"Muğla'yıküçük bir şehir olarak görenler yanılıyor. Şehir iç içe girmiş kırk kilitlikırk sandık gibi kilidini açtığın her sandıkta olduğu gibi yepyeni keşifleremuhtaç bırakıyor."

Şehiryürüyüşlerim içimdeki yolculuklarla tamamlanıyor. Nerede miyim? Hangi zamandamıyım? Her sokak başında, gördüğüm her evde farklı ruh hallerindeyim. Eğerçocukluğuma dönmüşsem ya annemin elinden tutuyorum, ya da babamınmotorsikletinin arkasında sırtına yapışıyorum ya da bisikletimle arkadaşlarımaeşlik ediyorum. Ya da şehir konusunda ilk bilinçlenmelerime eşlik edip yenikeşiflere giriyorum. Hiçbir seferimde Muğla'yı tamamlayamıyorum. Muğla'yı küçükbir şehir olarak görenler yanılıyor. Şehir iç içe girmiş kırk kilitli kırksandık gibi kilidini açtığın her sandıkta olduğu gibi yepyeni keşiflere muhtaçbırakıyor.

Sözüözünde bırakalım. Yolumuz Konakaltı'ndan Saburhane'den yukarıya Şahidi'yenefesimiz yeterse Asar dağına çekecek bizi.

Hamamönü'ndeyim.Şimdilerde sanatsal ve kültürel amaçlı etkinliklere ev sahipliği yapan eskihamamın kubbelerine takılıyor gözlerim. Çocukluğuma dönüyorum, evimizin üstkatındaki pencereden hamamın kubbelerine bakıyorum. Hamamın kubbeleri arasındabitiveren gülhatmiler, katırtırnakları, aslanağzılar gizli bir bahçe meydanagetirmiş. Sonra leylekleri hatırlıyorum. Göç vakitlerinde hamamın kubbelerinimesken tutarlardı. Sonra gelmez oldular, onların yerini kırlangıçlar aldı.Evimizin penceresinden hamamın kubbelerini seyre daldığımda ne hayâller kurar,ne hikâyeler uydururdum kim bilir? Çocukluğumda sık sık gittiğim hamamı restoreedilmiş haliyle ziyaret ettiğimde geçmişten bugüne yaşadığım değişimlerleyüzleşmek durumunda kaldım. Şimdi, tarihî Sekibaşı Hamamı'nı restore edilmişhaliyle ziyaretçilerine bırakıyorum.

Bugüngünlerden Cuma!. Cuma günleri şehrin manevi mekanlarına ziyaret zamanlarıdır.Üç Erenler, Kurbanzade, Kavaklı, Emirbeyazıt, Şeyh Muslihittin; türbeler,tekkeler ve cami hazirelerinde medfun bulunan gönül erleri şehrin manevihavasına huzur katarlar. Gönüllere deva, vicdanlara ve akıllara rehber olurlar.Bu yüzden mahallenin hanımları cuma sabahları çoluk çoçuk toplanır, gönüllere gülekip gül derenleri ziyaret ederler.

Ziyaretlerdeilk akla gelen makam Şahidi Hazretleridir. Mevleviliğin makamında, Şahidi Camihaziresinde medfun Şahidî hazretlerine, babası Hüdaî hazretlerine, Seyyid Kemalettin hazretlerine ve bu ocağınhizmetine nail olmuş gönül erlerine dualar edilir. Yeri gelir Hamursuz dağınaçıkılır, yeri gelir şehrin değişik mahallerinde konuşlanmış makamlar ziyaretedilip dualar edilir. Tabi bu arada susuz kalmış gönüllerin şifacısı ŞemsiAna'yı unutmamak gerekir.

Çocukluğumdaartık bir ritüel halini almış; sıkıntılarına bir umut, dertlerine bir deva,çaresizliklerine bir çare, hastalıklarına bir şifa bulma aracı gördükleri bumanevi makamlara ziyaretlerin aslında bir yanıyla huzur bulma, rahatlama; biryanıyla kimsesizlerin kimsesi olmuş gönülden veren insanlara duyulan sevgiyi,gönül borcunu hatırlama; bir yanda hayatında kendi içine hapsettiğiduygularını, düşüncelerini dile getireceği makama dua yoluyla yakarma göreviüstlendiklerini düşünüyorum.

Toplumunmanevi dinamikleri her türlü elem karşısında insanları sevgi, aşk, vicdan,merhamet, sağduyu gibi insana ait hasletlerle kuşatarak inanç ve ahlakındokunuşlarıyla iyi olana, doğru olana, güzel olana yönlendiriyorlardı. Budokunuşlar nesiller arası bağların sadece gönüllerde kimliğini bulan sevgiyleharmanlanmış tamamen hür bir iradenin dokunuşlarıydı. Korku ve baskınınyıktıkları karşısında sevginin dokunuşlarıyla yaşatılan insanî duruşunkazanımlarıydı.

Hamamönü'ndenyola çıkıp Ulu Cami'yi takip ederek Şahidi'ye çıkan yokuşu çıkmak zor geldi.Biraz nefeslenelim derken manevi makamları şöyle bir tefekkür etmek bizirahatlattı. Yürüyüşlerimde planlamayı ve o plana bağlı kalmayı pek sevmiyorum.Yoluma çıkan bir herhangi bir şey her an rotamı değiştirebilir. Kavaklı Cami'yigeçiyorum. Helvacı Tahsin'in dükkanına varmadan kahv eler, hanlar dikkatimi çekiyor.

İlkbayramlık elbisemi diktirdiğim Terzi Burhan Cezayirli'nin evi ile dükkanınınönünden geçiyorum. Babalardan aldığımız tebeşir desenli gri kumaşı ve BurhanAmca'nın gözlüklerinin arkasında pırıl pırıl parlayan gözlerinin dikkatindealınan ölçüleri ve provaları hatırlıyorum. Burhan Amca'nın nezdinde sokaktakidiğer terzi dükkanları, Memiş'in fırını, berber dükkanları, hanlar vekahvehaneler resmigeçidi tamamlıyor .

Sözükahvehanelere getireceğim ama Memiş'in fırını demişken bir hatıram öndenkoşuyor, bekle diyemiyorum. Memiş Amca'nın diğer esnaflarımız gibi nevi şahsınamünhasır bir şahsiyetti. Fazla kalabalık, yoğun talepler karşısında isyanbayrağını kaldırır o munis, güler yüzlü adam gider burnundan soluyan, öfkesinidizginleyemeyen bir adama dönüşürdü. Onun öfkesi hiç kalp kırmaz, saman alevigibi sönüverirdi. Ama ramazanlarda iftar öncesi ramazan pidesinin yanında içievden hazırlanıp fırına kuydurulmak üzere sırası beklenen böreklerinpişirilmesi yükünü ağırlaştırırdı. Börek kuydurma sırasına girmek iç in erkenden gidilir beklenirdi.

Oatışmaları bir tiyatro sahnesindeseyretme hevesiyle çocukluğumda börek koydurma görevini üstlenmek isterdim. Amabeş ya da altı yaşlarında olduğumdan tek başına gitmeme izin verilmezdi. Böylegünlerden birinde o zamanlar delikanlı yaşlarında olan ağabeyimin elindentutarak fırının yolunu tutmuştum. Biraz zaman geçince ağabeyim arkadaşlarınınısrarına dayanamayarak beni börek sırasında bırakıp gitti. Fırının birköşesinde Memiş Amca'nın müşterileriyle atışmalarını hatta söz düellolarınıiçimden kıkır kıkır gülerek takip ediyordum. Fırının sıcaklığı ve sıranınkalabalıklığı arasında içim geçmiş uyumuşkalmışım. Babamın kucağında uyandım.Meğer biz gecikince merak etmiş; fırına gelince beni uyandırmadan kucağına alıpdiğer elinde börek çantasıyla evin yolunu tutmuş. Nasıl utanmıştım, anlatamam.Ağabeyime verilen cezayı herhalde sadece kendisi hatırlıyordur.

Sözsırası bu sokağın hayatiyetini hâlâ devam ettiren mekanlarda, kahvehanelerde. Kahvehanelerdenşimdiki gibi okey taşlarının sesleri gelmezdi. Daha çok tavla zarlarınınçıkardığı sesleri hatırlıyorum. Sonra domino, dama ve kağıt oyunları.. Dörtoyuncunun etrafında yancılarıyla tamamlanan masalarda sohbet; şakalar,takılmalar nadir de olsa abesle iştigal etmeyen sözler eşliğinde hayat bulurdu.

Kişininkarakteri masa başında ortaya çıkardı. Halbuki eskiler oyundan öte hasbihalamacıyla bir araya gelirlerdi. Kahvehanelerde büyüklerin yeri ayrı, küçüklerinyeri ayrıydı. Sıkıntısı olana yardım edilen, yanlış yola sapmış olana yönverilen bu mekanlarda hayat hikayeleri"Ben"den "Biz"e giden yolun buluşmayerleriydi.

Vekahvehane denince aklıma nedense Durmuş'un kahvesi gelir. Durmuş Amca'nınkahvesinde daha çok büyükler, aksakallar otururlardı. Hayatın yüksek paylaşımıbu kahvehanede hayat bulurdu. Durmuş Amca'nın her bir sözünde irfanını, her başokşayışında sevgi dolu yüreğini hissedebilirdiniz. Kim bilir Durmuş Amcamekanında kimlerin elinden tutmuş, hangi elemli yüreklere rehberlik etmişti?Kahvehanedeki tartışmalar, gülüşmeler ve dahi sohbetlerin ardında şimdisonsuzluk mekanlarına uğurladığımız nice gönül güzelinin bıraktığı güzel izlerhatıralarımızdadır. Hepsini rahmetle a nıyorum.

Kahvehanelerinsokağından Zahire Pazarı'na doğru sapıyorum. Pazar Cami girişindenefesleniyorum. Caminin önündeki sebilden kana kana su içiyorum. Kumrularkonuyor yere. Nefesimi tutuyorum. Gözleri üzerimde. Yavaş yavaş sebilinteknesinden bir yudum su içme telaşındalar. Pür dikkatler, ürkek ürkek birdamlacık su içebilmek için başlarını kaldırıp duruyorlar. Bir damlacık suyavasıl olmak adına çektikleri çile gözlerimi yaşartıyor. Biraz önce kana kana suiçen benliğim kuşun heyecanında şükre duruyor.

Suyakanan gönlüm Şahidi ziyaretimi geciktirerek rotamı suyun rehberi Şemsi Ana'nınmakamına doğru hareket etmemi sağlıyor. Ulu Cami'nin altından Eski Postane'yedoğru yürüyorum. Ara sokaklar arasında beyaz badanalı duvarları, klasik Muğlabacaları ve çatılarıyla şehre ve insana kimlik veren evlerin arasından sankibir labirentin içerisinde yol bulurcasına Şemsi Ana'nın türbesine ulaşıyorum.Yolumun üzerinde karşıma çıkan evlerden aşinası olduklarım sahiplerininhatıralarıyla şahsiyet buluyor. Zaman ve mekanın ötesinde hayat hikayeleri canbuluyor. Canlar canlara vasıl oluyor. Her bir aşina yüzde hep güller açıyorgönlümde. Muğla'nın insanının gülümseyen sureti şehre de yansıyor.

ŞemsiAna'nın türbesi mezarı, çeşmesi ve bitişiğinde kendisine atfedilen tahtaperdelerle ön cephesi kapanmış evle mekan sırlanıyor. Asar dağının eteklerindebir çoban canlanıyor gözümde. Şehir halkı suyla imtihan olurken sürüsündekikeçilerin sakalında damlayan suyu görünce onları takip eden Şemsi Ana'nın suyunkaynağına ulaşması ve onun suyu şehre ulaştırma için verdiği olağanüstü çabahikayesinden çıkıp zamanı ve mekanı aşarak efsaneleşiyor. İnsanlar kendilerineses olan, almadan veren bu gönül erlerini bağırlarında sonsuzluyor lar.

Hayâlbile edemiyorum bir insanın suyla imtihan olmasını. Hele susuz bir şehre suyuulaştıran bir insanın gönüllerdeki makamını. Şemsi Ana da Muğla'da bugönüllerdeki yerini almış, halkın gönlünde sonsuzlanmıştır. Şemsi Ana deyinceismiyle müsemma bir güneş gibi karanlıklara nur olmuş bir gönül rehberi nasılunutulsun ki?

Muğla'daŞemsi Ana'nın türbesi önünde yolculuğum sona eriyor. Şimdi tefekkür vakti.Şehir yürüyüşlerime geçmişten bugüne eşlik eden tüm gönül güzeline selam olsun.