“İnsan’a bakışım, insan’a dokunuşum ve insanla hayatı paylaşmam da ne kadar uzaklara gitmişim. İnsan’dan uzaklaşmışım, kendi benliğimden, hür irademden uzaklaşmışım. Resmen kendi gurbetimi yaşamaya başlamışım. İnsan’ı anlamaya başladığımda, insan’a dokunduğumda bütün ezberler yıkılmaya başlıyordu. İrademin gücünü hissetmeye başlamıştım. Oysa insan olma adına verilecek o kadar mücadele var ki..”

Okuduğumuz her kitap bizde derin izler bırakır. Bu derinlik, okumadan okumaya göre ve okuduğumuz kitaba göre değişir. Kimi okumalar rahatlamak içindir, anlıktır. Okudukça rahatlar, mutlu oluruz. Kimi okumalar bizi sığ dünyamızdan çıkarır, yepyeni keşiflere götürür. Kimi kitaplar düşündürür, zaman zaman başımızı ağrıtır, sorgulatır. Kimi okumalarda kodlamalar devreye girer, anahtar kelimelerin ardında çıkmaz sokakların ardında yepyeni çıkış noktaları buluruz.

Kitabın sözden kelama giden akışında bilgiden yoruma insanı gittikçe olgunlaştıran kendi sesini, kendi rengini bulmasını sağlayan okumalarla karşılaşırız. Daha üst seviye okumalar yepyeni kitaplara, kaynaklara götürür bizi. Metinler arası okumalara götürür bizi.

Sonuçta her kitap her okuma bizim yolculuğumuzdur. Her kitapta bize ait sözcükleri, cümleleri buluruz. Okuduğum her kitabın son sayfasına derkenar olarak o kitabın bana verdiği hediyeyi not alırım. O hediye bana kitapça sunulan yepyeni bir bakış açısı, yepyeni bir yorum, yepyeni bir buluş olabilir.

Son okuduğum kitapta şu cümleler dikkatimi çekti: “İnsan, korunmaya muhtaç olanları korudukça yücelir.” “En iyisi gökyüzünde ipini koparmış bir uçurtma olmak.” “Labirentin ucundaki ışık, yıllardır yalnızlıklarını büyüttüğü adasının açıklarından geçen bir gemi gibi görünüyor; hangi koşulda olursa olsun onu kaybetmek istemiyordu.” “İnsanın gerçek yurdu çocukluğudur.” “Çocuklarına ayrımcılık duygusunu veren biz yetişkinleriz.” “Diller, ırklar, dinler insanlığın en değerli zenginlik kaynaklarıdır.”

Toplamda on hikâyeyi barındıran küçük hacimli bir kitabın içinde o kadar derinlere daldım ki bu kitabın sayfalarıyla başka kitapları da okuyordum sanki. Her bir hikâye kişisinin yaşamından, can kırıklıklarından ortak öznenin insan olduğu bir cümleye ulaşıyordum sonunda. Bu kitabın bana hediyesi cümle ise şuydu:

“Aslolan insan’ı anlamak, insan’a dokunmak ve hayatı onunla paylaşmaktır.”

İnsanı anlamak, aslında kendimizi anlamaktı. Hayatın bize yaşımız kaç olursa olsun hiçbir şeyi bilmediğimiz gerçeğidir. İnsan’a dokunmadan içimizdeki insanın sesini duyamayız. İnsanla hayatı paylaşmadan hayatın bize neler kattığını veya katacağını anlayamayız.

Ve şimdi farklı bir gözle bakıyorum insanlara ve hikâyelerine. Bu kitap bana hiç bilmediğim bir şeyi mi keşfettirdi, yepyeni cümleler mi ekledi hayatıma? Cevap kesinlikle hayır!

Tekrar yeniden yepyeni bakış açışıyla görmemi, anlamamı, düşünmemi sağladı. O bakış benim tazelenmeydi, yenilenmeydi. Sıradan sürüden olmaktan kurtulmamdı. İnsan’ı anlamadan, insan’a dokunmadan ve insanla hayatı paylaşmadan sadece bir kör dövüşünün içinde sıkışır kalırız. Duygularımızın gölgesinde kaybolur gideriz. Oysa bizim yepyeni bakışlara ihtiyacımız var.

İnsan’a bakışım, insan’a dokunuşum ve insanla hayatı paylaşmam da ne kadar uzaklara gitmişim. İnsan’dan uzaklaşmışım, kendi benliğimden, hür irademden uzaklaşmışım. Resmen kendi gurbetimi yaşamaya başlamışım. İnsan’ı anlamaya başladığımda, insan’a dokunduğumda bütün ezberler yıkılmaya başlıyordu. İrademin gücünü hissetmeye başlamıştım. Oysa insan olma adına verilecek o kadar mücadele var ki..

Son on yıldır ezbere konuştuğumuz bir konu aklıma geliyor: “Kaybettiğimiz değerlerimiz” Çocuklarımıza değerlerimiz tanıtmak, yaşatmak” adına kitaplar yazıyoruz, eğitimler veriyoruz. Oysa insana ait tüm değerler hayatın içinde yaşatılmazsa bir çocuk, bir genç için ne ifade eder ki? Kalıplaşmış bir cümle geliyor aklıma. Vefa mana itibariyle sadece İstanbul’da bir semtin adı olmaktan öteye geçebilir mi? Ya merhamet, ya adalet, ya saygı, ya edep ve niceleri? Yaşatılmadıkça neyin merhameti, neyin saygısı, hangi edep?

Güzel örnekler hayatın içinden çıkarılıp gözler önüne sunulmalı. Sosyal ağların, internetin hâkim olduğu sanal âlemden hayata dönmenin yolu da buradan geçiyor.

Bir kitaptan bir cümle hayatımıza eklendiğinde bakın neler değişiyor? Okuduğumuz kitapları bugünden yarına aynı şeyleri taşımamıza engelliyor, bizi yeniliyor, tazeliyor. İnsan’ı anlamak, insan’a dokunmak ve insanla hayatı paylaşmakla bize farkındalık katıyor. Farklılıklarımızla zenginliğimizi artırıyor.

Siz de okuyacağınız kitaplarla hayatınıza, belleğinize aktaracağınız cümleleri aramaya varmaya var mısınız?

Not: Okuduğum kitabın adını özellikle paylaşmıyorum. Gelecek haftalarda özel bir yazımı paylaşacağım.