Suç, bir şekilde her gün gündemimizde… En azından ana haber bültenlerinin en az yarısı suç haberleri. Yaralama, şiddet, cinayet, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, taciz… Liste uzayıp gidiyor. Yargı paketlerine giren infaz düzenlemeleri, af mı değil mi tartışmaları…

Suç, yalnızca ve gerçekten failin bir eylemi mi? Suç, sadece failin “kötü” eyleminden mi ibaret?

Bu soruları bir kenara bırakıp, konunun bir başka boyutuna bakalım. Suç neden bu kadar yaygın hâle geldi? Cevap, ekonomik-siyasi nedenlerle açıklanabilecek kadar basit mi?

Toplumsal yaklaşımlar, değişimler, sorunlar suç davranışının artmasında etkili değil mi?

Bir olayı/olguyu tartışırken, değerlendirirken görünen-görünmeyen, gizli-açık bütün etkenlerin ele alınması gerekir. Çünkü indirgemeci, yüzeysel ve yanlı bir bakış, gerçek nedenleri ortaya koymaya engel olur.

Suçu konuşurken, yalnızca failin son eylemini ve habere/emniyet kayıtlarına yansıyan boyutunu dikkate alırsak; kılçığı üzerinden balığın lezzetini konuşuyor oluruz.

Oysa suçu ve suçluyu/faili konuşurken; suça karışmayanların, masumların hatta mağdurların suç ve suçlulukla ilgili sorumluluğunu da konuşmamız gerekir. Resmi ya da sivil kurum ve kuruluşların, bu kuruluşların yöneticilerinin, çalışanlarının sorumluluğunu da konuşmamız gerekir.

Toplumsal reflekslerini kaybeden, sosyal sorumluluktan hızla bencilliğe evrilen, bireyselleşmeyi özgürlük kabule eden, “hak” kavramını “çıkar” olarak açıklayan ve konforu tercih eden toplumun suçun toplumun tabanına yayılmasında bir etkisi yok mu?

Ahlaklı olmayı başarılı olmanın önündeki engel olarak gören, ötekine duyarsız, sahip olmaya hevesli ama çalışmaya gönülsüz, sorumluluk almayan, “Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın.” anlayışına sahip bencil insanların suç ve suçluluğun artmasında bir etkisi yok mu?

Farkındalıksız, duyarsız, duygusuz, sorumsuz bireylerin ve toplumun bir suçu yok mu?

Böyle bir ortamda suç neden artmasın ki! Bireysel farkındalık ve sorumluluk yok; sosyal denetim ve duyarlılık yok.

Herkes kendi işini kendisi görme telaşında. Hem de kolayından… Herkes kazanma, elde etme, rahat etme derdinde. Yorulmadan, emek vermeden… Herkes köşeyi dönme, koltuğu kapma hevesinde. Hak etmeden, hakkını vermeden…

Gemisini kurtaran kaptan… Biri gemiyi kaçırma, diğeri de batırma derdinde… Bencillik, sorumsuzluk, duyarsızlık penceresini açılınca merdiven dayayıp içeri giren ahlaksız çok oluyor.

Velhasıl, kimse masum değil. Hiçbirimiz… Kimimiz eylemleriyle kimimiz de eylemsizliğiyle bu suça ortak. Toplumsal bir yaklaşımdan bahsediyorum. Topyekûn bir suç ortaklığından bahsediyorum.

Pencereyi açan da pencereden giren de… Suç işleyen de buna göz yuman da… Fail de faile ses etmeyen de… Sanık da sanığın hak ettiği cezayı almasına mâni olan da… Mahkûm da caydırıcılığı ortadan kaldıran da… Yasalara aykırı davranan da yasaları uygulamayan da…

“Masum değiliz hiçbirimiz.”

Bütün bunları düşünürken, Halil Cibran’ın “Suç ve Ceza Üzerine” yazdıklarıyla karşılaştım. Cibran, Ermiş’te şöyle diyor:

“Suç işlemiş birinden, o sizden biri değilmiş; bir yabancı yahut dünyanıza izinsiz girmiş biri gibi bahsettiğinizi işittim. Fakat derim ki, nasıl mukaddes ve doğrunun yolunda olanlar bile her birinizde mevcut olanın en yükseğinden ileri gidemezse, kötü huylu ve zayıf olanlar da yine sizde mevcut olanın en aşağısının altına düşemez. Nasıl ki bir yaprak tüm ağacın suskun bilgisi haricinde sararmazsa, suç işleyen de hepinizin gizli iradesi olmadan suç işleyemez.”

İşte “Masum değiliz hiçbirimiz.” derken tam da bunu kastediyorum. Devam ediyor:

“Eli lekesiz olanlar, suçlunun eylemlerinden arınmış değiller. Suçlu çoğu zaman mağdurun kurbanıdır. Daha da sıklıkla suçlu, suçsuz ve suçlanmamış olanların yükünü taşır.”

Halil Cibran, sorumluluğu olanlara şu soruları sorarak da meseleye dair bir farkındalık oluşturmaya çalışıyor:

“Ve siz adil olacak yargıçlar! Bedeni ile dürüst fakat ruhunda hırsız olana ne hüküm getireceksiniz? Bedeniyle katledene, ancak kendi ruhu katledilmiş olana ne ceza vereceksiniz? Eyleminde düzenbaz ve baskıcı olup, kendisi de mazlum ve öfkeli olanı nasıl soruşturacaksınız?”

Suç, ilk insandan günümüze bir miras ve insanın fıtratından uzaklaşmasının bir sonucu. Sıfırlamak mümkün değil, bu yaratılış kanunlarına aykırı. Mesele, insan olabilmek ve insan kalabilmek. Mesele, hangi tarafın çoğunluk olduğu. Mesele, iyilik ve kötülük rekabetinde kimin kazanacağı.

Hâl böyle iken kaybeden biz olmayalım. Meselelere dar pencereden ve at gözlüğüyle bakıp kendimizi aldatmayalım. Sorumluluk alalım.

14.01.2026