Değerli Dostlarım; Miladi 2025 yılı Ramazan ayımız, Hicri 1446 Ramazan ayımız artık bizlere veda ediyor. Bugün sizlerle hem Ramazan ayının son on günü ne demek, hem de Ramazan ayının içinde bulunan ve Yüce Yaratan tarafından içinde Kadir Gecesi olmayan “1000” aydan daha hayırlı Kadir Gecesi hakkında hasbihal etmek niyetindeyim.

Ne mutlu Ramazan ayı evine teşrif ettiğinde gelen misafir kabul edip, layık-ı veçhile itinayla ev sahipliği yapabilene, ağırlayabilene. Ne demek misafir, ev sahipliği ve ağırlama... Ramazan ayı 11 aylık yoldan gelir, derler; şiirlerde geçer. Yahut “11 Ayın Sultanı” da derler. Demek ki diğer aylardan ayıran bir özellik var Ramazan ayında. Allah’ımızın “oruç tutunuz” emri sadece ve sadece Ramazan ayına mahsustur. Diğer aylarda da oruç tutan kardeşler, oruç tutulan günler vardır elbet ama Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’de geçen ayet ile sabit “oruç tutunuz” emri bu aya mahsustur. Yine surenin adı da “Kadir Suresi”dir. Kadir Gecesi de ayet ile sabit, Rabbimizin biz Ümmet-i Muhammed’e tevdi ettiği, bahşettiği bir mübarek gecedir.

Ramazan-ı Şerif günlerini arif kişiler üçe ayırırlar. İlk onu Rahmet günleri, ikinci onu Mağfiret günleri, üçüncü onu da Cehennemden azad (kurtulma) günleri olarak nasıl ve ne şekilde ibadet etmemiz gerektiği yolunda telkinlerde bulunurlar. Bu telkin ve tembihata kulak vermemiz gerekir. İçinde bulunduğumuz ay Ramazan ayı, içinde bulunduğumuz günler Ramazan’ın son on günü ve yine içinde bulunduğumuz ve bu akşam idrak edeceğimiz Kadir Gecesi’ni barındırdığı için, hakikaten paha biçilemez değeri olan, manevi anlamda Rabbimizin buram buram rahmet, bereket ve mağfiret yağmurları gibi yeryüzüne indiği bir atmosferin içindeyiz.

Allah’ımız yine çıkarsın bu aylara, bu günlere diye dua edelim. Geçen yıllarda aramızda olup camiye, cemaate gelerek Allah’ımızın feyzinden, mağfiretinden ve rahmetinden hisse alabilmek için ter döken, gayret eden ağabeylerimiz artık aramızda yoklar. Peki, ne buyurur bu Kadir Suresi’nde Allah’ımız? Tabii burada söylemem gerekir; bendeniz bir ilim adamı, bir alim kişi değilim. Sadece okuduklarını anlayabilen ya da anlamaya çalışan garip bir kardeşinizim. Sizlere dini olarak ne bir telkinde bulunma ne de bir yaşam biçimi izah etme gibi bir durumum olamaz. Burada sadece Allah’ımızın bu Kadir Suresi’nde biz kulları için neler vaad ettiğini, geceyi dolu dolu yaşayınca ve eski dilde “ihya”, yeni dilde “geceyi hakkıyla yaşayabilme” anlamında neler neler elde edebileceğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yüce Allah’ımız, “Biz Azimüşşan Kur’an-ı Kerim’i biz indirdik” buyurur. Yeryüzüne, dünya semasına Kur’an-ı Kerim’in indirildiği bir gecedir Kadir Gecesi. İçinde Kadir Gecesi olmayan 1000 (bin) aydan daha değerlidir Kadir Gecesi. Peki ne zaman başlar ve ne zaman sona erer? Bugün akşam ezanı ile başlar, sabah sahur vaktine kadar devam eder. Başka bir tabirle sabah namazı vaktine kadar devam eder. Oldukça kıymetli bir gece. Allah’ımızın istediği, arzu ettiği gibi; arif kişilerin bizlere vaaz ettiği gibi ihya ve icra edebilen, yaklaşık seksen üç yıllık bir zaman dilimini ibadet etmişçesine sevap kazanır. Bizim için çok büyük bir müjde değil mi Kadir Gecesi’nin bize nasip edilişi?

Allah’ımızın melekleri vardır; sayısını sadece Rabbimiz bilir. O gün, yani Kadir Gecesi günü melekler yeryüzüne buram buram inecekler ve Ümmet-i Muhammed’e şöyle nida edecekler: “Yok mu bir isteğiniz, Allah’ımız kabul edecek. Yok mu af dileyen, mağfiret dileyen; Allah’ımız af edecek, mağfiret edecek.” Bu af ve mağfirete sahip olabilmek çok çok kolay. İnanarak ve ancak Allah’a yönelerek, temiz bir kalple Rabbimize yönelmemiz kâfi gelir bu manevi atmosfere girmemiz için. Bu gün camilere, mescitlere, sohbet meclislerine koşmak gerekir. “Belki gelecek sene çıkamayacağım.” diye değerlendirmeli ve hemen abdestini alarak erken saatlerde camilere, mescitlere koşmalıdır.

Hepimizin mutlaka geçmiş namazı bulunmaktadır. Bu gece en az beş günlük kaza namazı kılmalı. Tabii insan oğluyuz; mutlaka namaz geçirmişizdir. Bu geçmiş namazları böyle gecelerde kaza edersek, hani borç öder gibi yaparsak, Rabbimizin hoşuna gidebilir; Allah’ımızın mağfiretine düçar olabiliriz. Allah’ımızın rızasını kazanmış olabiliriz.

Böyle bilgileri bizlere kimler verecek? Kimler vermeli? Camilerimizde görev yapan gerek imam hatiplerimiz gerekse müezzinlerimiz bu bilgileri, bu yaşam biçimlerini bizlere anlatmalıdır. Tabii vaaz hocalarımız ve il/ilçe müftülerimiz de var elbette. Esasen beş vakit namaza devam eden bir mümin, bir Müslüman cami imam hatibi okumuş, ilim sahibi olmuş bir kişiyse cemaatini şuurlandırır ve bilinçlendirir. Yok eğer memur kafası ile sadece camiyi açar ve kendini namaz kıldırmakla görevli sayarsa, işte o zaman verim alınamaz; zamanımızda olduğu gibi.

Geçenlerde bir hocamız geldi Ula’ya ziyarete. Bendeniz de Müftü Hüsameddin Efendi Camii Şerifi’nde teravih namazı için gidiyordum ve oradaydım. Camimize gelen hocamız şöyle bir cümle kurdu: “Ey cemaat, bendeniz Muğlalıyım. Muğla’da doğup büyüdüm. Muğla’da okudum ve yine Muğla’ma hizmet etmekteyim. Aynı zamanda Diyanet Teşkilatı’na bağlı yeni yapılan ‘Akçova’ Kur’an Kursu’nda da görevliyim,” dedi. Ancak dedi ki, “İlk yıl olduğumuz için 90 kapasiteli kursumuzda 35 talebemiz var, içinde belki üç belki de dört adedi Muğlalı.” İlim ve irfan şehri diye adlandırılan ve anılan Muğla’da, Muğlalı (Muğla’da doğup Muğla’da büyüyen) olan öğrenci sayısı üç veya dört. Tabii bölgecilik, milliyetçilik yapmayalım da, eğer camilerimize hoca, hafız, ilim adamı yetiştirmezsek sonumuz hiç de hayır olmaz. İlçem Ula’da da aynı. Yerli dediğimiz, Ula’lı dediğimiz hafız, hoca ve ilim adamı yetişmiyor veya yetiştiremiyoruz. Sonu nereye varır bilemem ama iyi bir yere varacağımız şüpheli durumda.

İlçem Ula’da Osman Ural Hocaefendi, Garabaşa Hocaefendi, Hüseyin Kuruoğlu (Üsen Hoca) Hocaefendi, Kanat Hocaefendi, Uzun Hoca lakaplı (Mehmet Ali Hafız Hoca), Hafız Mustafa Armutçuoğlu Hocaefendimiz, Hafız İlhan Armutçuoğlu Hocaefendimiz Ula’lı olup (ismini sayamadığım o kadar çok alim, arif ve hafız hocalarımız vardır ki yerim dar), Ula’da ve civar yerlerde okuyarak yine kendi memleketine, kendi doğup büyüdüğü topraklara hizmet etmişlerdir ve zamanlarını doldurarak bu âlemdeki misafirliklerini bitirerek ebedi âleme uçmuşlardır. Halen isimleri, anıları ve hayatları hatırlanır ve hatırda tutulur. Neden bu nesil yeni hocalar, yeni hafızlar, yeni ilim adamları yetiştirmiyor ya da yetişmiyor? İhtiyaç mı yok, ya da “neme lazım canım, bana ne” mi diyoruz? Allah korusun, böyle giderse durumumuz hiç de iyiye gitmiyor. Camilerimize gelen “Cami Görevlileri” memur zihniyle yetiştirildikleri için camilerimizde bir müddet görev yaparak bir fırsatını bulup kendi memleketine gitmek için adeta can atıyor. Belki kendi şahsî anlayışına göre doğrudur da; ancak imam hatiplik, müezzinlik, daha doğrusu hocalık asla ve asla memuriyet kafasıyla yürütülemez. Öyleyse ne olacak? Kendi ilçemizden, kendi ilimizden hocalar ve hafızlar yetiştirmemiz veya yetiştirenlere de omuz vermemiz, yardım etmemiz şart gibi.

Kadir Gecemiz mübarek olsun. Allah bu geceyi hakkıyla yaşayanlardan etsin bizleri.

Not: 1974 yılında tanıdım. Zaten liseyi de Muğla’da tamamladım. Cami cemaatiydik. Terzi idi. Sık sık sohbet ederdim. Birbirimizi severdik. Benden yaşça ileri olmasına rağmen alçakgönüllü davranarak yanına, yanı başına çekmesini bilirdi. Hacı Mazlum Korkut Ağabeyim’den söz ediyorum. Pazartesi günü çok sevdiği Hakk’a kavuştu. Uzun yaşadı. Bir Müslüman’ın, bir müminin nasıl olması gerektiğini bizlere hâliyle ve kâliyle izah etmiştir. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Sevenlerine ve ailesine sabırlar temenni ediyorum.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.