Daha baştan soracaksınız "Hocam cavlakî ne demektir?" diye.

Biz de hemen izah edelim.

Cavlakiler, saçlarını sakal-bıyıklarını ve kaşlarınıtıraş edip kimseye minnet etmeden dağ-bayır, köy-kasaba gezen, giyim-kuşamaönem vermeyen ve sadece soğuktan korunmak ve örtünmek için giyinen kalenderdervişlardir ve " ışık taifesi "olarak da adlandırılırlar. Başlarındaki bütün kıl-tüyü tıraş ettirip cascavlakkaldıkları için de daha çok "cavlakî

İşte böyle bir tip 15. veya 16. yüzyılda Muğla'da yaşamış.

Bunu nereden mi öğreniyoruz?

Şâhidî'nin Gülşen-iEsrar adlı eserinden.

1468-1550 yılları arasında yaşayan Şâhidî İbrahimDede, Divan, Tuhfe-i Şâhidî, Gülşen-iTevhid, Gülşen-i Vahdet adlı eserlerinin yanı sıra 1544 yılında kalemealdığı Gülşen-i Esrar adlı eseriylede bilinir.

Şâhidî, Gülşen-i Esrar'ında âdetâ kendi hayatınıanlatmıştır. Bu açıdan Gülşen-i Esrar, hem otobiyografik, hem de hatırattüründe bir eserdir. Nesnevî tekniğiyle yazılan eser 2821 beyittir ve aradamensur kısımlardan ibarettir. Farsça olan bu eserle ilgili ilk ciddi çalışmayısevgili Nuri Şimşekler gerçekleştirmiş ve konuyu 1998 yılında " Şâhidîİbrahim Dede'nin Gülşen-i Esrar'ı, Tenkitli-Tahlil " adlı çalışmayla doktoratezi olarak hazırlamıştır.

İştebaşlıkta sözünü ettiğim Şehre sığmaz lakaplı bir cavlakî'den bu kitapta söz edilmektedir.

NuriŞimşekler'in doktora tezinin metin kısmının 14. sayfasındaki beyitlerde verilenbilgilere göre, Düğerek 'te yaşayanve Davutoğlu lakabıyla bilinenfaizci (Metinde "riba" geçer) biri varmış. Bu adam faiz parasıyla pek çokmal-mülk edinmiş. Tabii her canlı gibi o da ölümü tadmış ve mezara gömülmüş. Odönem şeyhlerinden Şeyh Hayreddin deDavud oğlu lakaplı şahsın mezarının başına oturup beklerken, işte yazıya konuolan " Şehresığmaz " lakaplı kalendercavlakî çıkıp geliyor ve Şeyh Hayreddin'e "Mezarın başında boş boş, beyhudeyere niye oturuyorsun?" diye çıkışıyor ve Davutoğlu'nun ölümüyle ilgili olarakhikmetli bir şekilde, "Ateş ateşe, rüzgar, rüzgara, su suya ve toprak toprağagitti; unsurlar aslına kavuştu." diyor.

Hayatındahep faiz olan şahsın ölümüyle ilgili olarak söylediği bu cümle ile her şeyinaslına döneceğini; ne kadar zengin olunsa da dünya malının dünyada kalacağınısöyleyen Şehresığmaz , devrindekiinsanlar tarafından tuhaf karşılanıyor. Onun dinsiz ve dinden çıkmış biri(mülhid) olduğuna inananlar da var ama bu olumsuz görüşlere rağmen o cavlakî, Şehresığmaz çok hikmetli laflar ederekŞeyh Hayreddin'i de şaşkınlık içinde bırakıyor. Şeyh Hayreddin, Şehresığmaz 'ın sözlerinden etkileniphalden hale giriyor ve Şahidî de bunu bir hikmete bağlıyor ama bizim konumuzşimdi bu değil; " Şehresığmaz "lakaplı cavlakî.

Şâdihî'ninverdiği bilgilerden bu olayın ne zaman olduğunu öğrenemiyoruz ama en azından15. yüzyılın sonu, 16. yüzyılın ilk yarısı ve belki de ilk çeyreği olduğusöylenebilir. Çünkü Şâhidî, eserini,1544 yılında yazdığına ve bu hikâyenin bir hikmet şekline dönüşmesinin birazvakit alması gerekeceğine göre bu cavlakî muhtemelen ifade ettiğim dönemdeyaşamış olmalıdır.

Yazıyıbitirirken Düğerekli hemşehrilerimize bir kıyak geçelim ve eserde Düğerek adının geçtiği beytin Farsça ve Türkçe'sini yazalım:

Dehîder-kurb-i Muğla hest kûçek

Dehîhûb est nâm-ı u Düğrek

(Muğla yakınındaküçük bir köy vardır

O güzel birköydü ve adı Düğrek'tir)

Önemlitarihî tiplerden birinin Muğla'da yaşadığını ve lakabının bile bilindiğininortaya çıkması, şehir kültür tarihi açısından önemlidir.

Belediyeninyerine ben olsam, Düğerek girişine bu beytin eski yazılısını, Latin harfleriyleFarsçasını ve Türkçesini yazar, Düğerek'te bir sokağa veya meydana " Şehresığmaz " adının verilmesinisağlardım.