Siparişgötürdüğü otelin piyanosunu çaldığı anlar sosyal medyada paylaşılınca tanıdıkkurye Can İncir'i. Hiçbir müzik eğitimi almadan dinleyerek öğrendiği parçalarıtelefonuna indirdiği piyano uygulaması ile çalmaya başlayan İncir, bu videosayesinde hayalini gerçekleştirme fırsatını yakalamış gibi görünüyor.

Buvideonun paylaşılmaya başlandığı günlerde izlediğim bir film; beni insanınyeri, hayalleri ve yetenekleri konusunda bambaşka düşüncelere sevk etti.Başrolünde Tim Roth'un oynadığı ve insanın bu dünyadaki varlığını ve kendisiiçin kurguladığı geleceği sorgulatan bir film "1900 Efsanesi"...

Herseferinde en az 2 bin yolcunun kıtalararası seyahat ettiği dev birtransatlantik... Yolcularının sınıflara ayrıldığı ve yüzlerce çalışanı olanyüzen bir dünya... Geminin yolcularından birinin doğurup güverteye bıraktığı vegeminin tayfalarından Danny Boodman Leman'ın bulduğu bir bebek...

Bebeğeverilen isim ise oldukça ilginç. Danny Boodman 1900... Leman, bebeğe kendi isminiverir ve sonuna da "1900" ekler. Çünkü bebek, yüzyılın ilk ayının ilkhaftasında bulunmuştur. Hayatının geri kalanında herkes ona kısaca "1900" diyehitap edecektir.

Küçük1900, bir gemi büyüklüğündeki beşiğinde geminin makine dairesinde yüzlerceişçinin arasında büyür. 1900'ün kendisinden alınmasından korkan Leman, onu hepgemide saklar. Okuma yazmayı öğretip ona annelik yapar.

1900,okuma-yazmayı öğrenmeye çalıştığı günlerde bir gazetedeki "öfkesi burnundaanne" başlığını okuyunca Leman'a "Anne nedir?" diye sorar. Leman da "Anne birattır." cevabını verince 1900, yaşamının geri kalan yıllarında anneyi "at"olarak bilir ki filmin bu sahnesi oldukça etkileyicidir. Leman, makinedairesindeki bir kazada yaralanıp üç gün sonra ölünce 1900 yedi yaşında yalnızkalır.

1900'ünhayatındaki ikinci dönüm noktası, 1. sınıf yolcuların seyahat ettiği bölümegeçip ilk kez gördüğü piyanoyu çalmaya başlamasıdır. Her ne kadar onun bubölüme geçmesi yasak olsa da onun güzel performansından etkilenen tüm yolcularetrafında toplanır ve 1900'ün gemideki müzisyenlik macerası başlar. Piyano vemüzik konusunda doğuştan bir yeteneğe sahiptir. Tıpkı Can İncir gibi hiç müzikeğitimi almamasına rağmen doğaçlama müziği ve besteleri ile "Yedi Denizin EnBüyük Piyanisti" olarak ün kazanır.

1900'ünhayatındaki üçüncü dönüm noktası ise trompet çalmak için gemiye binen Max iletanışmasıdır. Bütün dünyası gemi ve okyanuslar olan, 88 tuşu bulunan piyano ilesınırsız bir müzik yapabilen ve o güne kadar karaya hiç ayak basmayan 1900;rüyalarında güzel ülkeleri görür, hayalinde bu şehirlerin caddelerinde gezer, oşehirleri karış karış gezmiş gibi Max'e anlatır.

Max,başka bir hayatın mümkün olduğunu anlatsa da onu gemiden inmeye bir türlü iknaedemez. O korunaklı kaleden çıkmaya bir türlü cesaret edemez. 1900, dünya ilekıyaslandığında adeta parmaklarının dokunduğu alan kadar küçük olan o devgemide münzevi bir yaşamı tercih eder. Onun vatanı gemi, yolu deniz, sahipolduğu tek şey ise piyanosu ve müziğidir.

1900,bir gün arkadaşı Max'e "Görmem gereken bir şey var; okyanus..." der. "Sendoğduğundan bu yana başka bir şey görmedin ki..." diyen Max'e verdiği cevapoldukça ilginçtir: "Ama ben hep buradan gördüm. Bir de oradan görmek istiyorum.İkisi aynı şey değil. Karada okyanusun sesini duyabilirsin ama bir gemiden onuduyamazsın. Duymak, sana yaşamın muazzam olduğunu söyleyen haykırışıişitmektir. Bir kez onu duyarsam, işte o zaman burada sonsuza dek kalabilirim.Okyanus bana bir şey söylemiyor ama ayrılıp biraz karada yaşarsam, o zamannormal biri olacağım."

1900böyle dese de bir türlü gemiyi terk etme, o hayalini kurduğu dünyayı keşfetme,okyanusa karadan bakma cesareti gösteremez. Ekonomik ömrünü tamamlayıncaboşaltılan ve patlatılarak açık denizde imha edilmesine karar verilen viranegemi hâlâ 1900'ün vatanıdır; gemi boşaltılırken saklanıp kendini unutturmayıbaşarır. Okyanusta başlayan hayat, açık denizde patlatılan gemi ile birlikteokyanusun derin sularına gömülür.

1900Efsanesi; trompetçi Max'in gemiye bindiği ilk gün 1900 ile tanışması, ilk kezgörüp âşık olduğu kadın için yaptığı şarkının kaydedildiği plağın antikadükkanında ortaya çıkışı ve Max'in arkadaşını ikna etmeye çabaladığısahneleriyle izleyiciyi bambaşka duygulara sevk ediyor. Kurgusu, hikayesi veuyandırdığı hislerle izleyiciyi sorgulamalara sevk eden bir film.

İnsanıngerçek vatanı neresidir? Kendini nerede güvende ve huzurlu hisseder? Aslendünya gurbetine çıkan insan, ait olma hissini yaşamanın tadına nerede varır?Dünyaya gözlerini açtığı ve "vatanım" dediği yer ile arasındaki bir bağ ne kadargüçlü olabilir? Bir şeyi/yeri görebilmek için onu/orayı terk etmek mi gerekir?

İzlediğimharika bir filmin zihnimdeki yansımaları ve bende cevabını arayan sorular...Belki bir gün bu sorulara cevap ararız. Yaşadığımız deprem felaketi sonrasındabu filmi izleyen birçok kişinin duygu dünyasını sarsacağını düşünüyorum.

İyiseyirler...

22.02.2023