Yazılarımdan birinde bir kitap çalışmamdan söz edip, günlük yazmaya ara vermekten söz etmiştim.
Bunun üzerine arayanlardan “Hayırdır hasta mısın?” diye soranlar olduğu gibi “O kadar kolay mı? Bu gündem yoğunluğunda günde iki üç yazı yazsan yeridir” diyenler de olmuştu.
Çok şükür sağlığım yerinde. “Gadın Molam” kitabımı güncellemem, bazı yanlışları ve doğru bildiğimiz yanlışları düzeltmem gerekiyor.
Gündem konusu da doğru. Meslek yaşamımda böylesine gündem yoğunluğu ve gündem değişikliğine tanık olmadım.
Öyle hızlı değişim yaşanıyor ki, CHP İl Kongresi ile ilgili hala yazılması gereken pek çok nokta var... Aynı şekilde 10 Kasım’da çelenk meselesinde de açıklığa kavuşturulması gereken bazı noktalar kaldı.
Bu arada MHP’nin başarılı, sevilen genç İl Başkanı Burak Demirel ile ilgili de tek satır yazma fırsatımız olmadığı gibi, AK Parti’nin yeni atanan genç İl Başkanı Cengizhan Güngör’den de söz edemedik. Üstelik kaç hafta geçti hala il yönetimi de belirlenemedi...
Sayıştay’ın her yıl belediyelerle ilgili ‘hava raporu’ gibi açıkladığı, denetim raporları açıklandı, çok önemli konular var, açıp bakamadık bile... Geçen hafta Büyükşehir Belediyesi’nin Kasım Ayı olağan meclis toplantısının ilk oturumunda çok önemli ve ilginç kararlar alındı ama ele alamadık..
Bu köşenin takipçileri de “Filanca konuyu niye yazmıyorsun?” diye sorup eleştiriyorlar... Gündeme yetişemiyoruz, ne yapayım...
Yazmaya başladığım yıllarda bazen ele alacak konu aradığımız olurdu... Şimdi yetişemiyoruz.
Dün de Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un oğlu CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Berkay Topuz “şehit cenazesinde gülme” olayı ile ilgili yakışıksız bir paylaşım yaptı, gündem yine değişti...
Birde Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut'a yönelik haksız, yersiz, basın özgürlüğüne saldırı var. Ona da yarın bakarız...
*
Yukarıdaki konuların hepsini elbette bir şekilde ele alacağız. Hastanelerimizin halini de... “Bunun haber değeri yok” deyip, sırtımı dönüp unutma yoluna gitmeyeceğim. Biliyorum köpeğimi uyutmazsınız!
CHP’nin Muğla’da 10 Kasım’da Atatürk Anıtı’na çelenk koymayı unutmuş olması epey tartışıldı.
Bu köşede de ele aldık... Başkaları yazmamış ben neden o kadar çok yazmışım... “Nailin çok seveni varmış” deyip geçiştirdim.. Kimileri de “Çelenk haberini neden yapmadınız?” diye hesap sordu. “Kaç gündür başka bir şey mi yazdık..” demeye kalktım, meğer Hamle haber yapmamış!
Sanki ben Hamle’de yazmıyorum! Sanki Hamle’den başka herkes yazmış...
Benimde Marmaris’te yayın yapan Manşet’ten haberim olmuş, şaşırmış ve üzülmüştüm.
İl merkezinde haber yapılmamış olmasına değil, olaya üzüldüm.
Herkes haber yapmak zorunda da değil tabii... Bazıları için “haber değeri” bulunmamış olabilir, normaldir.
Normal olmayan ise hala CHP Muğla İl Başkanlığı’nın özür dilemiş olmamasıdır...
*
Geçenlerde bu köşenin takipçilerinden Metin Arıcı şu anekdotu paylaştı:
“CHP Genel Sekreteri Recep Peker, CHP ile ilgili bir vesikayı Atatürk'e imzalatmaya getirdiğinde Atatürk vesikanın üzerine ‘Partim’ sözünü yazar. Peker:
- ‘Paşam niçin CHP yazmıyorsunuz?’ diye sorar.
Atatürk de:
- ‘Ne bileyim sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partisi'nin benim partim olarak kalacağını?’ diye yanıt verir.
Hiç yanılmadı..!”
Bu anekdot beni çok düşündürttü. Muğla’da 87 yıl sonra yaşanan bu olayla Atatürk yanılmış olabilir miydi?
Sanmıyorum. Bence de O hiç yanılmadı...
Herkes CHP yöneticisi olabilir, ama Atatürk’ün Cumhuriyet ile birlikte “İki büyük eserim” demekle kalmayıp, bir evrakını imzalarken “Partim” diye yazdığı CHP’nin “CHP’lisi”, partilisi olabilir mi?
Neyse uzatmayalım, Atatürk’ün Cumhuriyet’le birlikte kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri kurucularının aramızdan ayrılışının yıl dönümünde çelenk koymayı veya anıtına bir tek karanfil bırakıp saygı duruşunda bulunmayı unutmuş ise bunun haber değeri vardır.
Ki bu güzel anlamlı anekdotu paylaşan Metin Arıcı artık MHP’li değil, ama bilinçli ve ödünsüz bir Ülkücü’dür... Elbette Atatürkçüdür de...
Tabii ne Atatürk ne de Ülkücülük kimsenin tekelinde de değildir. Atatürkçüler, Ülkücüler her partide vardır, onlara selam olsun...
*
Sözcü Gazetesi yazarlarından İlahiyatçı Prof. Dr. Ayşe Sucu sosyal medyada takip ettiğim isimlerdendir. 14 Kasım’da facebook sayfasından şu paylaşımı yaptı:
“Tüm partilerin dikkatine... (buna DEM'de dahil)
Millet olmanın esası, kederde ve tasada olduğu gibi sevinçte ve sürurda (coşkuda) da yekvücut olabilmektir. Eğer bu memleketin evlâtları vatan ve millet uğruna can veriyor ve şehit düşüyorsa; bu fedakârlığın haysiyetini korumak her kesimin, her siyasî zümrenin –DEM Partisi dahil– vicdanî vazifesidir. Cenaze merasimlerine iştirak etmek, şehidin aziz hatırasına tazimde bulunmak, ona dil uzatan yahut alay eden müfterileri lanetlemek, millî vakarımızın asgarî gereğidir.
Bu topraklarda yaşayan herkes, siyasal meşrebini bir kenara bırakıp şehidinin arkasında durmayı bilmelidir. Ne var ki ‘eşitlik’ nidaları atanların bir kısmı, mevzu vatanın bekası olunca nedense sessizliğe gömülür; ne merasimde görünürler, ne de milletin acısına râm olurlar. Oysa millet dediğimiz kutsi birlik, ancak müşterek acıda kenetlenen, ortak gelecek söz konusu olduğunda tereddütsüzce omuz veren bir iradeyle kaim olur vesselam..”
*
Ayşe Sucu Hocam sanki bir gün sonra hava şehidimiz Emrah Kuran’ın ebediyete, cennetteki silah arkadaşlarının yanına uğurlandığı cenaze töreninde yaşanan tatsızlığı görmüş...
Aslında Ayşe Sucu Hocamın “Bu topraklarda yaşayan herkes, siyasal meşrebini bir kenara bırakıp şehidinin arkasında durmayı bilmelidir.” dediği gibi de oldu.
Normal yaşamda yan yana gelemeyecek, gelmeleri beklenmeyen insanlar hafta sonunda Ekinambarı Köyü’nde şehidin naşının arkasında omuz omuzaydılar.
Keşke o talihsiz olayda yaşanmamış olsaydı.
Yaşandı...
Bir daha yaşanacağını da sanmıyorum.
O gün orada CHP, AK Parti, İYİ Parti Milletvekillerini, MHP, CHP, AK Parti İl ve İlçe Başkanlarını, CHP’li Belediye Başkanlarını bir arada görmek, Devletin rütbeli askeri ile birlikte Bakanı ve Valisi ile görmek çok güzeldi. İnanıyorum ki bu şehidimizi mutlu etmiştir.
Ruhu şad olsun...
*
Olaylara, görüntülere, duruma hangi gözle, nereden nasıl baktığınız veya gördüğünüz de önemli...
Bodrum’dan Serdar Gündoğ da CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan iddianame ile ilgili sosyal medya paylaşımında “İddianame bir sayfa olsa ne olur, on bin sayfa olsa ne yazar?” başlığı altında “Bakmak ve görmek ikilemi”ne de dikkat çekerek şu ifadelerde bulunmuş:
“Şimdi, şu güzelim ülkede, tüm olan bitene baktıkça diyorum ki:
Ne baktığını görüyor,
Ne duyduğunu anlıyor
Ne de ‘ne konuştuğunu biliyor’ bir ülke haline geldikten sonra;
İddianame bir sayfa olsa ne olur, on bin sayfa olsa ne yazar?
Eyvallah.”
Gel de katılma...
Takılmamak lazım... Bana da takılmayın... Cenaze töreninde tatsızlığa neden olanlar özür dileseler ne olacak, dilemeseler ne olacak? CHP İl Yöneticileri en azından CHP’lilerden özür dileseler kaç yazar, dilemeseler kaç yazar...
Desem, demesem ne önemi var?
Serdar Gündoğ’un dediği gibi ‘baktığımızı görmeden, duyduğumuzu anlamadan’ ne önemi var.
Ne olur biraz duyarlı, biraz özenli ve elbette birbirimize ve kutsallarımıza saygılın olalım yeter...
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Eğer bir şey öğrenebileceksem en kötü düşmanımı dinlemek için yirmi mil yürürüm. --Gottfried Wilhelm Leibniz