"Dışarıdan kopyalanmış, şuursuzluğunun temelinde yatanaşağılık kompleksiyle dışarıdan ithal edilmiş kahramanlara da ihtiyacımız yok.Biz bize yeteriz."
Aynadaki yansımalar ne zaman şuur perdemi açtı,kendimi bilmeye ve görmeye başladım işte o zaman "benliğimin"hükmünde adımlarımı atmaya başladım. Yürüdüğümü zannediyordum hâlbukiemekliyormuşum; koştuğumu zannediyordum hâlbuki yürüyormuşum.
Kendime hâkim olduğum anlarda bile irade-icüzi'ye farkına varamadığım senaryoları seyretmemi sağlıyordu. Kendin pişir,kendin ye misali; kendim yazarım kendim oynarım bu hayatta özgürlüğününgafletini yaşarken "Bir"de var olan hüküm benim yerimi çoktan ortayakoymuştu.
Ben sadece bir emanetin sahibiydim, onukorumalı ve en iyi şekilde sahiplerine teslim etmeliydim.
"İnsan" olarak bu dünyadakivarlığımın nedenlerini iyi sorgulamalıydım. Ben bir zincirin tamamlayıcısıydımsadece. Mananın asıl hüküm sahibi "insan"daki enlerin sınırlarınıbelirlerken iyilik- kötülük, hayır-şer çizgisini de sınırlamıştı.
İnsan için esas olan bilgi ise bu sınırlariçerisindeki faniliğinin onda taşıdığı Yunusça bakışı kazanmasıydı.
"Dünyayagelen kisiler,
Yola bile gelmek gerek.
Ölümünü anubanı,
Dün-ü gün ağlamak gerek."
Evet, bu dünya bize bir emanetti;güzelliklerin, iyiliklerin, ahlâkın, erdemin, edebin hâsılı insan-ı kâmil olmayolunda verilecek emeğin insanların bekasına bırakılacak emanetti.
Elde edilmesi emek istiyordu, sabır istiyordu,çile çekmeyi gerektiriyordu, sevgi ve hoşgörüyle beslemek gerekiyordu. Zamanaldatıcıydı, en küçük bir çözülüş yapılan onca mücadeleyi yeni başlangıçlaragebe kılıyordu. Aslında yeniden doğuş, yenilenme, kendine gelme insanlığın dahikâyesiydi.
Kendine gelmek için, uyanmak ve tazelenmek içinimanın saflığına sığınmak gerekiyordu. Bu başlangıçlar aldığımız mirasın,kimden neyi, nasıl aldığımızın da hikâyesiydi aslında.
Ruhunda ezeli ve ebedi terbiyeyi almış,"i'lây-ı kelimetullah"ı benliğine nakşetmiş, her deminde çektiğiçilelere, acılara sabırla boyun eğmiş ama çizdiği yoldan asla sapmamışdoğruluğu ve Hakk'ı kendine düstur edinmiş namuslu insanların mirasçısıyız.
Mirası aldığımız insanlar bizi "biz"yapacak, insan olma şerefinin nasıl taşınması gerektiğini ibret levhalarıylatanıtacaklar. Tarihimizin her bir sayfası bu ibret levhalarıyla doludur.
Bundan dolayı hep üzerinde durmamız gerekenasıl nokta tarih şuurunun bir milletinin ayakta durmasında, varlığını devamettirmesinde ne kadar önemli bir rol oynadığının bilinmesi gereğidir.
Bundan dolayı dışarıdan kopyalanmış,şuursuzluğunun temelinde yatan aşağılık kompleksiyle dışarıdan ithal edilmişkahramanlara da ihtiyacımız yok. Biz bize yeteriz.
"Ne mülk ü mâl bana çerh verse memnûnem
Ne mülk ü mâlden âvâre kılsa mahzûnem"
Fuzûlî
Yıllarca çocuklarımıza okuttuğumuz masallarabakalım. "Sindirella, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kibritçi Kız, KurşunAsker" daha neler, neler. Hepsi içerik ve duygu olarak çok güzeller,evrensel değerlerle dolular; amenna! Ya bizim Dedem Korkutlarımız, DeliDumrullarımız, Keloğlanlarımız, Oğuz Kağanlarımız, Ulubatlı Hasanlarımız,Nasrettin Hocalarımız.
Yüzlercesi, binlercesi içimizde, ciğerimizde,yüreğimizde saklıdır. Neredeler? Medyaya, internete hiç girmeyeceğim; içineşimdi girsek gayya kuyusuna dalmışçasına kayboluruz.
Yakın zamanlara dönelim: Çanakkale'ye, Yemen'e,Sarıkamış'a, Sakarya'ya, Ankara'ya, Maraş'a, Antep'e, Başbağlar'a, Çukurca'ya.Asil milletimin, şehit milletimin, gazi milletimin bağrından, özünden çıkanbizim hikâyelerimize, bizce söyleyişle destanlarımıza. Her birinde bizyenileniriz, tazeleniriz, imanımızla kendimize geliriz, Yaradan'ın hükmüne rızagösteririz, "karıncayı bile incitmeyen" ruhlara sahip oluruz.
Her şeyin miladı kendimize dönüşte değil mi?Kayboluşumuzun, yitişimizin, boğuluşumuzun kaynağında bu yok mu?
Her şey sevdadan yana, her söz aşktan yana, heranlam olmaktan yana!.