Tarihte insanlık hiç bu kadar gelişmedi, diye söylenir. Bilinen tarih için teknolojik açıdan bir bakıma doğrudur. Kaydedilmiş insanlık tarihinde teknolojinin böylesine geliştiği bir dönem yoktur. Milattan önce bazı medeniyetlerde üst düzey gelişmelerin olduğu iddiası vardır. Lakin çok somut delillerle bu durum kanıtlanamamıştır. İçinde bulunduğumuz çağ İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra hız çağına evrildi. Dünya toplumlarının birçoğu hızla beraber hazzı da yaşamaya başladı. Bu öylesine bir tutku haline geldi ki sabah uyandığımızda para akşam yatarken meta düşünür, konuşur hale geldik. Bir kişiye selam verdiğimizden kısa süre manevi değil maddi iklimin sohbete hâkim olduğunu siz de gözlemleyebilirsiniz. Sosyal medya ve internet teknolojisi ile dünya ayağımıza serilmekte ve büyük gösteriyi -ister bireysel ister toplumsal- her gün izlemekteyiz. Şatafatlı sofralar, dünyanın en modern gemisi, milyon liralık saat, zengin iş adamının yatı ve ışıltısı hiç bitmeyen hayatlar…

Perdenin bir de diğer yüzü olduğunu bilmeden, görmeden gaflet içinde yaşayıp gidiyoruz. Oysaki dünyanın her yeri aynı ışıltıya sahip değil. Vicdan ve akıl tam burada devreye giriyor. Önce şapkayı önümüze koyup şu kısacık ömrümüzde belki de hiç ulaşamayacağımız hayatlar için bu kadar zaman harcamaya, kafa yormaya değer mi diye düşünmeliyiz. Ayrıca vicdan tatmin olmayınca sadece maddi tatmin bizi ne kadar mutlu eder? Görüyoruz ki bazı zengin insanlar bile bir zaman sonra yaşadıkları hayatı sorgulayıp arayışlara giriyorlar. Adil bir dünya için tabi ki mücadele etmiyorlar ama meta merkezli hayatlarında maneviyatı da merkeze almak istiyorlar.

Aslında belli bir zenginliğe sahip olan insanlar ve bunun hayalini kuran insanlar için dünyanın her yerinde çok çarpıcı gelişmeler oluyor. En azından bizim toplumumuz bu gelişmeler konusunda vicdani ödevini yerine getirmelidir. Doğu Türkistan’da, Gazze’de, Arakan’da vahşete kurban giden insanları anlamak ve yardımcı olmak çabası bir vicdani ödevdir. Ülkemizde muhtaç insanlar başta olmak üzere dünya toplumlarında ihtiyaç sahibi olan insanlara yardım etmek vicdani bir ödevdir. Jeffrey Epstein davasında görüldüğü üzere istismar, öldürme, hırsızlık, cinsel saldırıyı gerçekleştiren bu kelli felli insan müsveddelerine karşı lanet okumak ve bu müsveddelerle mücadele etmek vicdani bir ödevdir. Ülkemize saldıran ve askerimizi şehit eden teröristlerin arkasında ABD - İsrail’in olduğunu bilmek ve bunlara karşı tavrımızı net göstermemiz gerektiği vicdani bir ödevdir. O kadar çok ödevimiz var ki burada satırlara sığdıramayız. İlk önce göz bağından kurtulmalıyız. Bu acıklı tablonun önüne geçen para ve meta merkezli bir dünya tablosunun ardında ne büyük acılar, ne büyük gerçeklikler ne büyük sorumluluklar var bir bilsek.