Bir öğretmen her dem yenilenmeli, tazelenmeli. Gerçi bu her meslek için geçerli. Ömrümüzün önemli bir bölümü meslek hayatımızda geçirdiğimiz dönemleri kapsıyor. Meslek hayatı bir insan için gençliğinden başlayarak hayatının en verimli zamanlarına hükmediyor. Hükmediyor diyorum; ailemize, sevdiklerimize, dostlarımıza ayıramadığımız önemli bir zaman dilimi bahsettiğimiz zaman. Ve meslek hayatı sadece zaman mefhumu ile de sınırlanamaz. İnsanın karakterinde olgunlaşma dönemi mesleğinde geçirdiği tecrübelerle tamamlanıyor. Hayatımızın en önemli kavşak noktalarından biri mesleğimiz.

Ne demiştik? Bir öğretmen her dem yenilenmeli, tazelenmeli. Koca Yunus boşuna mı söylemiş: “Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası” diye. Mesleğimizin can damarı, varoluş kaynağı öğrencilerimiz. Yaşları kaç olursa olsun öğretmen her yerde öğrencisi ile buluşur. Her öğrenci kendi içinde keşfedilmeyi bekleyen bir dünyadır. Dünyanın dönüş hızında insan da yaşanan dünya düzeninin şartlarına göre değişkenlik gösterir. Mesleğin başındaki öğrencilerle şu anki öğrencilerin dünyası aynı mı? Hiç de değil!

Bir zamanlar sınıf sıralarında bizi dinleyen öğrencilerimiz bu sefer velilerimiz olarak o sıralara oturuyor. Zaman ve şartlar değişiyor. İnsan da bu değişime yenilenmedikçe ayak uyduramaz. Bütün meslekler de olduğu gibi öğretmen de yenilenmeli ama nasıl?

Öncelikle gözlerinin içine bakarak gönül dünyalarına girmeye talip olduğumuz öğrencilerimizi çok iyi tanımalıyız. Neleri severler, neleri daha iyi algılarlar, neyi beğenirler, onlarla kuracağımız bağlantıları hangi yollardan geçirmeliyiz? Okudukları kitaplardan tutun, oynadıkları oyunlara, ellerinden düşürmedikleri cep telefonlarına kadar sanal âlemin canlı tanıklarını çok iyi tanımalıyız. Tanımaktan kastım bilmeliyiz.

Sahip olduğumuz bilgileri yenilememiz, güncellememiz gerek. Günümüzde bilginin hükmü sadece uygulamaya geçtiğinde anlam kazanıyor. Üretim aşamasında çocuğumuzu, gencimizi hayat pratiğinde neler kazandırabiliriz, bunun yollarını bulmaya çalışmalıyız.

İş bununla da bitmiyor. Teknolojinin bizleri fersah fersah aştığı zamanlardayız. Teknolojinin hükmünde sıradan ve sürüden bir insan olmaktan sıyrılmak için de kendimizi güncellemeliyiz. Şimdiki zamanın en önemli mefhumlarından biri olan “yapay zekâ” karşısında ne yapabiliriz. Kolaycılık ve faydacılıktan daha fazlasına talip olmalıyız. Zora talip olmalıyız. Kopyala yapıştır mantığıyla hareket ettiğimiz müddetçe elimiz hep açıkta kalır. Zamana ve mekâna mahkûm bir insan olur çıkarız. Özellikle evladımızı bu anlayıştan korumamız gerek. Bizimle birlikte mücadele etmesini öğretmeliyiz.

Hayatın içinde olmazsak, hayattan ve insandan koparsak yalnızlığın güdümlü mahkûmiyetine saplanır kalırız. Hayatın her aşamasında zorluğunda, çilesinde evladımız bizimle olmalı. Sorumluluk şuuru yaşamının merkezinde olmalı. Bunun için paylaşmalıyız.

Söze nasıl başlamıştık? Bir öğretmen her dem yenilenmeli, tazelenmeli. Bu nasıl olacak? Bir bakalım. Ailemiz var, onlarla paylaştığımız hayatta ebeveynlerimize, eşimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ayırmamız gereken bir zamanımız var. Onlara karşı hem maddi hem manevi sorumluluklarımız var. Rolümüzde çok: evlat, eş, baba, anne, kardeş, ağabey, abla, yeğen, kuzen, enişte, arkadaş, dost, yaren.. Sonra mesleğimizde geçirdiğimiz zaman diliminde edindiğimiz sorumluluklar, görevler. Her öğrenci için ayrı ayrı öğretmen, belki daha ötesi! Meslekteki ast, üst, uzman, meslektaş, ortak görev dağılımları. Roller çoğaldıkça ne kadar çok parçalanıyoruz. Parçalanıyor muyuz gerçekten, yoksa tamamlanıyor muyuz?

Bütün bu görev, sorumluluk, rol derken bir de kendimize, özümüze ait bir alan var ki. Bu bize özel. Burada aşk olmadan gemiler yürür mü? Mutluluk, zevk, başarı, üretme dediğimiz bütün kaynaklar hep buradan besleniyor aslında. İnsan kendi sesini duymadan, kendi rengini bulmadan, kendi cümlesine sahip çıkmadan kısacası kendisi olamadan bir noktadan sonrasına yeni cümleler yazabilir mi?

Kendimize ait bir alan yaratmadığımız bir hayat hep sureta yaşanmış gölgesi olmayan bir hayata mahkûm eder bizi. Bu gölgesi olmayan hayatta da kimseye bir faydamız, katkımız olamaz. Kendi hayatına dokunamayan bir insan başka hayatlara ancak zarar verir, o hayatları karanlığa sürükler.

Kendimize yaptığımız her yatırım aslında yakın çevremizden başlayarak herkes için yaptığımız yatırımdır. Bu yatırımın özünde sevgi vardır, umut vardır, aşk vardır. Sevgisiz, umutsuz ve aşksız hiçbir yatırım mana âleminde yer bulamaz.

Bütün bu söylediklerimizin üzerine hayatımıza mesleğimiz de dâhil yapacağımız her gönüllü katkı bizi yeniler, tazeler. Başka gözlerle görme ihtiyacı duyarız. Aynı şeyleri yaşamanın girdabından kurtuluruz. Kendimize ait zamanda nefes aldığımızda tazeleniriz.

Salgın zamanı böyle bir tazelenme yaşamıştım. Yazar dostum Funda Özsoy Erdoğan’ın İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde başlattığı Öğretmen Akademileri çatısında Edebiyat Akademisi koordinatörlüğünde başlattığı ve gönüllü öğretmenlerin katılımcı olarak yer aldıkları programlara online vasıtasıyla katılma imkanım oldu. Bir yıl kadar takip ettiğim bu programlar mesleğimde yepyeni sayfalar açmak, yepyeni birikimler kazanmak bir yana ülkemin üretken insanlarının bana hiç ulaşmayan zenginliklerini, dostluklarını kazandırdı. Onca yıllık meslek hayatımda her şeye yeniden başlamam gerektiğini gösterdi.

Hayatımda okumanın, yazmanın, düşünmenin aşamaları değişti. Bakış açım durduğu minvalden uzaklaştı. Öğrencilerimle buluştuğum zaman dilimleri de yenilendi, tazelendi. Sonuca giden yolda araç mı, amaç mı dediğim kavramlar değişti. Galipçe “zübdei âlemsin sen” dediği insana bakışım değişti.

Ve zaman geçti. Muğla’mızda da öğretmen akademileri açıldı. Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde kurulan “Edebiyat, Müzik, Şehir ve İnsan, Biyografi” akademileri birinci dönem içerisinde haftada bir gün olmak üzere gönüllük esasına dayalı olarak öğretmenleri bir araya getirdi. Muğla’nın tarihi mekânlarında ne güzel söyleşiler, geziler, etkinlikler gerçekleşti. İlk başladığımız zamanlarda gözlemlediğim öğretmen yüzleri haftalar gettikçe yenilendi, tazelendi.

Öğretmen Akademileri sayesinde katılımcıların hayatında farkındalıklar oluştu. Bakış açıları mesleklerine çok yönlülükler kazandırdı. Eleştirel bakışları farklılaştı. Hatta bir program esnasında benim içimde de bir değişim yaşadığım oldu. Bunun hikâyesini ayrıca paylaşacağım sizlerle.

Aynı standarda hapsolmuş yorgun yüzler en azından sıradan yorgun yüzler olmaktan kurtuldu. Çocuklarımızla, gençlerimizle bir araya geldiğimizde daha geniş pencerelerden bakabilmenin ferahlığında yaşadık umudu, sevgiyi, aşkı.

Öğretmen Akademileri üzerine daha farklı, daha izahatlı bir yazıyı gelecek haftalara bırakalım. Havalar da güzelleşiyor. Bakalım günler bize neler getirecek?