"Karabağlar'daçocukluğu geçen her Muğlalının kendine özgü ne hikayeleri ne maceraları vardırkim bilir? Düşünüyorum da irimler arasında geçen bir orman üzümünün hikâyesi bilebu kadar tatlı esinti bırakıyorsa anılarında diğer hikâyeler herhaldeefsaneleşmiştir. Karabağlar şehre bir o kadar yakın amma velâkin bir o kadaruzak bir hayat bağışlar insana."
Havalarınsıcaklığı beni Karabağlar'a çekiyor: Yaylamıza!.. Yayla dendi mi ayrı bir sevdataşır yürekler. Karabağlar'ın sevdası anlatılmakla bitmez, illa ki yaşamakgerekir. Baharın ılık nefesini hissettiğinizde yayla buram buram tütergözünüzde. Karabağlar'ın sakinliğini, huzurunu bir kenara bırakalım; insananeler hissettirdiğine bakalım. Benim gözümde Karabağlar'da insanın üzerinedeğen tılsımla burada yaşadığı zamanın ötesinde bir şeyler bulur insanlar.Sanki dünyadaki cenneti burada bulmuştur. Hiç bitmeyen masallarını buradayaşamıştır. Her şeyin ötesinde bülbül sesleriyle, bitmeyen yeşiliyle, tertemizhavasıyla ve serin ve dupduru sularıyla yayla kişiye özel bir hayat sunar.
Yaşananbunca güzelliğe hiç emek verilmeden kavuşulabilir mi? Sevgi emek ister.Karabağlar sevdası yüreklere öyle sökün eder ki yaşanılan hiçbir zorlukzahmetten sayılmaz. Sevilerek, istenilerek yapılır bütün işlemler. Oysayaylanın işi biter mi? Hele masrafı biter mi? Yapılan onca emeğin karşısındayapılan masraflar göz önünde bulundurulmaz.
Karabağlar'daalınan bir nefesin bile kıymeti her şeye bedeldir. Muğla'da şehir yaşamıbugünkü gibi kalabalığın ve gürültünün boğuculuğunda değildi. Kendine has; biro kadar munis, bir o kadar huzurlu bir yaşam ritmi vardı şehrin. Bir Muğlalıyabaktığınızda şehrin yüzünü de görürdünüz. Hiçbir mekanda bulamayacağınız birgülümseme, sükunet ve rahatlık. Hatta şehrî bir bilgelik de vardır Muğlalınınparlak bakışlarında. Çünkü şehrin kendine has bir iklimi, bir ruhu vardıriçinde yaşayanlara sirayet eden.
Vebu güzel şehrin içinde sırladığı bir cenneti vardır: Karabağlar! Karabağlardeyince aklıma irimler, kesikler geliyor. Ve kesikleri saran orman üzümlerinitoplamaya çıkışımız. Günümüzde böğürtlen dediğimiz orman üzümleri hambeyazından pembeliğe geçerken olgunlaşmaya yüz tutar koyu bordo renge yakın birrenk aldığında ballanır ve doyulmaz bir nefasette tat verir. Ama orman üzümünütoplamak hiç de kolay değildir. Güle sevdalanan bülbüller gibi dikenlerlemücadele etmek gerekir. İrimlerin arasında çocukluk seyahatlerimizde en çokorman üzümünü kim toplayacak yarışının en erken kaybedeni hep ben olurdum.Topladığım orman üzümlerini atıştırmakta kendimi kaybederdim. Elimde de biravuç yarısı erimiş orman üzümü kalırdı. Eve vardığımızda elim yüzümpalyaçolarınki gibi olurdu.
Karabağlar'daçocukluğu geçen her Muğlalının kendine özgü ne hikâyeleri ne maceraları vardırkim bilir? Düşünüyorum da irimler arasında geçen bir orman üzümünün hikayesibile bu kadar tatlı esinti bırakıyorsa anılarında diğer hikayeler herhaldeefsaneleşmiştir.
Karabağlarşehre bir o kadar yakın amma velakin bir o kadar uzak bir hayat bağışlarinsana. Şehrin şırkından kurtulmak, bir tatlı huzur almak adına kısa biranlığına nefes almak bile Karabağlar'ı bir insan için ne kadar özel kılar değilmi? Şehrin içinde sırlanmış bir efsun yeridir Karabağlar. Bir bakıma şehrinefsanesidir.
Geçenlerdesevgili dostlarım Nail ve Münevver Ongun'u Gökkıble'deki evlerinde ziyaretegittim. Karabağlar sevdalısı bu çiftin gözlerinde, yüzlerinde, duruşlarındaayrı bir hayat okunuyordu. Karabağlar bu insanlara hayat içinde başka bir hayatkatmıştı. Mutluydular, huzurluydular, doygundular ve hayattan bir tatlı huzuralmış gibiydiler. Onları bir fotoğraf kadrajına hapsedemezdim ama bir tablonuniçerisinde betimlediğimde renklerle mutluluğun tarifini de yapabilirdim. Söze değmeyengüzellik arayışını bulmuş bir demin tamamlanışında saklıydı sanki. OnlarınKarabağlar sevdası sözden dem alıp güzelliklere bezenmiş hatırlara, hikâyelereaktarılmış hatta birer esere dönüşmüştü.
Vebu ziyaret esansında ismini sık sık duyduğum şair-yazar ve bestekar HamdiTopçuoğlu ve değerli eşini de tanıma bahtiyarlığına eriştim. Fotoğraf karesinealmayarak aflarına sığınacağım diğer gönül güzeli insanları sırlayacağım.Karabağlar tablosunda Hamdi Bey ve eşinin yeri ayrı. Çünkü onların Karabağlar sevdalarıdaha taze hatta körpe. Karabağlar'da çok yeniler ama Karabağlar ruhlarınaçoktan nüfuz etmiş. Bağlarına, çiçeklerine, meyve ağaçlarına ve de evlerinekadar anlattıkları her bir paylaşımda sanki kırk yıllık Karabağlarsakiniydiler.
Dediksevdadan söz aldık mı mana hükmüne erişir. Tabiki Karabağları anlatırkenşairliğinden bestekarlığına yol veren Hamdi Bey başka bir lisana geçmişti. Aşkdile gelmiş söz, nağmesini beste dile gelmişti. Hatta bir ara, "Karabağlar, Karabağlar / Yâr yüreğin karabağlar" sözleriyle başlayan bestesini dinletmişti de Karabağlar'ınyüreklerde bir sevdadan öte kara bir sevda olduğuna daha bir inanmıştım.
HamdiBey'in bestesini dinlerken bir rüzgaresti yollardaki tozu kaldırdı, tozun arkasında çocukluğumun Karabağlar'ıcanlandı. Kuyumuzdan pancar motoruyla tarlamıza, arıklara aktardığımız suyungüneşin altında harlanmış toprağa can verişi hayat buldu. Can suyu deriz yaarıklara ulaşana kadar suyun yolunu buluşu patlıcanından bamyasına, kabağına,biberine, bağa ve bostana kadar ulaşması susuz yüreklerin suya kavuşmadakiaşkını anlamımıza vesile oluyor. Su başlıbaşına bir hayattır.
Karabağlar'daakşamın serinliğinde suyla tamamlanan serinliğin yanında başka bir güzelliklemana bulan bir mutluluk anı vardır. Lüküs lambası ışığında kurulan sofralar veo sofranın öncesinde ve sonrasında yapılan sohbetler. Ben dinlemeyi o yüzdençok severim. Hem insanları hem de tabiatı.
Karabağlar'ıbir kere dinlediniz mi bir dostu dinlemiş gibi olursunuz. Hem de yürekten sevenbir dostu. Karabağlar'dan uzakta kalmışsanız gurbete düşmüş bir âşık gibiboynunuz bükük kalır. Bir dosttan uzak kalmanın yalnızlığı da diyebiliriz buna.
SözKarabağlar'a düştü mü ben öznesiyle yapılan ifadelerde söz istikametindenuzaklaşıyor. Bir karağacı ya da kargeci anlatmaya başlasanız, bir kesikten,irimden söze başlasınız, bülbüller derken söz nihayete ermiyor. Maksadım yazımda Karabağlar'ı ruhunda yaşayaninsanların gözünden anlatmaktı ama sözü bir yerde ben öznemiz çaldı, aldı başınınerelere götürecek bilemiyorum. Hamdi Bey'in sözleriyle nihayet verelim,ustamızın yüreğine teşekkür edelim. "Karabağlar,Karabağlar / Yâr yüreğin kara bağlar" V e bu güzel besteyi herdinlediğimizde Karabağlar'ın huzuruna, serinliğine hatta kara sevdasına teslimolalım.