Türkiye Cumhuriyeti modern kadastro çalışmalarına 1949 yılından sonra hız verdi.
1949 yılına kadar Harita-Kadastro Mühendisi yetiştirecek okul bile yoktu.
Ülkemizdeki Harita ve Kadastro Mühendislerinin tamamı Avrupa’da eğitim görmüş sayılı mühendislerdi.
7 Haziran 1949 tarihinde benim de hocalarım olan Prof. Dr. Macit Erbudak, Prof. Dr. Ekrem Ulusoy ve Prof. Dr. Burhanettin Tansu olarak üç arkadaş, Yıldız Teknik’te Harita-Kadastro Mühendisleri yetiştirmeye başlamışlar ve ilk mezunlarını da 1952 yılında vermişlerdir.
Ben de Yıldız Teknik’ten Harita-Kadastro Mühendisi olarak 1962-1963 ders yılında mezun oldum.
Harita-Kadastro Mühendisleri Odası da 1955 yılında kuruldu.

Kadastro çalışmaları neden önemlidir?
Osmanlı Devleti zamanında tapu hizmetleri sadece yazılı olarak yapılıyordu.
Arazilerin geometrik şekilleri elde edilemiyordu.
Osmanlı Devleti 1850 yılından beri yazılı tapu hizmetleri veriyordu.
Arazilerin geometrik şekillerini ve sağlıklı yüz ölçülerini belirleyen kadastro çalışmalarına “modern kadastro hizmetleri” diyoruz.
1952 yılından sonra ülkemizde modern kadastro hizmetleri hız kazandı.
Köylerde yaşayan insanlarımızın sahip oldukları arazilerin genelde tapuları yoktu.

Kadastro çalışanlarının önceliği şuydu:
Köyde yaşayan vatandaşımızın tapusu olsun ki, Ziraat Bankası başta olmak üzere diğer bankalardan kredi alabilsin ve üretimini daha ileriye taşısın isteniyordu.
Köylümüz, tapusunu bankalara teminat göstererek, ihtiyacı olan ilaç, alet ve traktörünü satın alabilsin ve tarımımız ilerlesin isteniyordu.
Bir teminat göstermeden bankalar köylüye kredi vermiyorlardı.
Bunun için köylüler kadastro hizmetinin bir an önce köylerine gelmesi için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı.
Araya milletvekilleri sokuluyor, köylerine bir an önce kadastro hizmetinin girmesi için her yolu deniyorlardı.
Köylünün elinde tarlası ve evi vardı ama, “Bu tarla benim, bu ev benim” diyebileceği bir tapusu yoktu.

Tapusuzluk, birçok belirsizliğe, soruna ve kavgaya neden oluyordu.
“Gücü gücü yetene” olan Orman Yasası yürürlükteydi.
Bir evin erkeği ölünce malı da gidiyordu.
Çünkü tapu yoktu, elde belge de yoktu.

Örnek olarak, Ula-Gökova (Akyaka) ve Bodrum Bitez köyleri gösterilebilir.
Harita ve Kadastro Mühendisleri yeterli sayıda yokken, kadastro çalışmaları grafik yöntem dediğimiz bir usulle paftalar (çaplar) oluşturuluyordu.
Bu yöntemde X ve Y koordinatları yoktu.
Bu yöntem pek sağlıklı değildi ama araziler de o kadar değerli değildi.
Grafik yöntem ile elde edilen tapu ve çapları bankalar karşısında iş görüyordu.

Günümüzdeki kadastro çalışmaları, teknolojinin tüm imkânları kullanılarak yapılıyor.
GPS’ler, dronlar vasıtasıyla araziler sıfır hata ile kısa zamanda ölçülebiliyor.
Büro işleri de bilgisayar ve mühendislik programları ile kısa zamanda sıfır hata ile sonuçlandırılıyor.
27 milyon nüfustan 86 milyon nüfusa çıkan ülkemizde doğal olarak araziler de çok değerlendi.
Ulaşımın da gelişmesiyle araziler çok daha değerlendi.

Köyler ve kırsal alanlar adeta karanlık ve yokluk içindeydi.
Bugün ise köydeki yaşam ile kentteki yaşam arasında hiç fark kalmadı.
Hatta köylerdeki yaşam, şehir yaşamından daha çok tercih edilir oldu.
Muğla ilinde kadastro hizmetleri gitmeyen köy sayısı yok denecek kadar azdır.

Nedenini sorduğunuz zaman “Köylü kadastro hizmeti istemiyor” deniyor.
Her köy kadastro hizmeti köyümüze gelsin diye çırpınırken, Katrancı köyü neden kadastro hizmeti istemiyor, diye düşünmek gerekmez mi?
Katrancı köyüne kadastro hizmetini istemeyen birkaç kişi varmış.
Bu kişiler neden kadastro hizmeti istemezler?
Bunlara destek veren milletvekilleri var mıdır?
Bu kişiler devletin ve bazı vatandaşlarımızın mülklerine çökmüş olmasınlar?

Bunda bir gariplik yok mu?
Devlet, bu “istemezük” davranışın altında ne olduğunu ne zaman merak edip araştıracak?
Katrancı köyünde ve civarında malı olan birçok vatandaşımızın mağduriyeti daha ne kadar sürecek?
Bu “istemezük” davranış nereye kadar gidecek ve Katrancı köyünün kadastrosu 3000 yılında mı yapılacak?
Bu konu çok ciddi bir konudur ve üzerine gidilmesi gerekiyor.