Özensiz ve paldır küldür bir hayat… Görgü ve nezaketten yoksun ilişkiler, estetikten yoksun bir yaşam…

Her işe hurra dalıyoruz. Hep bir curcuna hep bir keşmekeşlik… Ciddi meselelerde, önemli işlerde dahi bir lakaytlık…

Giriş-çıkışlardaki itiş kakış, yeni bir mağaza açılışı ya da sokakta sıradan bir gün… Çarşı pazardaki gürültü, koşuşturma, özensizlik ve saygısızlık…

Geç başlayan toplantılar, toplantının/etkinliğin ortasında çıkmaya çalışanlar, sonradan gelip önlerde kendisine yer bulmaya çalışanlar…

Şakur şukur çay karıştırmalar, bağırarak konuşmalar, toplu taşıma araçlarındaki saygısızlıklar ve insafsızca kirletilen dünya… Kısacası oldum olası bir hayat…

Edepten, hayadan, ahlaktan, saygıdan, görgüden uzak; bencil, nobran bir tavır ve davranış almış başını gidiyor.

İlişkilere ve hayata yansıyan bu özensizliğin nedeni ne olabilir? Şikâyet ettiğimiz şeylerin nedenleri konusunda bir fikrimiz var mı? Çözümü için kafa yoruyor muyuz?

Hayır! Sadece söyleniyor, şikâyet ediyor, sosyal medyada bilgece paylaşımlar yapıyoruz.

Bir etkinlikte Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a yaklaşan yaşlı bir vatandaş, hasta olduğu halde otobüste gençlerin kendisine yer vermediği, bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyor. Sayın Başkan da kendisini izleyenlere Türk örf ve adetlerini hatırlatarak yaşlılara yer verilmesini istiyor.

Sayın Aras, bu diyaloğu sosyal medya hesabında paylaşmış. Yorumlara bakınca “Eyvahlar olsun!” diyorsunuz. Emekliler evinde otursun hezeyanları… Yorumlarda saygı dışında her şey var. Saygısızlık, hoşgörüsüzlük ve vicdansızlık var. Başkan örf ve adetlerimiz hatırlatmış ama kimsenin öyle bir derdi yok. Varsa yoksa bencillik…  

Ve’l hasıl-ı kelam, bazılarına göre böyle bir sorun yok. Sorun saygı bekleyenlerde... Sorun olarak gören bazıları ise olayları sadece görünür sebepler ve sonuçları üzerinden, fayda-etki açısından değerlendirip geçiyor. Geçiyor, çünkü durup düşünmüyor. Nedenlere bakmıyor. Çözüm için sahici adımlar atmıyor.

Kısacası, hepimiz kolay olanı seçiyoruz: Eleştiriyoruz, dedikodu yapıyoruz, söyleniyoruz. Başkalarına öğütler veriyoruz.

Ne yazık ki söylenmek yerine ilgilisine söyleyen, müdahale eden, çözüm arayan yani sorunu gerçek anlamda dert edinen yok.

Çünkü dertlenmek demek, sorumluluk almak demek. Müdahale etmek demek, rahatını bozmak demek. Mücadele etmek, risk almak demek.

Geriye bir yol kalıyor. Sorunsuz, sorumsuz, risksiz ve rahat bir yol…

Şikâyet etmek…

Öyle olunca da bir kısır döngünün içinde savrulup duruyor ilişkilerimiz. Hayat ise bir yavanlık, acımsızlık, acımasızlık içinde geçip gidiyor.

Peki bütün bunların müsebbibi ne? Hayatımızda eksik olan ne?

Edep, ahlak, âdâb-ı muâşeret eksik. Estetik duygu ve uğraşılar eksik. Usul bilgisi; görgü, nezaket eksik. Özen, plan, program ve organizasyon eksik.

Kısacası, her şey eksik olunca hamur kıvama gelmiyor. Ağız tadı ile yiyemiyoruz tepside pişeni. Çenemizi yoruyor, midemizi şişiriyor, sindirim sistemimizi bozuyor.

Bu özensizlik, usulsüzlük, üslupsuzluk, görgüsüzlük; ağzımızın tadını, işimizi ve ilişkilerimizi bozuyor. Kirlenen zihinler ile mesele tartışılmaya başlanınca her şey iyice birbirine karışıyor.

Görgü, kurallı ve saygılı bir yaşamın mayasıdır. Kurallı yaşam söz konusu olduğunda belediyelerin de önemli görev ve sorumlulukları var. Muğla neden saygının, nezaketin, düzenin, günlük yaşamın her anına ve alanına egemen olduğu bir şehir olmasın?

Umarım, Başkan Ahmet Aras’ın hatırlatmaları karşılığını bulur. Umarım, belediyeler bu konuları da gündemine alır. Umarım, şehrin imarına milyonlar harcayan belediyeler, insanlığın inşası için de küçük bütçeler ayırabilir.

Ayıralım ki, birileri otobüslerdeki o koltukların bilet alıp binenin değil; yaşlının, hastanın, hamilenin, engellinin, kadının yeri olduğunu öğrensin.

29.01. 2025