Geçen hafta (16-19 Ekim) Bolu’da sempozyuma gittim. Şöyle bir düşündüm de 2018’den beri sempozyum ve benzeri toplantılara katılmamışım. Bunda biraz benim tembelliğim, biraz da pandeminin etkisi olsa gerek. Tabii pandemi döneminde uzaktan erişim ile birkaç sempozyuma katıldık. “Uzaktan” olunca, tebliğini sunduğun 15-20 dakikada iş bitiyor. Oysa sempozyum ve bilimsel kongre dediğini, yol dahil 1 hafta falan sürecek ki namı yürüsün. Yüzyüze gerçekleşen sempozyumlarda konuşma aralarında sohbetler edilir, yeni konular belirlenir, yeni arkadaşlar edinilir, yeni tezler görülür. Yani sempozyumlar bir tür “akademik sosyalleşme”dir. 7 yıldan beri bu “sosyalleşme” alanına girmemişim. 7 yıl sonra Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi BAMER (Bolu Halk Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi)’in düzenlediği “Bolu Araştırmaları ve Halk Kültürü Sempozyumu’na katılınca, ne yalan söyleyeyim, emekli de olsam bir “akademisyen boşluğu” hissettim.
Yeni arkadaşlar görme kadar yeni yerler de görmek önemlidir sempozyumlarda. Bunu Bolu’ya gidince gördüm. Allah öyle bir hava vermiş ki kampüsün her tarafı envayi çeşit ağaçla dolu. Tamamına yakını yaprak döken ağaçlar. Sonbaharda renk cümbüşü olup tabii birer tabloya dönen yapraklar. Bir de sonbaharsa, çiğdemgillerden “ vargit çiçekleri mor mor selamlar sizleri çimenlerde. Bir Topografya üstünde kurulu olan üniversitede yapılaşma tamam gibi. Sempozyum salonuna giderken tabiatin kucağında, çimenler ve ağaçlar arasından gidiyorsun. Sempozyum alanında ilçelerin folklorik zenginliklerini yansıtan birikimler sergilenmiş. Her serginin başında bir heyecan. Tabii o güzellikleri gördükten sonra sağ tarafa baktığımızda Köroğlu ile göz göze geldik. Elbette efeyi Köroğlu karşılayacaktı. Köroğlu ile Ayvaz hikayesini yapay zeka ile resmetmişler.
Sempozyumunu açılış konuşmalarında, amaç çok net bir şekilde anlatıldı. BAMER Müdiresi Dr. Öğr. Üyesi Azize Aktaş Yasa, sempozyumların önceki ayaklarının ilçelerde yapılıp, bu sempozyum ile yörenin zenginliklerinin ortaya çıkarılmasını amaçladıklarını söyledi. Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, kültürün yaşatılmasının şart olduğuna işaret etti. Vali Abdülaziz Aydın da Bolu’nun sadece tabiat güzellikleriyle değil, kültürel zenginlikleriyle de önemli bir ilimiz olduğunu söyledi.
Sempozyumun davetli konuşmacılarından birisi, benim 1989 yılından, yani 36 yıl önceden tanıdığım Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu idi. Filiz hanım, Bolu ve civarındaki Osmanlı erken dönem mimarî eserlerini anlatarak, sempozyuma güzel bir giriş yapmış oldu.
Çok zengin bir sempozyum olacağı belli idi. Çünkü 2018 yılından beri ilçelerde düzenlenen 8 sempozyum ile güçlü ve dinamik bir bilgi birikime doğru yol alınmıştı. Konuyla ilgili olan rektör yardımcısı Sayın Prof. Dr. Samettin Gündüz, önceden yapılan bir plan dahilinde, önce dar alan olan ilçelerde gerçekleştirilen sempozyumlar ile minimalize alanların birikimlerinin gözden geçirildiğini ve son olarak da bu sempozyum ile bugüne kadar yapılan ilçe sempozyumlarının taçlandırıldığını; ekibin olağan üstü bir gayret göstererek bu başarıya imza attığını; başta rektör bey olmak üzere Bolu’daki müteşebbislerin de desteği ile final sahnesinin çok güzel sergilendiğini ifade etti.
Sempozyumdaki bütün tebliğleri takip etme imkânım olmadı ne yazık ki. Çünkü 60 oturum da edebiyat, tarih, arkeoloji, mimari, sanat tarihi, etnografya ve resim gibi alanlarda 283 bildiri sunuldu. Bunun yanı sıra 4 çalıştay, 2 panel, 2 söyleşi yapıldı ve böylece 350 civarında sunum gerçekleşti. Ayrıca ikisi yemek atölyesi (Bolu olur da Mengen merkezli yemek atölyesi olmaz mı?) olmak üzere 14 atölye, 12 sergi,1 defile, 1 konser, 2 halk oyunları gösterisi, 1 yöresel ağız şiir dinletisi,1 Bolu konulu fotoğraf yarışması yapıldı.F
Gerek bilimsel bildiriler ve gerekse kültürel aktivitelerle, yaşadığımız bir sempozyumdan da çok bir şeydi; bir şölen idi. Ben yıllardan beri elimin altında duran ve bir türlü ortaya çıkaramadığım bir konu ile katıldım sempozyuma. 1986-87 yıllarında minyatürlerde Anadolu şehirleri konusunda bir şeyler yapmaya çalışırken, Ali Emiri Kütüphanesi’nde Bozoklu Osman Şakir’in “Musavver Sefaretname-i İran adlı kitabını buldum ve bu kitapta İstanbul ile Tahran arasında 31 şehrin resimlenmiş olduğunu gördüm. Batı tarzı resimlerdi bunlar ve 1810 yılında yapılmışlardı. Bu kitapta en fazla resim (6 resim) Bolu ve civarını resmediyordu. Topğrafya, bitki örtüsü, mimari özellikler ve anıtsal mimari eserlerin yansıtıldığı bu resimlerle ilgili bir şeyler yapmak isterken bu sempozyumun bilgileri akademik kamuoyuna iletmeye uygun olduğunu düşünerek katıldım. İyi ki katılmışım. Resimlerdeki bazı binaların güncellenmesi için böyle bir toplantıya ihtiyaç vardı ve bunun için fırsat ayağıma gelmişti. Ankara’dan TYB Merkez çalışanı Alı Kılcı abi, Vakıflar’da çalışırken buraların restorasyonu konusunda hayli mesai harcamış… Bilgilerin bir kısmını ondan aldım; bir kısmını da başka arkadaşlardan.
Geniş katılımlı ve şehrin müteşebbislerinin de sponsorluk yaptığı bu sempozyum, üniversitelerin Anadolu şehirlerine yayılmasının gerekliliğini anlatması bakımından da önemlidir. Uygun kişilerin el atması, ufku geniş yöneticilerinde desteklemesiyle böyle büyük bir sempozyum gerçekleşebiliyormuş demek ki. Demek ki niyet hâlis, gayret ve azim büyük olunca, tasarruf tedbirleri falan engel olmuyormuş…
Emeği geçene destekleyen herkese teşekkür etmemiz şarttır.