Değerli dostlarım, Aralık ayının 20'nci gününden itibaren 1 Şubat tarihine kadar Yörük kültüründe “Zemheri” diye adlandırılır. Kış mevsimine giriş anlamını da taşır. 2025 Miladi yılımız daha yeni başlamasına rağmen ilk ayı olan Ocak ayı bitti sayılır. Ocak ayının son günlerini yaşıyoruz. Günlerimiz çok hızlı geçiyor. Farkında olanlarımız var, farkında olmayanlarımız var. Farkında olanlarımız maddî bakımdan da manevi bakımdan da içinde bulunduğu günleri ve saatleri değerlendirme gayreti içinde oluyorlar. Farkında olup da değerlendirme gayreti içinde olmayanlarımız da oluyor. Tabii bir durum diye düşünürüm ama konumuz bu değil. 1 Şubat tarihinden itibaren de yine Yörük kültüründe “Hamsin” diye bir mevsim başlar. Öncelikle söylemek isterim ki artık bu mevsim durumlarını bilenler oldukça azaldı. Hamsin mevsimi (50) elli gün devam eder. Yine kültürümüzde, elli gün devam eden bu Hamsin mevsiminde yarısı kış, yarısı da yaz günleri yaşanır diye hep duymuşuzdur hayatımızda.

Çok eskilere gitmeye gerek yok. Daha yirmi otuz yıl öncesine kadar bu mevsim geçiş dönemlerini rahatça görebiliyor ve yaşayabiliyorduk. Ancak son otuz yılda bu biçimde kış ve ilkbahar mevsimini yaşayamaz ve göremez hale geldik. Sebebi ise biz insanlara bağlı diye değerlendirmek istemiyorum ama galiba gerçek bu şekilde gerçekleşiyor.

İnsanoğlu rahata çok çabuk alışır ve yaşadığı hayattan da asla vazgeçmek istemez. Gençlik yıllarımda evlerimizde odun yakarak hem ısınır hem de yemeklerimizi pişirirdik. Yakın köylerimizden insanlar ormandan “Orman emvali harici” denilen, at ve eşek sırtında getirdikleri odunları satarak hem biz Ula'lı insanların yakacak ve ısınma ihtiyaçlarını karşılar hem de köyden gelen ve odun satan insanlar da kendi ihtiyaçlarını karşılayarak günlerini takip ederlerdi. Bu anlattığım bir masal ya da hikâye değil, yaşanan olaylar zinciriydi. Gerek ısınma gerekse yemek pişirmek için köylerden gelen odun alamayan insanlar da kendi ihtiyaçlarını yakın yerlerden, asla ormana zarar vermeden, sırtımızda getirerek hayatımıza devam ederdik.

Sonradan hem rahata alıştık hem de orman içine girilmesi bazı normlara bağlandı ve insanlar, bütangaza yönelerek yemek pişirmede kullanmaya başladı. Isınma ise tam bir garabet haline gelen kömür yakılmasıydı. Yıllarca bu memlekette “Yatağan Kömürü” yakılarak ısınmada kullanıldı. Yatağan Kömürü de doğru yakılmadı. Bu kömür yakılması uzun yıllar sürdü. Sonradan bazı kısıtlamalar getirilse de daha önceden alınmış ve depolarımızda bulunan Yatağan Kömürü yakılmaya devam edildi. Bu kömürün kalorisi azdı ama havayı kirletmesi çok kesif biçimde hayatımıza devam eder hale geldi. Yıllar yılları takip etti ve tertemiz olan havamız hem ısındı hem de kirlendi. Tabii beldemizden 30-35 km uzaklıkta olan Yatağan Termik Santrali de ayrı bir garabet harikasıdır. Yatağan Termik Santrali, 80’li yıllardan itibaren bacasında hiçbir tedbir alınmadan, herhangi bir filtre konulmadan yıllarca kömür (Yatağan) yakılarak havamızı hem ısıttı hem de kirletti.

Kirlenen ve ısınan havamız “İklim Değişikliği”ni de beraberinde getirdi. Adına kısaca İklim Değişikliği deyiveriyoruz. Tabii küçücük Muğla’da, küçücük Yatağan’da bu işlemlerden dolayı elbette havamız sadece ısınmış ve kirlenmiş değil. Öncelikle Türkiyemiz ve sonrasında tüm dünya insanları, oldukça rahata alıştığımız için ve bu arada sanayileşme de devam ettiğinden dolayı artık havamız eski hava değil; kirli ve puslu bir havayı solumak zorunda kaldık ve devam ediyoruz. Odun, kömür ve benzeri yakacak enstrümanları halen kullanılıyor dersek, buralarda da ülkemizin diğer şehirlerinde de aynı durum devam ediyor diyemeyiz. Ancak daha önceden ısınan ve temizlenme ihtimali çok az olan (sanayi atıkları) havamız hem ısındı hem de kirlendi. Gerek yazılı gerekse medya yoluyla edindiğimiz bilgiler ışığında, ısınan ve kirlenen havamızın temizlenmesi ve daha yaşanılabilir bir hava elde edebilmek için “İklim Anlaşması” adı altında bir metin hazırlandı ve bazı ülkeler bu metne imza koydu. Bizim devletimiz de bu metne imza koyanlar arasına katılmış durumdayız. Ancak dünyanın en gelişmiş (güya) ve dünyanın patronuyum diye halen süper güç olduğunu ileri süren ABD bu iklim metnine imza koymadı ve koymayacağını da insanlığa deklare etti.

Şimdi şükürler olsun doğalgaz kullanılmaya başlandı. Buralara daha yeni geldi. Adından da anlaşılacağı üzere havamızı kirletmeyen ve temiz olan bu gazı dışa bağımlı olarak tüketmeye devam ediyoruz. Dışa bağımlı demek, dış memleketlerden, bazısı komşumuz olan devletlerden döviz karşılığı olarak satın alıp evlerimizde ve işyerlerimizde kullanmaya başladık. Muğla ili olarak Yatağan, Merkez ilçe ( Menteşe ilçesi) ve Ula ilçemiz doğalgaza kavuştu. Özellikle belirtmeliyim ki gerek altyapı kanalizasyon gerekse doğalgaz sisteminin ilçem Ula’ya gelmesine ve yapılmasına sebep olan, vesile olan ve emeği geçen başta eski belediye başkanımız Değerli Ağabeyim Nadi Şenkal’a teşekkür ediyorum.

Başta da bahsettiğim gibi, Yörük kültüründeki yaşanan ve bizlere kadar gelen hava hareketleri (meteorolojik hareketler) yaşanamaz oldu. Kış ayları adeta bahar günleri gibi geçmeye başladı. Bu sene belki daha belirgindi. Ekim ayında, adı üzerinde olan bu ayda hububat ekimi yapılırdı. Bu sene hiç yağmur olmadı. Hiç yağmur yağmadığı için ancak ekimler (buğday, arpa, yulaf ve diğer sığır yiyecekleri olan ot ekimleri) kasım ve aralık aylarında yağan yağmurlar sayesinde yapılabilirdi.

Bu arada, nasıl ki hayvanlar (kış uykusuna yatan hayvanlar) kış uykusuna yatar ise bazı meyve ağaçları da kış uykusuna yatarlar idi. İdi diyorum, çünkü son yıllarda meyve ağaçlarımızın çoğu kış uykusunu uyuyamaz oldu. Kış aylarında hem soğuk olmuyor hem de kırağı ve buz olayı olmadığından soğuk hava oluşmuyor. Ziraat yapan, çiftçi olan kardeşlerimiz ve üreticiler de bu iklim şartlarını dikkatle takip ediyorlardır şüphesiz. Özellikle Tarım Bakanlığımıza çok iş düşüyor diye düşünüyorum. Sebebi ise “Ben dedemden böyle gördüm, ben babamdan böyle gördüm ve tarlamı böyle yaparım” diyen bir kuşaktan (yaş sınırlaması değil) bahsediyorum. Artık güncel olarak iklimimize göre, hava şartlarına uyumlu ve uygun sebze ve meyve üretmek için çaba gösteren üretici ve ziraatçilerimize yardım etmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Önümüzdeki birkaç gün sonra Ocak ayı sona eriyor. Bu sene Kameri ay da Miladi takvimle birlikte gidiyor. Recep Ayı Ocak ile başladı, Recep Ayı da sona eriyor. Şubat ayı ile birlikte Şaban Ayı da başlıyor. Şubat ayı içinde cemreler düşmeye başlayacak. Bahar müjdecileridir ama kış olmadı ki zaten havalar ilkbahar ayı, ilkbahar mevsimi gibi. Bu hava durumları bizler için mutlaka bir imtihan meselesidir diye düşünüyorum.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.