Tarihimizi öğrenmeyi ve aktarmayı çok seviyorum.
Yazmaya başlıyorum..
Bir dalgıç gibi
Bir yerden dalıp,
Başka bir yerden çıkıyorum.
Aralarında bir bağ kurarak,
Bir ahenk,
Bir ritim,
Bir koordinasyonla,
Ortaya mix,
Kimi zaman tarih kokan,
Kimi zaman aşk kokan,
Kimi zaman taarruz kokan,
Kimi zaman sevda kokan,
Yazılarım ortaya çıkıyor.
Bunları doğaçlama yapıyorum.
Gökkuşağı bir sünger gibi,
Özüme indirdiğim bilgileri,
Satırlarıma döküyorum.
Hayatı tarif ederken,
Kendinden kendine bir yolculuktur deriz.
Yazma sanatını da,
Kendinden okuruna yapılan bir yolculuktur.
Başlayayım yeni köşe yazıma..
Rast gele diyelim.
Biz tarihimizi bilmiyoruz.
Geçmişini bilmeyen geleceğini yaratamaz.
Öğrenmeliyiz
Yıl 1897.
Osmanlı İmparatorluğumuz,
Ve Abdulhamit Han dönemi.
Bu dönemde Avrupa’da Basel de bir kongre yapılır.
Büyük kongrede Büyük Orta Doğu projesi konuşulur,
Bu kongrede gür bir sesle,
Filistin bölgesinde,
Kudüs etrafında bir devlet kurulacağı,
Bu devletinde 50 yıl içinde kuruluşunun tamamlanacağı belirtilir.
Bu devlet İsrail devletidir.
Theodor Herzl’in bu devletin planlayıcısıdır.
Bu topraklar Osmanlı Toprağıdır.
Buna müteakip,
Abdulhamit Han’dan,
Yıldız Sarayında görüşme talep edilir.
Bir türlü randevu vermek istemez padişahımız.
En sonunda görüşme talebini kabul etmek zorunda kalır.
Gelen heyet der ki,
‘Biz Kudüs etrafında devlet kuruyoruz,
Bu toprakları da para ile satın almak istiyoruz’ derler.
Yüklü miktarda para ve altın teklif ederler.
Sultan Abdulhamit Han,
Bu teklifi duyunca küplere biner.
Bu ne cesaret!
‘Kanla kazanılan topraklar parayla satılamaz,
‘Ayağınızı denk alın’,
‘Siz bu cüreti nasıl gösterirsiniz’ diye,
Çok sert tepki gösterir.
‘Ben bir karış dahi olsa toprak satamam,
Zira bu vatan bana değil milletime aittir.
Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar.
Ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.
O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz.
Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı,
Birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir,
Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere,
Hepsi muharebe meydanında kalmışlardır.
Türk İmparatorluğu bana ait değildir,
Türk Milletinindir’ der.
Gelen heyet dönmek zorunda kalır.
Buna müteakip İsrail devletini kurgulayanlar durmazlar.
Osmanlıda büyük bir iç ayaklanma,
Ve Abdülhamit Han’a büyük bir darbe yapılır,
Ve tahtından indirilir.
İsrail Devletinin doğumu yaptırılırken,
Osmanlı devletinin çöküşü yaratılır.
Abdülhamit Han’ın tahtan indirmesi ile birlikte,
İnanılmaz derecede bir düğmeye basılıyor.
Ve bir film yaşanır.
Merkez Kudüs.
Arap İngiliz işbirliği.
Son 50 yılda tüm hazırlıklar biter,
Bölgeye yerleşirler.
Ve 1947 yılında İsrail devletinin kuruluşu ilan edilir.
1917’de de Arap İngiliz işbirliği meyvesini verir.
Can parçamız Kudüs elimizde kayıp gider.
Orta doğuyu anlamak,
Büyük Orta Doğu projesini anlamak,
Doğu Akdeniz’i anlamak,
Tarihi okumak,
Stratejiyi okumak,
Varlığımızın geleceği için önemlidir.
Abdulhamit Han tahtan indirmişlerdi,
Biz de Doğu Akdeniz’e Abdulhamit Han’ı indirdik.
Osmanlı yıkılırken,
İsrail kurulmuştu.
Mavi vatanda,
4’üncü Sondaj Gemimiz,
Abdülhamit Han
Doğu Akdeniz’de
Düşmana korku,
Dosta selam çakıyoruz.
Ve ayrıca da,
Çok yüce bir döneme giriyoruz.
Oğuz Kağan Dönemi tekrar başlıyor.
Varlığı ile dimdik ayakta Aşina Soyu.
Son söz;
Siyasette sağ sol kavramları yok artık.
Hür ve bağımsız bir vatan mı?
Yoksa küresel elitlere köle bir millet mi?
Uyanmalıyız!