Kurşunlu Camii’nin avlusunda kalabalığı göz ucuyla süzdüm.
Uzun zamandır görmediğimiz dostlarımız,
Ara sıra selamlaştığımız tanıdıklarımız,
Neredeyse her gün bir araya geldiğimiz yol arkadaşlarımız,
Yeni tanıştığımız ama gönlümüzde yer etmiş insanlar...
Hepsi oradaydı.
O kalabalığın içinde birçoğu vardı.

Kalabalığı izlerken, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti her şey…

14 yıl önce, amansız bir hastalık sonucu kaybettiğimiz Menteşe basınının emektar ismi Hasan Önkaş’ın ardından; Sedat Acar, Ahmet Bayrak, Halil Eğriboyun, Hacı Hüseyin Nizamoğlu, Ünal Türkeş, Yükselecek Demirel ve Ekrem Orhan, Ali Tutulmaz’ı da birer birer uğurladık.
Ve şimdi, değerli meslektaşımız Cüneyt Erdan’ı da sonsuzluğa yolcu ettik.

Zaman, göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor...

Uzun süredir böbrek yetmezliğiyle mücadele eden Cüneyt Erdan, hayatın kendisine sunduğu sınırlı imkânlara rağmen hem mesleğinde hem de ailesi için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan azimli bir insandı. Mesleğine duyduğu sevginin yanı sıra, iki evladı ve Muğlaspor onun için vazgeçilmezdi. Zaten onun gözünde, geriye kalan her şey sadece bir teferruattı.

Evlatları için yapamayacağı hiçbir şey yoktu; çocuklar için de...

Konuyu bilmeyenler olabilir: Yıllar önce iki böbreğini de kaybeden Cüneyt Erdan, düzenli aralıklarla diyalize girmek zorunda kalmıştı. Tek çözüm böbrek nakliydi. Ancak uygun bir donör bulunamayınca nakil listesine alındı. Ailesinde böbrek rahatsızlıkları yaygın olduğu için çocuklarından istemeyi düşünmemişti bile. Son konuşmamızda sadece şu cümleyi söylemişti:
Onlara lazım olabilir…”

Her neyse... Vakti zamanında, Cüneyt Erdan’ın beklediği güzel haber İzmir’den gelmişti. Aranan böbrek bulunmuştu. Büyük bir heyecanla Muğla’dan İzmir’e doğru yola çıktı. Hepimiz, onun başarılı bir nakil operasyonu geçirdikten sonra sağlığına kavuşmuş halde geri dönmesini umut ediyorduk.

Ama o, hiç beklemediğimiz bir anda, çok erken bir şekilde Muğla’ya döndü.

Cüneyt’i bu kadar erken karşımızda görünce hepimiz şaşırmıştık. İlk fırsatta denk gelip sorduğumda, gözlerinde hâlâ o heyecanı görüyordum… Ama dudaklarından çıkan cümle bizi bambaşka bir duyguyla sarstı:
Kıyamadım… Nakil sıramı verdim…

Şaşkınlıkla karışık bir sessizlik çöktü üzerimize. Ama bu, Cüneyt’ti işte… Her zamanki gibi, yine kendisinden önce bir başkasını düşünmüştü.

Sonra o sessizliği bozan kelimeler döküldü dudaklarından. Nakil sürecine dair detayları bizimle paylaştı. Meğerse bu tür nakillerde, uyum oranı en yüksek olan kişi böbreği alma hakkını kazanıyormuş. Cüneyt’in vücudu da gelen böbrekle neredeyse yüzde yüze yakın bir uyum gösterdiği için sıra ona gelmişti.

Ama küçük bir fark vardı…
Aynı uyum oranına sahip bir kişi daha vardı listede: Küçücük bir çocuk…

Ortada son derece hassas bir durum vardı ve son kararı Cüneyt verecekti. Doktorlar, düşünmesi için ona biraz süre tanımıştı. İsterse nakil hemen gerçekleşecekti. Ama o, kararını çoktan vermişti ve bunu bize şu sözlerle anlatmıştı:
Ben bir şekilde hallederim. Ama o küçük çocuk bunu başaramayabilirdi. Kıyamadım… Nakil sıramı verdim...”

Bu konuyu bir daha hiç açmadık. Hatta bir ara bu durumu haberleştirmek istedik. Ama Cüneyt, kendine özgü tevazuuyla,
Bende kalsın… Herkesin bilmesine gerek yok” demekle yetinmişti.

Ancak o günden sonra, Cüneyt Erdan bir daha nakil olma fırsatını hiç bulamadı.

Kendi canını hiçe sayarak, bir çocuğun hayatını kendi hayatının önüne koymuştu.

Yıllar geçti. Hastalığı ilerledi, diyaliz seansları arttı, bedeni yavaş yavaş yorgun düştü… Ve ne yazık ki, sevgili Cüneyt’in kalbi bu mücadeleye daha fazla dayanamadı.

Sessizce aramızdan ayrıldı…

Cüneyt Erdan, arkasında yalnızca yazılmış haberler, çekilmiş fotoğraflar ve görüntüler, yaptığı programlar değil; bir insanın başka bir insan için nelerden vazgeçebileceğinin canlı örneğini bıraktı.

O, bir çocuğun yaşama tutunabilmesi için kendi yaşam umudunu sessizce kenara koyan,
Önce o yaşasın’ diyebilen nadir yüreklerden biriydi.
Bu dünyada herkesin yapamayacağı bir tercihti bu…

Belki adı bir hastane koridorunda, bir nakil sırası listesinde yazılı kalmadı…
Ama adı, insanlığın en güzel yerinde, kalplerimizde ve vicdanlarımızda hep yaşayacak.

Cüneyt Erdan’la birlikte, Menteşe basınında bir dönemin çınarları, güzel dostluklar, samimi yüzler adına birer birer eksiliyoruz, evet...

Ama biz eksildikçe, onların bıraktığı izler bizi tamamlıyor.
Ve hatıraları, unutulmaz insanlık hikâyeleriyle yaşamaya devam ediyor.

Hoşçakal sevgili Cüneyt…