Geçen hafta biri Bodrum’da biri Datça’da “tevafuk” dedirtecek iki olay yaşandı. İngilizlerin dönemin padişahı Sultan Abdülmecit'in izniyle yaptığı 1857-1858 yıllarında Datça Knidos kazılarında bulunup, İngiltere’ye götürülen ve British Museum'da sergilenmekte olan orijinal Demeter heykelinin Datça’daki kopyasına saldırıldı.

Belediyenin çay bahçesinde ve oralarda bir kamerada mı yokmuş bilmiyoruz, vandallar henüz bulunamadı...

Dertleri neydi acaba?

Yine geçen hafta Bodrum’da çevreci hukukçu Av. Remzi Kazmaz, 1850’li yıllarda Abdülhamit’in özel izni ile gemilerle İngiltere’ye götürülerek yine British Museemu’a konulan Kral Mousulos’un mezarı ve eserlerinin geri alınması için imza kampanyası başlatıldı...

Bir dostum, “Elin gavuru iyi ki götürmüş. Orada koruyup insanlığa sergiliyorlar işte. Burada olsalar başlarına neler gelmezdi.” dedi. Bir de “vandallar” yüzünden böyle bir görüş var...

+

Tabii ben yukarıdaki görüşe katılanlardan değilim. Tarihi eserler, insanlığın ortak kültürel mirasları bulundukları yerde sergilenmeli.

Yıllardır Muğla’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan tarihi eserler (mimari olmayan) genellikle en yakın müzeye gönderiliyor, oralarda da yeterli sergileme alanı bulunmadığından “depoya” konuyorlar. Dalyan ve Marmaris’te çıkan eserler Fethiye’de, Datça’da, Milas’ta bulunan eserler Bodrum’da, Yatağan ve Ula’da çıkan eserlerde Menteşe’de genellikle depolanıyor...

İnsanın “Madem sergileyemiyorsunuz, neden toprak altında bırakmadınız?” diyesi geliyor!

Olması gereken belli tabii... Kazıları hızlandırmak ve restorasyona ağırlık vererek, bu yerleri düzenlenmiş ve güvenliği sağlanmış ören yerleri olarak ziyarete açmak... Bu ören yerlerinin yanında da “Müze” ile birlikte “Açık Hava Müzesi” kurmak...

Bu konuda son yıllarda Efes ile adeta yarışan Stratonikeia ve Lagina öncelikli olmalı.. Şu anda tam bir açık hava müzesi olan antik kent bir müzeye de kavuşturulmalı ve Muğla Müzesi’nin girişinde sergilenen ‘Tanrıça Hekate Heykeli” çıkarıldığı yerde sergilenmeli...

+

Bu anlamda Bodrum’da başlatılan kampanya çok önemli. Bodrumlular Kral Mousolos’un Anıt Mezarı’nı geri istiyor. Daha önce de istenmişti... Sadece Mousolos değil, Datçalılar da Knidos Aslanı’nı, Demeter heykelini istemişler, kampanyalar düzenlemişlerdi.

Hepsi sonuçsuz kaldı...

Muğla’da bir “Mulaj Müzesi” var... İlgilenenler dışında kimsenin varlığından haberdar olduğunu sanmıyorum. Muğla Sıtkı Koçman Ünversitesi’nin sanıyorum Rektörlük binasında.. Adeta oraya hapsedildiler. Öğrencilerin haberi var mı bilmiyorum. O müzedeki çok kıymetli kopyalar daha önce Atatürk Kültür Merkezi (AKM) fuayesinde sergileniyordu. Orada hem öğrenciler hem de oradaki etkinliklere gelen Muğlalılar görebiliyordu...

“Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Karya Heykel Festivali”ni hatırlayanınız var mı? Üniversite yerleşkesi ve şehrimizin değişik yerlerinde gördüğünüz mermer heykeller o festivallere Dünya’nın dört bir yanından katılan yontu sanatçılarından kalmadır...

Üniversitenin aydın rektörlerinden Prof. Dr. Şener Oktik başlatmıştı o festivali. Mulaj Müzesi’de O’nun eseriydi. O’ndan sonra hepsi unutuldu... Oysa Muğla “Dünya Kenti” olma yoluna o yıllarda girmişti bile...

+

Peki Knidos’un yurt dışına kaçırılmış heykellerinin kopyaları Datça’nın meydanlarını, parklarını süslemesin mi?

Elbette süslemeli... Ki Demeter heykelinin başına gelen de ilk değildir. Datça gibi bir yerde daha önce Can Yücel’in anıt mezarına da saldırılmıştı. Elbette vandallara teslim olunacak da değildir... Demeter heykelini çay bahçesine koymayı bilenler, buralara güvenlik kameraları koymayı da bilmeliler...

Bence yurt dışına Muğla topraklarından kaçırılan tüm eserleri geri getirilmesi için Muğla Büyükşehir Belediyesi bir kampanya başlatmalı.

Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Aras’ın “Dünya Kenti Muğla” vizyonu gereği ilk işlerinden biri Muğla ile işbirliklerini geliştirmek hedefiyle dünya kenti belediye liderlerine işbirliği mektubu göndermişti.

O zaman başta Paris, Londra, Roma, Barcelona, Madrid, Brüksel, Atina, Viyana, Los Angeles, Boston, Kobe, Münih, Stuttgart, Hamburg, Vancouver, Sydney, Seoul, Ahmedabad, Tianjin olmak üzere dünya çapında değerli kentleri yöneten 70 belediye liderine Muğla’dan mektup gitmişti.

Başkan Aras pekala bu çok önemli konuda da ‘kültür varlıklarımızın iadesine destek isteyen’ birer mektup daha gönderebilir...

+

Dünyanın 7 harikasından biri olan Kral Mousolos’un anıt mezarının geri getirilmesi için düzenlenen imza kampanyasını CHP YDK Üyesi Av. Remzi Kazmaz başlattı. Kazmaz “Gerek uluslararası sözleşmelerle gerek milletlerarası anlaşma ve centilmenlik görüşmeleri ile gerekirse Hukuk süreçlerini işleterek geri almak için çalışmalarımızı başlattık” diyor. Kampanya ile ilgili bilgi veren Av. Remiz Kazmaz şu ifadelerde bulunuyor:

1700-1900 yıllarının sonuna kadar Anadolu topraklarından birçok eser çalındı, kaçırıldı, izinsiz götürüldü veya hediye, para karşılığında verildi. Savaş döneminde biz bu eserleri daha iyi koruruz yalanıyla da talan ettiler. Tarihi eserler ortaya çıktığı ülkenin kültürü sosyal yapısı gelenek ve görenekleriyle bütünleşmişlerdir ve doğdukları ülkelerden sökülüp başka topraklara getirilip tutsak edilmesi ne hukuki ne vicdanı nede etik ve ahlakidir. Bu nedenle Anadolu topraklarına ait olan bu tarihi ve kültürel varlıklarımızı ait oldukları bu kadim topraklara biran önce geri gelmesini istiyoruz. Bu konuda başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Kültür Turizm Bakanlığı sorumlularının bu konuda gereken hassasiyeti göstererek bize ait olan tarihi ve kültürel varlıklarımızın en kısa sürede bu topraklara geri getirilmesi için uluslararası ilişkilere başlanmasını talep ediyoruz

+

Datça Yat Limanı'nda bulunan Demeter heykeline yönelik yapılan boyalı saldırı geçtiğimiz günlerde kınanırken, Datça Belediyesi, olayın sorumlularının bulunması için yasal sürecin başlatıldığını ve heykelin en kısa sürede onarılacağını duyurdu.

Belediyenin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Sanata ve kültürel değerlere yönelik bu tür çirkin saldırılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” denilerek, bu tür vandallıklara karşı toplumun kültürel değerlerini koruma konusunda kararlı oldukları ifade edildi.

Datça’nın usta kalemlerinden Yusuf Ziya Özalp “Acısızlığımız” başlığı ile yaptığı paylaşımda “Datça belediye çay bahçesindeki kopyasının haline bakın.. Birilerinin neresine battıysa.. Hangi cinsel açlık veya sapıklık bataklığında yetiştiyse.. Yüzünü gözünü boyayıp, analarının şeyine benzetmişler.. Allah razı olsun cavırlardan.. İyi ki.. zamanında ülkemizin muhtelif  yerlerinden bu tür tarihi eserleri derleyip, toparlayıp müzelerine koymuşlar.. Dünya kültür mirası olarak insanlığa hediye etmişler..Dudak büküp geçmeyinnn.. Heykelin orijinali orada olsaydı.. Neler yapardık kim bilir” ifadesinde bulundu...

Katılmıyorum, saygı duyarım. Öfkeyle yazdığını düşünüyorum. Hem “Söyleyene değil, söyletene bakın” derler...

+

Gazeteci Yazar Sedat Kaya da tepkisini “Toprağın Anasından Ne İstedin Be Vandal” başlıklı yazısıyla gösterdi. Şöyle yazdı:

Bir zamanlar, bereket tanrıçası Demeter, toprağın her bir karışına hayat veren bir sevgiyi içinde taşıyordu. İnsanlar, tarlalarının verimliliğini ona borçluydu; ekinler onun himayesinde büyür, ormanlar onun nefesiyle can bulurdu. Ancak Demeter'in kalbinde en büyük yeri, kızı Persephone alıyordu.

.. Bir gün Persephone, çiçek toplarken yeraltı dünyasının karanlık efendisi Hades tarafından kaçırıldı. Onun kayboluşu Demeter'in dünyasını kararttı. Acısı o kadar büyüktü ki toprağa bereket vermeyi bıraktı. Çayırlar kurudu, tarlalar çatladı, ağaçlar yapraklarını döktü. İnsanlar açlıkla boğuşurken, tanrılar bile Demeter'in kederinden etkilendi. Demeter, kızını bulmak için dünyayı dolaştı. Gittiği her yerde toprak ağladı, yağmurlar hüzünle toprağı dövdü. Sonunda her şeyi gören güneş tanrısı Helios, Persephone'nin Hades tarafından yeraltı dünyasına götürüldüğünü açıkladı.

Demeter, kederle Knidos’un güzel bir tepesinde oturdu. Zaman durdu, dünya nefesini tuttu. Gözleri ufka dalmış, düşüncelere dalmıştı. Bu anın yansıması, tarihte Oturan Demeter heykeli olarak taşlara işlendi. Mermerden yapılmış bu heykel, tanrıçanın hem yüceliğini hem de derin kederini yansıtıyordu. Heykel, zamanla insanların hafızasında Demeter’in sevgisinin ve kaybının bir sembolü olarak yaşamaya devam etti. Sonunda Demeter, Olympos’a çıkarak Zeus’tan kızını getirmesini talep etti.

Ancak Hades, Persephone'ye yeraltı dünyasında nar taneleri yedirmişti. Bu, onun oraya bir bağ kurduğu anlamına geliyordu. Zeus, Persephone'nin yılın yarısını annesiyle, diğer yarısını ise Hades'in yanında geçirmesine karar verdi. Persephone, yeryüzüne her döndüğünde, Demeter'in mutluluğu çiçek açan tarlalara ve dolup taşan meyve ağaçlarına yansıdı. Ancak her sonbahar geldiğinde, Persephone yeraltı dünyasına dönerdi ve Demeter'in hüznü, dünyayı kışın sessizliğine boğardı. Knidos’taki Oturan Demeter, şimdi British Museum'da. Ancak Datça'da limanda bir taklidi var. Saldıya uğradı. Kırdılar bazı parçalarını.

Bu sadece tarihsel, kültürel mirasa bir ihanet değil, Demeter inancının sevgi, yeniden doğuş ve yaşamın sonsuz döngüsü felsefesine de bir saldırıdır.

Datça Belediyesi  şimdi Oturan Demeter heykelini yeniden onaracak.

Bu saldırıyı yapan vandalların bir an önce bulunup, kamuoyuna teşhir edilmesidir dileğim.

Bu cehalet cezasız kalmamalı.

----------                       -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Geçmişine sahip çıkamayan, geleceğine sahip çıkamaz.