Baştan kabul edelim ki, “keşkek” kırsal kesim yemeğidir. Şehirlerdeki keşkek, biraz kırsallığın, biraz da “yerli kültüre özenme”nin sonucudur.
Keşkeğimi pişirdim
Suyunu da taşırdım
Yâri birden görünce
Ben aklımı şaşırdım
Şeklinde bir mani söyleyebilecek kız ancak kırsal kesimde olur. Şehirdeki kızlar nerde keşkek pişirecek, nerde birden yârini görecek de şaşıracak?... Şehir gençleri okulda da beraber olabiliyorlar sevgilileriyle, pastanelerde de… Şimdi bunlara kafe ve benzeri mekânlar da eklendi. Okuldaki, pastanedeki, kafedeki kızın keşkekle işi olmaz ki… Onlar adını bilmediğimiz içecekler ve yiyeceklerle meşguller; keşkekle değil.
Ben çocukluğumdan hatırlıyorum. Bizim oralarda (Manisa-Turgutlu köyleri) keşkek, bir düğün yemeği olarak yapılırdı. Sanırım keşkeğe “düğün aşı” diyen köyler de vardı.
Buğday ezmesi, tavuk veya eti ile yapılırdı ve büyük kazanlarda büyük kepçelerle dövüle dövüle saatlerce pişirilirdi. Birkaç kişi keşkek döverken, birkaç kişi de ocağın altına odun atar ve alevi harlandırırdı. Bu iş yapılırken hatırladığım kadarıyla,
Keşkek koydum ocağa
Koku vurdu bucağa
Vur keşkeği a bacım
Kalmaz yemek sıcağa
Şeklinde maniler söylenirdi.
Şimdi bu ortamlar nerdeeee?...
Bu töreni gerçekleştirecek insan unsuru yok; ortam yok, talep yok… Olan sadece kırsal kesimde oluyor. Keşkeğin o tadı şehirleri sarmıyor. Şehirlerde envai çeşit pastalar, kurabiyeler, tuhaf tuhaf yemekler ve çok garip içecekler hâkim.
Sosyal yapı değiştikçe, elbette ihtiyaçlar ve ritüeller de değişecek. Bir de çağımızın en büyük derdi diyetler ve perhizler de devreye girince buğday ve un mamülleri yavaş yavaş soframızdan ve gündemimizden çekilmeye başladı. Mesela Muğla’da birkaç lokanta, temsilî olarak keşkek yapmasa, mübareği ancak resmî törenlerdeki “nostaljik keşkek”lerde göreceğiz. İşin kötü tarafı, onu da verirken plastik veya kâğıt tabaklarda veriyorlar ve naylon kaşıklarla yediriyorlar. Ben yediğim ilk keşkekleri ağaç kaşıklarda yemiştim. Rahmetli İbrahim amcanım kızı Fatma ablamın düğünü idi. 1962-63 falan. O keşkeğin tadını asla unutmadım. Yediğim her keşkekte o tadı aradım ama bulamadım.
Bir de keşkek, toplumsal bir yemektir; yani bir ritüelistik yönü vardır. Düğünlerde veya resmî toplantılarda verilir keşkek. Aileler bir öğünde keşkek yemek için pek keşkek yemeği yapmazlar. Tabii şehrin yüksek sosyetesi keşkekten uzaklaşalı yıllaaar olduğundan onların düğünlerinin yapıldığı lüks otellerin yemekhanelerine keşkek girmez ve oraya girmediği için de yemek masalarına çıkmaz. Çıkaran olursa belki “Ayyy!.. Ne o öyle? Köy düğünü gibi!...” diye burun kıvırmalar ve aşağı görmeler bile olabilir.
Bizim sosyetemiz, Avrupa’dan gelen her şeyi baş tacı yaptığı için, bu torakların kokusunu taşıyan yemeklere burun kıvırırlar. Bakmayın o “Güneyde bir köye yerleşmek…” fantezilerine!... Gelirler ve o “geri” köylüyü “çağdaş” yapmaya çalışarak entelektüel olarak iyi işlenmiş bir “yabancılaşma” örneği sergilerler.
Dostlar, keşkeğimiz “sınıf atlamak” zorunda… Yapımı basit, malzemelerine ulaşma da kolay bir yemek bu… Tadını insanlığın ortak damak tadına kavuşturduğumuzda ve güzel bir şekilde sunduğumuzda bütün dünyaya tanıtabiliriz bu yemeğimizi. Şimdi koca koca turistik tesislerimiz var ve buralarda keşkek yapmak mümkün. Muğla buna öncülük ederse, folklorik bir yemeğimiz önce herkesin yemeği olur; sonra da dünya sofralarına kurulur.
Bunu yapmak o kadar zor değil… Vilayet, kaymakamlıklar ve belediyeler bu konuda özendirici politikalar geliştirirlerse, bir folklorik değeri insanlığın ortak değeri haline getirebiliriz.