İsrail Başbakanı Netanyahu, Beyaz Saray'a 7 Nisan 2025'te bu yıl ikinci kez ziyareti sırasında Trump’a Türkiye’yi şikayet etti.
Hatta bunu bir İsrailli gazeteci vasıtasıyla yapmaya kalkıştı.
Ama evdeki hesap, çarşıya uymadı.
Trump, Türkiye’den yana tavır koydu.
Netanyahu ise bu tavırdan çok rahatsız oldu.

Peki, İsrail ile Türkiye’nin arası neden bozulmuş idi?
Türkiye, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki vahşetine ve soykırımına karşı çıktığı için İsrail tarafından düşman ilan edildi.
Trump, Oval Ofis’ten önceki ön toplantıda Netanyahu ile yaptığı konuşmasında Gazze Şeridi’ndeki vahşeti gösteren fotoğrafları Netanyahu’ya gösteriyor.
Sonra da ABD’de Gazze için yapılan mitinglerin fotoğraflarını göstererek, Netanyahu’ya “Sen Gazze’de soykırım yapıyorsun, faturası ABD’de bana çıkıyor.” diye tepki gösteriyor.

Netanyahu, Gazze ile yetinmeyip Suriye’nin güneyini ve bazı askeri alanları da çekinmeden bombalıyor.
Hatta Türkiye’nin Suriye’de kurmak istediği büyük havaalanını da bombalıyor.
Böylece yıllardır mazlumu oynayan Yahudilerin yüzündeki maske de düşmüş oluyor.
Türkiye bu konuda çok soğukkanlı ve sakin davranıyor.
Netanyahu, Türkiye’nin Suriye’deki varlığından rahatsız ve bizi Suriye’de istemiyor.

Bu gelişmelerden sonra Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır arasında NATO benzeri bir savunma paktı kurmak istiyor.
Bu teşebbüs, Netanyahu’yu çok rahatsız etmişe benziyor.
Netanyahu, Trump’tan yardım istiyor.
Beyaz Saray’daki Oval Ofis’teki son konuşmadan sonra Netanyahu, Vadedilmiş Topraklar idealinden vazgeçer mi?
Yoksa Yahudiler, yollarının üstündeki son engeli kaldırmak için düğmeye mi basarlar?

Aslında Trump ile Netanyahu arasında “Kim patron?” kavgası var.
Yahudiler, iki bin yıldır başkenti Kudüs (Sion) olan büyük bir ülkenin peşinde koşuyorlar.
Hatta bayrakları bile Vadedilmiş Topraklar’ın haritası olarak düzenlenmiş.
Bu büyük İsrail ülkesi, Nil ile Dicle nehirlerinin arasında bulunuyor.
Yahudiler, Nil ile Dicle arasındaki toprakların Rab tarafından İsrailoğullarına vaat edildiğine inanıyorlar.
Bugün Vadedilmiş Topraklar üzerinde, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün’ün tamamı ile Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ın bir kısmı bulunuyor.

Yahudiler, Suriye topraklarının inançları gereği kendilerine ait olduğuna inanarak, Türkiye’nin yeniden Suriye’de var olmasına tahammül edemiyorlar.
Halbuki Suriye ve civarı 11. asırdan 20. asra kadar Türk topraklarıydı.
Bu topraklar I. Dünya Savaşı sonrası Batı devletlerinin eline geçti.
Sonra Kudüs ve çevresinde Yahudilerin büyük gayreti ile 1948 yılında İsrail devleti kuruldu.
Netanyahu, bugün Suriye topraklarını Vadedilmiş Topraklar’a dönüşün ikinci adımı olarak görüyor.
İlk adım, 1948 yılında İsrail devleti kurularak atılmış idi.

Trump, Netanyahu’ya “Bana makul isteklerle gelirsen, Türkiye ile olan sorunlarına çözüm bulabilirim.” diyor.
Netanyahu ve Yahudi lobisi, Vadedilmiş Topraklar’a ulaşmak için Armageddon Savaşı’nı çıkarmayı bile göze almış durumda.

Makul olmak, akıllı olmak demektir.
Yahudiler, bugünkü İsrail devleti sınırları içinde Yahudi, Arap, Filistinli demeden, inanç farklılıklarını kaşımadan barış içinde yaşamaya karar verirlerse, ordusu olmasa bile huzur ve barış içinde uzun yıllar yaşar ve var olabilirler.

Yahudi ve Araplar aslında baba bir, anne ayrı kardeş veya kuzenler...
Ama Yahudiler, Vadedilmiş Topraklar’ın peşinde inatla koşuyorlar...

Netanyahu bir yıl önce ABD Temsilciler Meclisi’nde “Biz Yahudiler hayatı kutsayan bir milletiz.” demişti.
Hayatı kutsayan bir insan savaş istemez.
Makul olan insan da savaş istemez.

İnançlar, insanları birbirinden, hatta kardeşleri ve kuzenleri ayrıştırmamalı.
İnsan, gördüğü insanı sevemezse, görmediği Rab’bini hiç sevemez.

İnsanların “Yaşasın insanların kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü, adalet ve hayatın kutsallığı” diye haykırdığı günlerin uzakta olmamasını diliyorum.
Akıl, her daim devrede olmalı ki yaşam güzel ve kutsal olsun.
Tabii, huzur için, barış için...