"Hazanvakitlerinde duruluyorum, kendime geliyorum. Her vedanın bir kavuşma olduğunuhissedecek yüreğim. Serin rüzgarların esintisi yüzüme vuracak, yüreğim sükunaerecek. Kalabalıkların gölgesi azalacak, yerde savrulup duran kuru yapraklarladans edeceğim. Bütün prangalarımdan kurtulup yorgun gönlüme sesleneceğim: Aşkagel, aşka gel; teslim ol. En büyük özgürlük teslimiyettedir. Riyasız, hesapsızsadece gönülden gelen sevdanın sözlerinde kendine gelirsin. Bak sana sesleniyorhayat; huzura gel, huzurumda huzuru bul. Bak geçmiş hatıra, gelecek hayal isebugüne ne düştü? Bunu özünde hisset, yaşa ki gönül kalemin yazdıkça yazsın!"
Tabiat,insanlar gibi değil doğru ve geçer bildiği yoldan gidiyor. Biz insanlar isebize sunulan koca bir alem de, bu aleminbunca güzelliklerini bilemeden, yaşayamadan sürüp gidiyoruz bu ömrü. Sürdüğümüzbu ömürde biçtiklerimiz ise ne kadar verdiğimize bağlı. Hep ben, hep bendediğimiz müddetçe kayıpta olduğumuzu bile idrak edemiyoruz. Hep şikayet, hepisyan, hep öfke. Zaman öyle zamanlara mahkum ediyor ki bizi, başımızı kaldırıpbir baksak hakikati göreceğiz ama gaflet perdesi gözümüzü o kadar bürümüş kisür git diyoruz hayata, sür git. Ömür sermayesinden yiyoruz, bihaberiz.
Doğasıcak nefesini çekmeye başladı bu alemden. Hazanın adımlarını hissetmeyebaşladık. Serin serin esmeye başladı. Zaman zaman küçük üşümeler başladı.Tabiat verdikçe verdi, şimdi hasat zamanı. Bu hasattan bize ne düşecek,hepimizin malumu. Bu salgın günlerinin yoğun gündeminde hazan sadece ağaçlarınyapraklarını dökmüyor, toprağını da dinlenmeye çekiyor. Hazan mevsiminde elayak çekilecek. İnsan kendisiyle baş başa kalacak.
Muğla'dada hazanın ilk nişaneleri tam belirgin olmasa da kendini göstermeye başladı.Ekinler sararmaya, meyvesi sebzesi Zekeriya sofrasını düzmeye başladı. Sonturfandalar ekim başına kadar yerin bereketince vermeye devam. Ağaçlar yavaşyavaş can yeşillerini bırakmaya başladı. Sıcak tonlar hakim olacak yavaş yavaş.Yeşilden kırmızıya, sarıya dönüşüm harikulade tablolara zemin olacak. Gören gözidrak edecek; gah ibret alacak gah temaşa zevkine varacak. Hazanda hüzün vehuzur tamamlanacak.
" Hazanvakitlerinde duruluyorum, kendime geliyorum. Her vedanın bir kavuşma olduğunuhissedecek yüreğim. Serin rüzgarların esintisi yüzüme vuracak, yüreğim sükunaerecek. Kalabalıkların gölgesi azalacak, yerde savrulup duran kuru yapraklarladans edeceğim. Bütün prangalarımdan kurtulup yorgun gönlüme sesleneceğim: Aşkagel, aşka gel; teslim ol. En büyük özgürlük teslimiyettedir. Riyasız, hesapsızsadece gönülden gelen sevdanın sözlerinde kendine gelirsin. Bak sana sesleniyorhayat; huzura gel, huzurumda huzuru bul. Bak geçmiş hatıra, gelecek hayal isebugüne ne düştü? Bunu özünde hisset, yaşa ki gönül kalemin yazdıkça yazsın!"
Gönülkalemin yazsın ki diyorum ve noktayı koyuyorum. Arasta'da Şadırvan'ınönündeyim. Aklımdan geçenleri telefona kaydediyorum. Hikayemiz zamandan mekanageçti. Bir öğle vakti zihnimde belli belirsiz bir plana bağlı kalmadan hattakayıt düşmeden Arasta'ya getirmiş beni. Arasta; Muğla'da hayatın can suyu olanmekanlardan biri. Ne zaman yolumuzdan şaşsak kendimizi bulacağımız, kendimizegeleceğimiz yer.
Arasta'nıntarih kokan binalarının girişindeki alınlıkta "Ya Hafız!" yazıyor. Yani Koruyanve Muhafaza Eden'e teslimiyet ve tevekkül!.. Bu sözle Arasta'nın dükkanlarındanesnafına sirayet eden ve tüm mekana sinen saflık, samimiyet, temizlik, adalet,merhamet, sabır ve şükürde geçmişten bugüne taşınmış hasletlerin hala varolduğunu görebiliyoruz. Bakın Ulalılar'ın dükkanından, ayakkabı tamircilerine,fırında ekmek satanından, radyocusuna, elektrikçesine, demircisine, saatçisine,tuhafiyecisine ve nice esnafa sinen bereketince kazanılan alın terinin şükrüvar. Her birinde el emeği, göz nuru ve " Allahbereketini versin, helalinden." anlayışının izleri var.
Arasta'da"Ya Hafız"ın emniyetinde güven içindesiniz. Buranın esnafı size insan olaraksahip olduğunuz değer üzerinden karşılık veriyor. Candan, sıcacık ve safimerhabalar, selamlaşmalar. Ve ticaretini hakkınca yapan bir adalet terazisindebereketince giren bugünde pek rastlanılamayan güzellikler.
Busalgın dönemi en çok onları tüketti oysa. Akmasa da damlıyordu. Bakıyorumesnafın yüreklerinden yüzlerine ve gözlerine yansıyan ruh iklimine. Çözmekkolay değil. Evde ocak nasıl tüter? Bilemezsin, bu dükkanın çarkı nasıl döner?Aybaşının hesabı nasıl tutar? Her şeye rağmen öfkeye, bedbinliğe ya da isyanateslim olmayan yüce kimlik burada da savaşmaya devam ediyor. Sen arkanı dönergidersin, ey yolcu! Bak hala burada insanlık yaşıyor, yaşatılıyor.
Özellikleonca zamana şahitlik eden Arasta'nın çınarlarını ziyaret etmelisiniz. Onlarmazinin ruhunu bugüne taşıyabilmişler. Geçmiş hatıra, gelecek hayal olsa bilebugün ne olacak sorusunun cevabını en geniş zamanlı onlardan duyacaksınız. Siz,gençler en küçük bir zorlukta yıkılıp teslim olurken bakın ulu çınarlar dimdikayakta durmaya devam ediyorlar. Zanaatl a r ı n ı sanatkaranebir ince ruh deminden sürdürmeye devam ediyorlar. Onları her ziyaretinizdeyüreğinizdeki yüklerden kurtuluyorsunuz, hafifliyorsunuz. Çünkü onlar bugündesıkışıp kalmıyorlar. Geniş zamanlı cümlelerle umut veriyorlar. Neler gördükneler? Her şeye rağmen savaşmaya devam.
Benimbir nefeslik durağım Türkay Elektrik yani Ali Osman Amca. Onun zanaat ı nd a ki ustalığavaran duraklarda her türlü güzellikle karşıla şa bilirsiniz.Bir bakarsınız müşteri gelir edep ve saygı durağındasınız, sohbet demini alıncamerhamet ve şefkat durağındasınızdır, sohbet esnasında biri gelir dükkanahalinden dem vurur adalet ve şükür durağındasınızdır. Her şey planlanmış hiçdağılmadan, eğrilmeden bükülmeden yaşanır. Elektrikçi dükkanından radyocuya,berbere, ayakkabı tamircisine, nalbura ve de helvacısına aynı ruhun yansımalarıtamamlanır. Selam ve esenlik dolaşır dükkanlar arasında.
Birieksilip gittiğinde sert bir rüzgar eser Arasta'yı saran çardağın dallarında.Yaprak hazan mevsiminden kışa geçer gibi olur ama kalanlar devam der, her şeyerağmen devam. Ustasından çırağına, yaşlısından gencine damla damla akartahammül ve sabır. Kalanlar her ne kadar azalmışlarsa da Arasta'nın nefesiolmaya devam ederler.
Şehrinatardamarıdır Arasta'da yaşayan ruh. Saburhane'den, Konakaltı'ndan akargelirler, Asar'dan, Şahidi'den, Ulu Cami yokuşunda akar gelirler. Kızıldağ'dan,Sekibaşı'ndan akar gelirler. Akyol'dan, Heykel'den Kurşunlu'dan akar gelirler.Arasta'da buluşurlar, şehrin nabzını tutarlar. Şehrin nabzı Arasta'da atar.Burada dünden bugüne taşınan bellek canlı tutulursa ve bu ruh aktarılırsagelecek hayal olmaz. Bugünden dem alırsa Arasta'nın şahsiyeti AVM'lere rehinverdiğimiz emanete sahip çıkabiliriz. AVM'lerde yitip giden insanlar Arasta'dakimliğini bulur.
Arasta'daŞadırvan'ın önünde musluktan akan damlalara takılıp gidiyor gözlerim. Yüreğimdamlaların peşinden akıp gidiyor mekana. Tam karşımda Muğla Ressamı Gülnurhanımefendinin tablolarında can buluyorum. Renklerin harmonisinde kilim gibinakış nakış işlenmiş şehrin yüzleri arasında yemyeşil çardağın altındagölgelenen, sohbeti koyultan esnafı dinliyorum.
Damladamla içimde biriken sesler bir başka Arasta hikayesi yazmaya gidiyor.Arasta'da mekan zamanı aşıp gidiyor. Çatılarda kırlangıçlar göç dengini almış,yola hazırlanıyorlar. Kumrular, serçeler Arasta'nın nöbetini tutmaya devamediyorlar. Şadırvan'ın su seslerine kuş sesleri eşlik ediyor. Ve bir Muğlabacasından tüten ilk dumanı görüyor gözlerim. Ve yola revan olma vakti geldi.İkindi ezanı okunuyor. Arasta'da mekandan yeni zamanlara geçiyorum.