Günümüz dünyasının efendisi ABD'de bu yıl 5 Kasım günü yapılacak başkanlık seçimi, İrlanda kökenli Biden (81) ile Alman kökenli Trump (78) arasında geçecek.
Biden Demokrat ve Katolik iken, Trump da Cumhuriyetçi ve Evanjelist inanca yakın.
Evanjelist inanç, Yahudi inancı ile Protestan inancının evliliği gibi ebru bir inanç.
Evanjelist Hristiyanların kutsal kitabı, Tevrat ile İncil’i beraberce tek kitap olarak satılıyor, dağıtılıyor.
Her iki ABD Başkan adayı Siyonizm'e ve İsrail Devletine sempati ile bakıyor…
Her iki aday, Müslümanları sevmiyor…
28 Haziran 2024 günü CNN TV' de yapılan münazarada Trump "Sen İsrail Devletine yeterince destek vermedin. İsrail de, işini senin yüzünden bitiremedi" diye Biden'i suçladı.
ABD Başkanı Biden'in İsrail için neler dediğini, neler yaptığını hepimiz biliyoruz.
Al birini vur diğerine...
Biden küreselci iken, Trump ise ulusalcı olduğunu iddia ediyor.
Her iki aday, İsrail Devletinin Gazze'de Filistinlilere karşı uyguladıkları soykırımı ve vahşeti destekliyor.
İsrail Devleti, dünya patronluğunu oynayan ABD devletini rehin almış durumda.
Yahudiler, M.S. 70 yılından beri "Vaad edilmiş topraklar" peşinde koşuyor.
İsrail devletinin yani Yahudilerin Gazze şeridinden sonraki hedefi Lübnan toprakları.
Sonra, sırada Suriye, Irak, Lübnan, Mısır ve Sudi Arabistan var.
Bu ülke topraklarını ele geçirdikten sonra Yahudilerin hedefinde, Türkiye Cumhuriyetinin Güney- Doğu, Kapadokya ve Kilikya bölgesi bulunuyor...
İsrail, vaad edilmiş topraklara ulaşınca duracak mı?
Kesinlikle hayır.
Eğer, Türkiye, Yahudilerin hedefinde olan topraklarını kaybederse, ülkenin geride kalan topraklarımızı koruyamayız...
Önümüzdeki sene 2025 yılı…
2025 yılı, 325 yılında İznik şehrimizde Roma imparatorluğunun Hristiyanlığı resmi din olarak kabul edişinin 1700’cü yılı.
Biz 2025 yılını pek önemsemiyoruz ama 2025 yılı Hristiyan dünyası için çok önemli.
Üzerinde yaşadığımız topraklar, Hristiyan Batı için kutsal topraklardır.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti toprakları, Yahudiler için de çok önemlidir ve çok kutsaldır.
Bu gerçek de, Yahudiler ile Hristiyanların bize karşı iş birliği yapmalarını kolaylaştırıyor.
Sarı öküz hikayesini hepimiz biliyoruz.
Sarı öküzü veren, geriye kalan öküzleri de vermek zorunda kalır.
Dünyada bilhassa çevremizde bunlar olur iken, biz içeride "Erken seçim istiyoruz" diyen politikacılar ile meşgul ediliyoruz.
Dünya, III. Dünya savaşından bahsederken, biz içeride çevre ve ekonomik sorunlarımızı abartarak vakit yitiriyoruz.
Her insan tahrip edilmemiş, doğal, temiz havası olan yeşil bir ortamda yaşamak ister.
Bu istek de son derecede doğaldır.
Ama bazı insanlar gücü ele geçirerek dünyanın efendisi olmak istiyor...
Bu insanlar, gücü ele geçirmek için de, her yolun mubah olduğuna inanıyorlar.
Gücü ele geçiren insanlar, ileri teknoloji ile bu güne kadar şahit olmadığımız, hatta hayal bile etmediğimiz yeni bir dünyanın kapısını aralamak istiyor...
Fiziki emeği ile hayata tutunmaya çalışan insanlara gerek kalmadığını düşünüyorlar, bu insanlar.
Güçlü aileler, son yıllarda hızlanan insanların göç etmesinden çok rahatsızlar.
Dünyamız birleşik kaplar gibi çalışıyor...
Fakir, işsiz ve aç olan insanlar, dünyanın zengin bölgelerine adeta akıyorlar.
Bu halden rahatsız olan güçlü aileler, her an bir çılgınlık yaparak Armegedon savaşı olarak adlandırdıkları savaşı başlatabilirler.
Güçlü aileler, Armegedon savaşı ile kendilerinden olmayan ve fazlalık olarak gördükleri emekçi halk kitlelerini, sığınmacıları ve hoşlanmadıkları Müslümanları yok ederek kendilerine yeni bir dünya kurmak istiyorlar…
Bu kişilerin, Gazze şeridinde yaptıkları vahşeti gördükten sonra, Armegedon savaşında başımıza nelerin gelebileceğini siz düşünün.
Tüm bu ihtimalleri düşünerek iç politikada daha ciddi politikalar üretebilmeliyiz.
Kendimizi koruyacak silahlar ve hazırlıklar yapmalıyız, birlik içinde olmalıyız.
Önümüzdeki iki yıl içinde çevremizde çok büyük değişimler yaşanabilir...
Çektiğimiz ekonomik sıkıntılar, ülkemizde kendimizin uyguladığı politikalar ile tek başına çözülemez.
Dünya ekonomisi birbirine o kadar bağımlı halde ve ilgili ki, tek başınıza etkili adımlar atamıyorsunuz.
Dünya ekonomisini ve politikasını DB, IMF, BM gibi ABD'deki kurumlar yönlendiriyor.
Bu kurumların başında da küreselci güçler bulunuyor…
Tüm bu gerçekleri görerek doğru politikalar üretebilmeliyiz.
Bakalım neler görüp, neler yaşayacağız…