Hicrî takvimin 9. ayı olan Ramazan, İslam’ın şartlarından biri olan “oruç tutmak” ibadetinin yapıldığı bir aydır.
Eski Arap takviminde 9. ayın adı Nâtık idi; İslamiyet döneminde Ramazan adı verilmiştir ve bu kelime “yakmak, ısıtmak, ısındırmak, sıcaklaştırmak” anlamına gelir. Muhtemelen bu ayda insanların günahlarının yanıp yok olmasından kaynaklanan bir adlandırma olsa gerektir. 18. yüzyıl şairi Nedîm, Ramazan kasidesinde, bu ayın adının sıcaklık ile olan ilişkisine işaret ederek şöyle der:
Şu soğuk günlere bir pâre ısındırdı bizi
Bir gün evvel erişip geldi hele mâh-ı sıyâm
(Oruç ayı, bir gün önce gelip bizi şu soğuk günlere/günlerde biraz da olsa ısındırdı)
Demek ki Nedim’in bu şiiri yazdığı günlerde de şimdi olduğu gibi bir kış ramazanı imiş.
Bu kısa giriş bilgisinden sonra, Ramazan ayının kültürel doğurganlığına geçelim…
Bütün kültürlerde 12 aylık bir zaman dilimi olduğu gibi Arap ayları da 12 aydır ve 10 Muharrem günü Hz. Hüseyin’in şehadeti ve anılması dışında, diğer aylarda yaşanan bir kültürel olgu sadece Ramazan ayında vardır.
Rü’yet-i Hilal
Başta “rü’yet-i hilal” (hilalin görünmesi) olgusu vardır. Ramazan ayının başlangıcını gösteren bu olay, bütün İslam âlemi için en önemli anlardan biridir. Çünkü oruç tutulmaya, hilal görününce başlanacaktır. Bu konuda önceleri kadıların gözlemleri geçerli olurdu. Dünya haritasındaki farklılıklardan dolayı çoğu zaman ihtilaf doğar ve o ramazanlar “rü’yet-i hilal” tartışması ile geçerdi. Daha yakın zamanlarda, Türkiye’de de rü’yet-i hilal tartışması yaşanmış ve üçüncü arefe günü, cemaat ikindi namazından çıkarken, namazdan çıkan birinin cami bahçesinde karpuz kırıp yediğini hatırlıyorum. Artık rasathaneler kullanılarak net hilal gözlemleri yapılıyor.
Mahya Geleneği
Ramazan ayı geldiğinde, iki minareli camilerde minareler arasında mahya asma geleneği ortaya çıkmıştır. Eskiden yağ lambalarıyla yapılan mahyalar, daha sonra elektrik ile yapılır olmuştur. Bu işi yapmak üzere başlı başına bir “sirraclık”(mahyacılık) denilen meslek oluşmuştur ve eski İstanbul’da bu işten ekmek yiyen yüzlerce insan olduğu söylenir.
Teravih Namazı
Teravih namazı, ikişer rekât kılınıp arada dinlenildiği için bu adı almıştır. “Tervîh” kelimesi “rahatlatma, dinlendirme” demektir. Gerçi bizim imamlar dörder rekât ve hızlı kıldırarak cemaati daha çok yoruyorlar ya…
Teravih namazlarında iki dört rekât arasında genellikle Itrî’nin bestesi olan Salât-ı Ümmiyye okunur. Halkımızın ortak okuyabildiği en yaygın eserlerden biri budur. (Diğeri gene Itrî’nin bestesi olan Tekbir’dir.) Erzurum’da teravihten sonra okunan Erzurum ağzı “İşfa’ lena” duası, müzikolojik bir zenginlik de taşır. Elazığ’da teravih öncesi minareden okunan salalar, Harput musikisinden oluşan bir konser gibidir.
Çocuklar genellikle cami alışkanlıklarını teravih namazlarında edinirler. Yarı ibadet-yarı oyun şeklinde geçen bu ısınma dönemi, çocukluk çağı için önemlidir.
Ramazan Eğlenceleri
Günümüzde daha çok radyo ve televizyonlarda sergilenen Ramazan Eğlenceleri, eski İstanbul’un temel kültürel zenginliklerinden biriydi. Başta Orta Oyunu ve Meddah olmak üzere, Türk tiyatrosunun ana kaynaklarından biri bu şenliklerdi. Bu Orta Oyunları ve Meddah geleneği pek çok karakterin ortaya çıkıp sembolleşmesine ortam hazırlamıştır.
Yemek Kültürü
Ramazan ayı “yemek yememek ve hiç bir şey içmemek” üzerine yapılan bir ibadete sahne olduğu için, akşama kadar yemek yemeyip aç kalan insanların yemek kültürüne ağırlık vermeleri son derece tabiidir. Bir tür “bireysel ödüllendirme” olarak da görülebilecek olan iftar ve sahur yemekleri (Belki daha çok iftar yemekleri), Ramazan ayında daha çok konuşulur ve yemek konusunda yaratıcı fikirler ileri sürülür. Başta yemek çeşitleri olmak üzere, tatlılar, hoşaflar, şerbetler üzerine sohbetler yapılarak, iftar vakti beklenir.
Memleketim Turgutlu’da sadece Ramazan ayında üretilip satılan “Ramazan Sucuğu” vardır. İpe dizilmiş cevizi lokum ile kaplayıp vitrine asmaktan ibaret olan bu Ramazan kültürü Turgutlu’ya has bir Ramazan kültürü olgusudur. Keza gene Turgutlu’da “dolma ekmek”, “nohut unundan çörek” gibi yiyecekler de Ramazan geleneğidir. Nohutlu ekmek şurupla tatlandırılarak tatlı olarak da yenir. Biz çocuklar, gene nohut unundan yapılmış küçük çöreklerle iftar yapmayı severdik. Ayrıca Turgutlu’da akşam namazı için camiye iftarlık getirilir; cemaat namazdan önce orucunu açar. Elazığ’da, iftar-teravi arası buluşmalarda ve iftar sonrası sohbetlerde şeker kaplamalı badem yenirdi. İkindiden sonra insanlar, kaldırımlarda makinalarla yapılan badem şekerini alırlar ve iftardan önce veya sonra yerlerdi. Anadolu’nun başka yerlerinde kim bilir daha ne yemek-içmek geleneği vardır!...
Çocuk İftarı
Eski İstanbul’da Ramazan ayına mahsus “Çocuk iftarı” yapılırdı. İftar vakti çocuklar bir yerde toplanırlar; oruç konusunda öğretici kısa bilgiler verilir, sonra iftar yapılır ve eğlence kısmına geçilirdi. “Çocuk iftarı’nın en ilginç yönü, çocuklar dağılırken onlara “diş kirası” olarak hediyeler verilirdi. Öyle ya… İftarda yemek yerken dişleri yorulmuştur. Ben Kubbealtı Cemiyeti’nin düzenlediği birkaç Çocuk İftarı’na denk gelmiştim. Muğla’da da kurucu rektörümüz Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı ve muhterem eşi, her sene Çocuk İftarı yapar ve çocukları sevindirirlerdi.
Diğer Kültürel Unsurlar
Ramazan ayı “11 ayın sultanı” unvanını almıştır. Bu adlandırma başka aylarda yoktur.
Hiçbir ay için “Hoş geldin” ve “El veda” ilahileri okunmaz; Ramazan için okunur.
“Ramazan topu” ve “Ramazan davulu” sadece bu aya özgüdür.
Ramazan ayına has deyimler vardır: Afyonu patlamak, temcit pilavı…
Başka aylar için fıkra yok denecek kadar azdır; ama Ramazan fıkraları neredeyse bir külliyat oluşturur.
Klasik şiirde hakkında en fazla şiir yazılan ay, Ramazan’dır; halk edebiyatında da hakkında en fazla mâni söylenen ay, Ramazan’dır. (Bu arada “Ramazan-nâme” kitabını neşreden ve 1990 yılında hacda tünel faciasında kaybettiğimiz rahmeti Prof. Dr. Amil Çelebioğlu’na da rahmet dileyelim.) Yani Ramazan ayı şiirimizde de geniş bir yer tutar.
Mutlaka bilmediğimiz pek çok Ramazan geleneği var. İnşallah bunlar derlenip toparlanır.
Görüldüğü gibi, Ramazan ayı, sadece bir oruç ayı değil, oruca başlı olarak toplumun ürettiği pek çok kültürel unsurun da yaşandığı bir aydır.