Ayar, kıvam, ölçü her yerde ve her şeyde önemli bir gösterge… İnsan için de önemli, makina için de… İş için de önemli, ilişki için de… 

Lakin buna pek dikkat eden de kalmadı. Hayatı bodoslama yaşar hale geldik. İlişkilerimiz ve işimiz “saldım çayıra” misali…

Kıvam kaçınca tat, ölçü kaçınca seviye, ayar kaçınca bir anlam kalmıyor. İnsanın ayarı kaçtığında her şey mubah oluveriyor.

Örneğin; Birileri “ne pahasına olursa olsun” elde etmek, başarmak istiyor. Ne şekilde olursa olsun sahip olmak, öyle yaşamak istiyor. Kavramlar, değerler kişiye ve tarafına göre tanımlanıyor. Hedefe ulaşabilmek için her türlü yalan, tezgâh, manipülasyon ve işgüzarlık ustaca kullanılıp bir “maharet” olarak pazarlanabiliyor. Dahası kendine taraf, pazarına müşteri bulmakta da hiç zorlanmıyor böyleleri. Öyle ki bu ayarsızların sesi daha gür çıkıyor.

Örneğin; “aile yılı” etkinlikleri kapsamında yapılacak çok iş, topluma verilmesi gereken çok mesaj varken, bir futbol maçına “normal doğum” temalı bir pankart ile çıkılabiliyoruz. Biri de “Bu fırsat elimize her zaman geçmez, daha normal, aile konusunda topluma daha önemli mesajlar verebiliriz.” demiyor.  

Örneğin; hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan, çocukça işleri marifet sayıyoruz. Şehirde yaşanan 1.9 şiddetindeki deprem sonrasında resmi sosyal medya hesaplarından paylaşım yapıp halka “geçmiş olsun” diyebiliyoruz.

Örneğin; sadece modayı ve magazin gündemini takip eden, incir çekirdeğini doldurmayacak meseleleri sorun eden, birkaç milyonluk arabaya binip güneş gözlüğünü takınca gözü başkasını görmeyen, gösteriş ve abartıyı hayatının merkezine alan insanlar oluveriyoruz.

Örneğin; bir şekilde seçilince/atanınca her şeyi kendine hak, vatandaşı da maraba gören insanlar oluveriyoruz. Milletin vekili olunca millete efendilik, devletin memuruna çavuşluk yapmaya başlıyoruz.

Örneğin; çalışmadan/üretmeden hak istemeye, diplomayı eline alınca devletten kadro talep etmeye başlıyoruz. Hatalarımızın ve sorumsuzluklarımızın bedelini topluma/devlete ödetmeye çalışıyoruz. Sorumsuzluğu, çıplaklığı, kuralsızlığı özgürlük; aykırılığı, kabalığı, dışına yatırım yapmayı, devlete/millete kafa tutmayı marifet sayıyoruz.

İyi de ayarımız neden kaçıyor? İnsan; iyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı/hakikati, kendine yakışanı neden bilemez hale geldi? Bu sorulara elbette birçok açıdan makul cevaplar verilebilir ama kanaatimce en önemlisi şu: İnsanın iradesinin ve davranışlarının sabitesi/belirleyicisi olan değerlerin yokluğu ya da kaybedilmesi…

Temelde görülen en önemli neden bu olsa gerek… Yani sistemi sabitleyen, sıkı tutan, disipline eden, bir arada tutan değerler devre dışı kalınca ayar bozuluyor. Ayarın bozulması bir yana ayarsızlık, keyfilik, başıboşluk düzen haline geliyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. İnsan yolunda yalpalamaya, kurumlar varlık amacının dışında işler peşinde koşmaya başlıyor.

Daha da somutlaştırırsak, ayarı bozulan insanın sabiteleri yok oluyor. İnsan, yanlışa daha kolay düşüyor. Özellikle yalnız kaldığında, kimse görmediğinde/duymadığında yoldan daha kolay çıkabiliyor. Ayarı bozulan insan; sormuyor, sorgulamıyor, yüzleşmiyor. Böylelikle birey olamıyor, kitlenin bir parçası olarak kalıyor. Ayarı bozulan yönetici, “Ben bilirim.” övüncüyle iş yaparken çoğu zaman “Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler.” oluveriyor.

Ayarı bozulan insan; şükretmiyor, kanaat etmiyor. Yerini, hakkını, yetinmesini bilemiyor. Sahip olduklarıyla yetinmeyen, tatmin olmayan, dolayısıyla da mutlu olamayan insan; hep daha fazlasını, hakkı olmayanı gözlüyor.

Ayarı bozulan insan, “Gemisini yürüten kaptan…” ya da “Bir kereden bir şey olmaz!” anlayışına kolay teslim oluyor. Çünkü kendini tatmin/mutlu edeceğine inandığı şeyi elde edebilmek için her yolu mubah görmeye başlıyor. Özetle; değerlerin hayatımızdan çekilmesiyle tutum ve davranışlarımızı belirleyen ahlaki zemin kaymaya başlıyor.

Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle, değerlerimize sahip çıkmalıyız. Yani kendimize sil baştan ayar çekmeliyiz.

Hayatın koşuşturması içinde gözden kaçırdığımız şeyler olabiliyor. Zaman zaman durup bizim için önemli olan hususları/değerleri kendimize hatırlatmamız lazım. Yöneticilere “Bu iş öyle olmaz.” diyecek danışmanlar/yardımcılar lazım.

Dahası; ayarı kaçana, ölçüyü kaçırana “Dur!” demek lazım. Unutmamak gerekir ki, ahlakın bir yönü iyilik yapmak/kötülük yapmamak ise bir diğer yönü de kötülüğe engel olmaktır.

07.05. 2025