Yaşananlardan ders çıkaramaz isek, torunlarımızın vay haline...
24 Temmuz 2024 gecesi Netanyahu ABD Senatosunda bir konuşma yaptı.
Dikkatle izledim.
Babamdan çocukluğumda duyduğum ve hayatımda da arkadaşlarıma defalarca söylediklerimi Netanyahu tekrarlıyordu.
Netanyahu konuşmasına şöyle başlıyordu “Bu savaş, ölümü kutlayanlar ile hayatı kutsayanlar arasında yapılan bir savaşıdır…"
Ölümü kutlayanlar ifadesi ile Netanyahu, şehitlik mertebesini kutlayan bizi kastediyordu...
Netanyahu, Gazze toprakları başta olmak üzere Nil ile Dicle nehirleri arasındaki topraklar için de, "Bu topraklar atalarımız olan Hz. İbrahim'in, Hz. İshak'ın, Hz. Yakup'un, Hz. Yusuf'un, Hz. Musa'nın, Hz. Davut'un, Hz. Süleyman'ın ve Hz İsa'nın toprakları idi. Bizi, bu kutsal topraklardan sürgün ettiler. Bize, iftiralarda bulundular... II. Dünya savaşında çukurun en dibine itildik... Ama bir mucize oldu ve 2 bin yıl sonra 1948 yılında atalarımızın topraklarına dönebildik... Kutsal şehrimiz Kudüs'e kavuştuk ve devletimizi kurabildik...
Bu konuda bize yardımcı olan İngiltere'ye minnettarız. Başkentimizi Kudüs'e taşımamıza, Golan tepelerine bize veren ABD' ye ve zamanın ABD Başkanı Trump'a de çok teşekkür ediyorum. Bu savaş bizim müşterek savaşımızdır. Bu savaş, medeniyet ile karanlığın savaşıdır… Bize ihtiyacımız olan alet, edevat, araç ve silahları verin ki, işimizi bir an önce bitirelim" diye devam etti.
ABD'li Senatörler de defalarca ayağa kalkarak Netantyahu ve beraberinde getirdiği Yahudileri alkışladılar.
Filistinliler yok hükmünde idi.
Tarih, maalesef yaşandığı gibi değil, yazıldığı ve anlatıldığı gibi algılanıyor...
Kızılderililerin yok kabul edildiği gibi…
İsrail devletinin gündeminde Filistinliler maalesef yok.
ABD Senatosunda oynanan son oyunu göremeyenler veya görmek istemeyenler çok büyük bir gaflet ve delalet içinde olan insanlardır.
Yaşananları umursamaz isek, vebali çok büyük olur.
5 Kasım 2024 günü ABD'deki Başkanlık seçimlerini kim kazanırsa kazansın İsrail Devleti vadedilmis topraklar için, bize de bulaşacaktır.
Netanyahu, hedef tahtasına İran'ı koysa da, asıl hedefi Türkiye Cumhuriyeti'dir.
ABD'deki seçimi Trump kazanır ise, Trump öncelik olarak ABD'nin iç sorunlarına odaklanacaktır.
Bu bize yalnız zaman kazandırır.
Eğer Demokratların adayı Başkanlık seçimini kazanır ise, ilk iş olarak Orta - Doğu'yu yeniden dizayn etmek olacaktır.
10 sene önce NATO tatbikatlarında hedef tahtasına Atatürk ve Erdoğan posterlerinin konulduğunu unutmayalım.
Tepkimiz üzerine Atatürk ve Erdoğan posterleri kaldırılmış ve özür dinlemişler idi.
Tabi yalandan kimse ölmüyor…
Biz "komşu, komşu" der ve komşu ile iyi ilişkiler peşinde iken, komşudan gelen bir sanatçı Çeşme ilçemizde "Ben Türk bayrağı ve Atatürk posteri önünde şarkı söylemem" diye programını yarıda kesiyor.
Tüm bunlar tesadüf olamaz.
Dünyamızda bunlar yaşanırken, diğer tarafta da, aile düzenine meydan okuyan bir tavır ile Paris Olimpiyatlarının açılışını yapıyor.
Paris Olimpiyat oyunları açılışını da TV'den çok dikkatli izledim.
Paris Olimpiyatları açılışında "Kardeşlik, eşitlik, özgürlük yanında eşcinsellik" temaları özellikle işleniyor…
Gazze'de çocukların üzerinde ölüm kol gezerken, diğer yerde çılgın Paris Olimpiyat oyunları açılışı yapılıyor…
Dünya'da bir tarafta acı çeken çaresiz insanlar yaşarken, diğer tarafta ise, tanrıyı oynayan zengin insanlar yaşıyor…
Sara ile Hacer'in miras kavgası, aradan 4 bin yılı aşkın zaman geçmesine rağmen halen acımasızca devam ediyor...
Biz ise içeride hala sen - ben ile kedi - köpek kavgası yapıyoruz.
Tarihimizi, 19 Mayıs 1919 tarihinden değil, 1856 Kırım savaşı ile 19 Mayıs 1919 tarihi arasını da ilave ederek özellikle öğrenmek zorundayız…
Nerelerde ve nasıl hatalar yaptık, hangi tuzaklara düştük de,19 Mayıs 1919 günündeki zor günlerimize geldik?
Aksi halde aynı tuzaklara düşerek tekrar zor günler yaşamamız kaçınılmazdır.
Netanyahu gözümüzü açmış ve Batının gerçek yüzünü bize göstermiştir.
Netanyahu, Kapadokya'ya kadar uzanan ve Kilikya (Çukurova), Kıbrıs ve Güney-Doğu Bölgemizi içine alan vatan toprağımızı göz dikmiş ve fırsat kolladığını itiraf etmiştir…
Netanyahu'nun göz diktiği bölgelerimizde yaşayan insanlarımız, gözlerini dört açmalı ve ona göre davranmalılar…
Bu işin pardonu yoktur...
Yahudi olunmuyor, Yahudi doğuluyor…
Annen Yahudi değil ise, ağzınla kuş tutsan Yahudi olamazsın.
Hatta, babanın Yahudi olması bile yetmiyor.
Yahudiler, geçiş döneminde "Ben de Siyonist’im" diyen insanlara hoşgörü gösterirler.
Ama, Yahudiler, hedeflerine ulaştıklarında ilk iş olarak bu iki yüzlü insanları devre dışı bırakırlar...
Yahudiler yalnız güçten anlarlar.
Çağımızda güçlü ve söz söyleyebilmek olabilmek için, başta "Yapay Zeka ve Tıp" olmak üzere elektroniğin her yerinde kullanılan, vazgeçilmezi olan ileri teknoloji ürünü olan "ÇİP" üretmek zorundayız.
Bugün dünyada beş ülke, yani, Tayvan, Çin, Güney Kore, Japonya ve ABD "ÇİP" üretebiliyor.
Türkiye de "ÇİP" üretmek için, ÇİP fabrikası kurmak zorunda...
Hükümet, bu konuda kararlı bir tutum içinde ve 5 milyar doları da "ÇİP" fabrikası kurmak için, ayırmış durumda.
"ÇİP" fabrikasını, Muğla ilinde kurmak isabetli bir karar olacaktır.
Muğla ilinin altyapısı, sosyal yapısı ve coğrafi şartları, "ÇİP" fabrikası ve çalışanları için, en uygun adrestir…
Etrafımız bayrağımızdan, Atatürk'ten ve bizden nefret eden insanlar ve yöneticiler ile çevrili.
Bu nedenle ileri teknoloji üreten ve kullanan güçlü bir ülke olmak zorundayız.
Bu potansiyel de Türk halkında ve devletinde fazlası ile mevcuttur.
İnsanların yüzündeki maskelerin düştüğü bir dönemden geçiyoruz.
Böyle bir dönemden daha önce hiç geçmemiştik.
Dostu, düşmanı berrak olarak görme imkanını yakaladık.
Bu durumu değerlendirmeliyiz…