Herkesenflasyona bağlı pahalılıktan, alım gücünün düşüklüğünden dolayısıyla daekonominin kötülüğünden şikâyetçi ama kimse de almaktan geri kalmıyor. Herkesyatırım-birikim yapma, yenileme, ikileme derdinde.
Öyleki, her hafta fiyatı 10 bin lira artan bir aracı 15 gün sonra ilk ilana çıktığıgüne göre 150 bin TL daha fazla fiyata almakta hiçbir beis görmüyor birçoğumuz.Oysa bu ısrarlı talep olmasa o fiyat her hafta 10 bin lira yükselmeyecek. Birsüre mevcut ile yetinmeyi başarabilsek bu ahlaksızlık enflasyonuna mağlupolmayacağız. Ne yazık ki bunubaşaramıyoruz. Bunun da birtakım psikolojik nedenleri var. Onun içindir kikonunun ekonomik yanına bakmadan psikolojimizi rahatlatmak adına her halükârdaistediğimizi almaya odaklanıyoruz ve fiyatlar bir kat daha artıyor.
Belkikonunun uzmanları daha teorik ve derinlikli açıklamalar yapabilir ama benimgözlemlerime göre bu refleksin altında yatan psikoloji şu:
Modernçağın insana biçtiği elbiseyi giyen, dünyevi amaç ve arzularını hesapsızcatatmine koyulan ve bunu yaşamın biricik gayesi olarak gören insan; tek kanatlauçmaya çalıştığı için hep yalnız ve mutsuz. Hep kuşku ve korku içerisinde... Buitibarla insanın en temel arayışlarından biri de güven ve huzur-mutlulukarayışı...
Modernçağın insanının içine düştüğü bu yalnızlık, mutsuzluk, kuşku ve korku durumununiki temel nedeni var. Birincisi, her şeye rağmen insanın fıtratında yer alankodların çalışmasıyla kendisine yönelttiği şu sorular: "Ya ahiret varsa? Ya birgün gerçekten hesaba çekileceksek?". İkincisi ise insanın gerçek tatmine vemutluluğa ilahi hakikatler dışında bir başka şeyle ulaşılamayacağı gerçeğininorta yerde duruyor olması.
İştebu sorular ve gerçekler; fıtratının sesine kulak vermeyen, iç sesini susturan,varoluş gayesinden uzaklaşan hatta varoluşunun bir anlamı ve gayesi olduğugerçeği ile hiç yüzleşmeyen modern çağın insanı için önemli bir huzursuzlukkaynağı.
Buradabirisi için huzurun ve anlamlı bir yaşamın sebebi olan bu hayatın geçiciliği veahiret hayatının varlığı, bir başkası için dünyevileşmenin ve huzursuzluğunnedeni olabiliyor. Meselenin özü ise insanı ebedî bir huzura ve buna götürenanlamlı bir yaşama kavuşturacak kaynağın keşfedilmesidir. Yani anlamını yitirenve varlık yoksunluğu çeken insanın, yitiğini bulabilmesi ve kalbî tatmineulaşabilmesidir. Bu ise insanı hakikatle yüzleştiren bir "kendini bilme" ilemümkündür.
Kendinibilme/tanıma; soyut, felsefi ve mistik boyutu olan, değişken bir kavram vekişisel bir eylem... Çok derin bir mevzu... Dolayısıyla bu konuda herkes içingeçerli bir tanım ve herkese uygun bir reçete ortaya koymak pek mümkün değil.Derin felsefi ve mistik izahlara girerek konuyu uzun uzun açıklamak mümkün olsada kişide farkındalık ve değişim oluşturan bir söylemi bulmak da çok mümkündeğil. Kişisel bir tecrübe olan "kendini bilme" konusundaki en yararlı izahın,ortalama idrake hitap eden ve hayata uygulanabilir pratik yönü olan izahlarolduğunu düşünüyorum. Derinlikli izahlar arayan okuyucular, bu konuda kalemealınan metinlere zaten kolaylıkla ulaşabilecektir.
Giriştedeğindiğimiz konuyla da ilişkilendirerek; insanın güvenlik başta olmak üzerebirtakım temel ihtiyaçlarına karşılık gelen, ebedî bir huzuru ve bunu sağlayananlamlı bir yaşamı mümkün kılan seçimin ne olduğuyla ilgili şunlarsöylenebilir:
Birincisi;hayata çok şey eklemek hayatı daha güzel, insanı daha mutlu yapmıyor. İnsanınendişelerine ve korkularına çare olmuyor. Maddi varlığı artırmak, maddi olanlasıkı bağlar kurmak, insanı daha değerli yapmıyor.
İkincisi;insanı gerçek anlamda iyi, değerli, mutlu yapan şeyin ise insanın zannınınaksine maddi değil manevi doygunluk olduğu gerçeği orta yerde duruyor. Dünyahayatının gerçek lezzetinin, maddi olanla değiştirilemeyen/doldurulamayanşeyler olduğu inkâr edilemez bir gerçek.
ÜnlüDavud Heykeli'ni yapan Michelangelo'ya, "Nasıl böylesine güzel heykelleryapabiliyorsunuz?" diye sormuşlar. O da "O güzellikler zaten taşın içinde var,ben sadece fazlalıkları atıyorum." cevabını vermiş.
Michelangelo'nuntespiti insanın güvenlik, değerlilik ve mutluluk arayışı için de geçerli. Lazımolan her şey insanın özünde mevcut... İnsana düşen yaşamından fazlalıkları atmak,maddi yüklerinden kurtulmak, özünü perdeleyen biriktirme telaşından uzaklaşmakve özündeki değeri-anlamı ortaya çıkarmak.
"İnsan,kendi yaşamının yontucusudur." (Kemal Sayar)
02.08.2023