş Ahmet’, de önceki gün yaptığı paylaşımda “Düne kadar kahraman olan bir siyasetçi bugün çarmıha geriliyor. Hiç sordunuz mu niye istifa etmiş? CHP’ye karşı açıklamaları var. CHP ‘Soruşturma geçireceğinden dolayı korktu ve kaçtı’ diyor. Peki soruşturma geçirip de korkup kaçacağı bir husus varsa CHP de bu hususun üstüne gidebilir ve soruşturma açtırabilir. Ne de olsa artık CHP’li değil.” diyerek şöyle devam etmiş:

Yani demek istediğim, zamanında Emine Ülker Tarhan istifa etti tukaka oldu, Muharrem İnce istifa etti tukaka oldu, linç edildi. Tanju Özcan ihraç edildi tukaka oldu. Şimdi Çerçioğlu istifa etti tukaka oldu. Ya hiç kimse niye ‘hırsızın hiç mi suçu yok’ demiyor? Niye öz eleştiri veya eleştiriye açık bir parti olunamıyor. Söyleyeyim. Çünkü parti kendi olması gereken çizgisinde değil. Elden ele her dönem farklı bir lobinin elinde top haline gelmiş. Fabrika ayarlarınıza dönmeniz, eski dinamiklerinizi harekete geçirmeniz lazım. Yoksa körler ve sağırlar olarak kendinizi ağırlar durursunuz. ‘Bu seçim kesin’ söylemleriyle kendinizi avutup durursunuz.

+

Ahmet Tan Karaosmanoğlu’nun “Niye öz eleştiri veya eleştiriye açık bir parti olunamıyor?” sorusu çok önemli.

Tabii anlayana, anlamak isteyene... Benim anlayamadığım da şu:

Özlem Çerçioğlu ile ilgili Ergün Poyraz tarafından yazılanları doğru varsayalım (Ki yalan olsa kitap şimdiye kadar toplatılırdı), iddia edilen ‘dosyaları’ da var ve doğru sayalım, bu noktada CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçmeyip, yani AK Parti’ye katılmayıp “tıkılmayı” tercih etmiş olsaydı şu anda kendisini linç etmekte olanlar tarafından alkışlanıp, bağra mı basılacaktı?

Hapishaneye girince Ergün Poyraz’ın yazdıkları yalan mı olacaktı?

Topuğu kırık kontese “Topuklu Efe” yakıştırması devam mı edecekti?

Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır?

+

Cumhuriyet’ten meslektaşımız Serdar Kızık’ın paylaşımında gördüm. “Bir ‘CHP Ağabeyi’nden ‘Çerçioğlu’ yorumu ve uyarı: Belediye başkanları için ön seçim şart!” diye yazmış.

Bu şart olanı ben de dünkü yazımda vurgulamaya çalıştım. Sedar Kızık’ın spotu şöyle:

CHP İzmir eski milletvekili ve yazar Kemal Anadol, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçmesine yönelik yaptığı açıklamasında, ‘Gerçek kimliği ortaya çıkmış oldu. O kendini oraya layık gördü’ dedi. Anadol, belediye başkan adayı belirleme sürecine ilişkin olarak ön seçim metodunun uygulanması gerektiğini söyleyerek ‘Ben her yerde her makam için ön seçim yapılmasını istiyorum. Güçlendirilmiş bir üye sistemi ve sağlıklı üyelerle bu süreç işletilmeli’ dedi.

Yazının gerisi ise şöyle:

Çerçioğlu’nun AK Parti’ye transferi sonrası parti içinde ‘ön seçim’ tartışmaları da hararetlendi. CHP’nin önemli siyasetçilerinden olan, partinin eski grup başkanvekili Kemal Anadol, aday belirleme süreçlerine ilişkin uyarılarda bulundu.

KENDİNİ ORAYA LAYIK GÖRDÜ

Egedesonsöz’e konuşan Kemal Anadol, ‘ Türkiye’deki siyasetin ne kadar çürüdüğünü, AKP iktidarının ayakta kalmak için nelere başvurduğunun somut örneği Çerçioğlu vakasıdır. Demokrasi için hiç iyi bir not değil bu yaşadığımız transfer. Özlem Hanım, yaptığı iş ile kendisini kanıtladı. Gerçek kimliği ortaya çıkmış oldu. O kendini oraya layık gördü. Demokrasimiz için kötü bir örnektir. Kendisinin siyasal tercihidir, kendisine yakıştırabilir ancak Türkiye demokrasisine yakışmadığı gibi siyaset kurumuna gölge düşürdü’ dedi.

GÜÇLENDİRİLMİŞ ÜYE SİSTEMİ İLE ÖN SEÇİM

Partideki her makam için ön seçim yapılması gerektiğine dikkat çeken Anadol, ‘Ben her yerde her makam için ön seçim yapılmasını istiyorum. Kılıçdaroğlu, genel başkan seçildiği kongrede, ben, kurul başkanıydım. En büyük vaadi ön seçimdi. Ancak bu sözünü genel başkanlığı süresi boyunca tutmadı. Belediye başkanlığı, il genel meclisi, belediye meclis üyeleri, milletvekili seçimleri için ön seçim yapılmasını istiyorum. Güçlendirilmiş bir üye sistemi ve sağlıklı üyelerle bu süreç işletilmeli. İstisna merkez yoklamasıdır genel kural ön seçimdir. Bunu tersine döndürdüler. İstisna ön seçim genel kural atama oldu. Atamaların yanlış olduğu da çıkıyor ortaya. Bir tanesi de Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’dur’ dedi.

+

Evet Özgür Özel genel başkan olunca da en büyük vaadi “Üyelerle ön seçim”di...

Buyurun tutan mı var...

+

Yine Cumhuriyet gazetesinden Erdinc Utku’nun “Bu Soruyu Sormayı Unuttuk Mu?” başlıklı yazısı ilenoktalayalım:

Dün, (Önceki gün) Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu AKP’ye geçti. Ardından belediyede çalışan CHP Aydın İl Başkanı Hikmet Saatçı’nın kızı Merve Saatçı Özmen ve oğlu Özgür Saatçı istifa etti.

Sol cenahta ‘onurlu bir davranış’ alkış tufanına tutuldu. Bravo dedik. Hatta iki kere bravo dedik. Ama küçük, hatta küçücük bir soruyu sormayı unuttuk:

Sahi, CHP İl Başkanının oğlu ve kızı belediyede ne arıyordu?

Yoksa ‘liyakat’ kelimesi, yalnızca seçim meydanlarında süs eşyası mıydı? Acaba CV’deki en kuvvetli referans ‘babam’ mıydı? Politikadaki babası/dayısı sayesinde işe girenlerin masasına bence bir levha şart:

“Babam/dayım sağ olsun!

Keşke Özlem Çerçioğlu, CHP'den istifa ettikten sonra Belediye Başkanlığından istifa etmiş olsaydı veya hiç değilse bağımsız belediye başkanı olarak kalsaydı...

---------            -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Öyle bir serüven ki hayat; karanlıkta polyanna'lar, ışıklarda palyaçolar dolaşır..--Yılmaz Odabaşı