Mahkeme kararıyla CHP'nin dümenine geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nu Sözcü TV’nin “yayıncılık yaptığı” programda izledim.
Gerçi ‘bir savaş suçlusunu sorgular gibi’ üslupları manidardı, ama usta gazeteciler Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Aslı Kurtuluş Mutlu dobra dobra sordu, Kılıçdaroğlu merak edilenlere ilk kez yanıt verdi.
Doğrusu, yayından çok yayından önceki ve sonrasındaki tepkilere takıldım kaldım.
Günlerdir “İzlemeyin”, “reyting vermeyin”, “meşrulaştırmayın” çağrıları yapanların önemli bir kısmı, program biter bitmez sosyal medyada yorum yapmaya başladı. Yakın çevremden de benzer mesajlar geldi;
“İzledin mi?”, “Gördün mü?” …
“Neyi gördüm?” diye sormaya fırsat kalmadan cevap da hazırdı:
“Gördün mü halini? Hain… Partiyi ne hale getirdi?”
*
Sorular karşısında Kılıçdaroğlu ne hissetti bilmiyoruz, ama kendimi “engizisyonda gibi” hissettim. “Evet, hainliği tartışılır, ama partiyi bu hale getirirken ‘seyredenlerden’ de hesap sormak gerekir. Birini kötü göstermek, kötü ilan etmek karşısındakileri ‘iyi’ yapmaz.” demekle yetindim.
Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden ANSET’e yönelik soruşturmada adı geçenlerle MBB iştirakleri arasında bir ‘iltisak’ var mı bugün ona bakacaktık, iletişim araçlarındaki ‘dost tartışmalar’ üzerine erteledim.
Tabii burada o sorularla ilgili durup düşünmek de gerekiyor. Çünkü ben programda yeni bir Kemal Kılıçdaroğlu görmedim. 2023 öncesinde ‘sorgulamak, eleştirmek’ durumunda kaldığım, (ki CHP Yüksek Disiplin Kurulu’nun istediği savunmayı yapmayıp verdiğim yanıtta ‘Partim işgal altında, işgal sona erdiğinde dönerim, atın beni’ demiştim) nasıl bir Kılıçdaroğlu izlediysem, Sözcü ekranında yine aynı kişiyi gördüm. Aynı siyasi dil, aynı savunma refleksleri, aynı dolaylı cevaplar, aynı ahlak ve kurum vurgusu...
Tek bir fark vardı; benim ‘işgalci’ gördüklerimle ilgili özür diliyordu, partinin arınmasından, kuruluş kodlarına dönmesinden söz ediyordu… CHP’nin bende kirletildiğine ve K.K’cilerin ve Ö.Ö’cülerin içindeki ayrık otlarının topyekûn temizlenmesi gerektiğine inananlardanım…
*
Gazeteciler zor sorular sordular. Sormaları da gerekiyordu. Yoksa ‘holiganlar’ Kılıçdaroğlu ile birlikte onları da ‘hain’ ilan edip ipe çekebilirlerdi!
Soruları yanıtları buraya almıyorum. Zaten köşem yetmez. Ayrıca Sözcü bir objektif yayıcılık daha gerçekleştirip, soruları ve yanıtları yazılı olarak paylaştı.
https://www.sozcu.com.tr/amp/gazeteciler-dobra-dobra-sordu-kilicdaroglu-sozcu-tv-de-konustu-p329482
Hatta Kılıçdaroğlu’nun uzun zamandır ilk kez bu kadar doğrudan sorularla karşı karşıya kaldığını söylemek mümkün. Ancak benim dikkatimi çeken başka bir şey oldu: Soruların önemli bir bölümüne net cevap vermek yerine konuyu başka alanlara taşıdı, bazılarını ise geçiştirdi. Bu nedenle yayın sonunda bazı konularda ikna olduğumu söyleyemem.
Ama şaşırdığımı da söyleyemem. Galiba asıl mesele de burada.
Birçok insan o yayını anlamak için değil, bir kanaatini doğrulatmak için izlemiş olmalı. Kimi çöküş görmek istedi, kimi pişmanlık görmek istedi, kimi itiraf görmek istedi.
Ekrana bakarken herkes kendi beklentisinin peşindeydi.
Sizler ne gördünüz bilemem, ama ben ne kadar samimiydi bilmiyorum, itiraflarını ve pişmanlıklarını gördüm…
*
Tabii söylemek zorundayım, akıllarınca benden taraf olmamı isteyen veya taraf olmalarını haklı göstermek isteyenlerin o programda gördüklerini yıllardır görüyordum ve çoğunu bu köşede dile getirmiş bulunuyorum.
O günlerde Kılıçdaroğlu ne çok seviliyor, uygulamaları, kararları ne kadar seviliyor, alkışlanıyordu…
Belki de bu yüzden yaşanan heyecanı, “arena seyircisi tavırlarını” anlamakta zorlanıyorum. Çünkü bana göre ortada büyük bir keşif yoktu.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu sevenler de sevmeyenler de aslında aynı programı izlemedi. Herkes kendi zihnindeki Kılıçdaroğlu'nu izledi.
Biri “Gerçek yüzü ortaya çıktı” derken, diğeri “Hâlâ dimdik ayakta” diyor.
Ben ise ‘gazeteci’ ve ‘Gençlik Kollarından yetişme eski CHP Üyesi’ olarak ikisinin arasında kaldım. Her zamanki gibi ‘Araftayım’…
Kesinlikle bir “Hain” görmediğim gibi ne çöken bir siyasetçi gördüm ne de kendisini başarıyla savunan bir lider. Sadece yıllardır tanıdığımız, güçlü yanları da zayıf yanları da artık sürpriz olmayan bir Kemal Kılıçdaroğlu gördüm. Bu yüzden bana sürekli “Gördün mü?” diye soranlara aynı soruyu sormak geliyor içimden:
Siz o gün gördüğünüz şeyi gerçekten ilk kez mi gördünüz?
*
Maalesef birçok insan o gün Sözcü’nün o yayınını bilgi edinmek, olup biteni anlamak için değil, zaten sahip olduğu kanaati teyit etmek için izledi. Bu sadece Kılıçdaroğlu'na özgü değil; siyasal kutuplaşmanın olduğu her yerde görülen bir durum. İnsanlar çoğu zaman “Acaba ne diyecek?” sorusuyla değil, “Benim düşündüğüm şeyi gösterecek mi?” beklentisiyle ekran başına geçiyor.
Ben ne söyleyecek diye izledim. Gerginliğini, sinirlendiğini görmesek de hazır yetkiyi ele almışken ‘açık hesapları’ kapatacak görünüyor. Disipline verdiği isimlerle ilgili meclise gelecek fezlekelere itiraz etmeyecek izlenimi de veriyordu. “Aklansın gelsinler” diyordu.
Kurultay konusunda “yapmayacağım” demiyor. Ki takvim işlemeye başlamış bile… Eylül veya Ekim’de kurultay toplanabilir. Kılıçdaroğlu delege seçimlerine yerel yöneticilerin kayıtsız kalmasını da isteyebilir.
‘Mutlak butlanı’ engellemek için yapılan 39. Olağan Kurultay için başta MBB Başkanı Ahmet Aras, Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Yatağan Belediye Başkanı Mesut Günay, Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca olmak üzere İl Başkanı Nail Kızıl, Datça İlçe Başkanı Abdullah Sezai Öz, Fethiye İlçe Başkanı Mustafa Koyuncu, Marmaris İlçe Başkanı Pelin Özbozdağ, İl Kadın Kolları Başkanı Sema Gençoğlu, Milas Gençlik Kolu Başkanı Gülendam Cantimur ve İl Yönetim Kurulu Üyesi Metin Sarı ile Ahmet Aras Başkanın eşi Menteşe Başkanı Gonca Köksal, Ortaca Belediye Başkanı Evren Tezcan'ın eşi Kerime Tezcan, Dalaman Belediye Başkanı Sezer Durmuş'un eşi Binnaz Durmuş kurultay delegesi yapıldıkları göz önüne alınırsa Kılıçdaroğlu haksız da sayılmaz…
Anımsayanlar vardır, o günlerde gazeteler “CHP’de aileler yarışmış”, “Yengeler kurultay delegesi oldu” başlıkları atmıştı!..
*
Sonuç olarak Sözcü’nün yaptığı program Kılıçdaroğlu’nun konuşması ile ilgili bir şaşkınlığım yok. Sadece gecikmiş fark edişlere hayret duyguları içindeyim.
Ben Kılıçdaroğlu'nu savunmuyorum. Cumhurbaşkanı adayı olduğunda oy vermedim. Aday olursa yine vermem… Ama ona yönelik bugünkü öfke ve şaşkınlığın önemli bir kısmı, insanların yıllarca görmek istemedikleri şeyleri şimdi keşfetmelerinden kaynaklanıyor.
Benim anlamakta zorlandığım da bu…
Evet Kılıçdaroğlu’nun performansını beğenmedim. Beğenmek zorunda da değilim. Ancak çoğu kişi “çöktü”, “dağıldı”, “kendini ele verdi” filan gibi sonuçlar çıkarırken; ben performansını beğenmedim.
“İzlemeyin” diyenlerin programı izlemesi, sonra da “Gördün mü?” diye dolaşmaları bana göre bir tür siyasal taraftarlık refleksi. Önce bir pozisyon alınıyor, sonra o pozisyona göre görüntüler aranıyor.
O nedenle bu yazımda “Kılıçdaroğlu haklı mı haksız mı?” sorusu sormadım. Asıl soru şu:
Başta “holiganlık” yapanlar olmak üzere Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in CHP’nin tüzel kişiliğine bir borçları yok mudur?
*
En çok da Kılıçdaroğlu’nu “hainlik” ile suçlayanların partileri CHP’nin arınmasına karşılar mı onu merak ediyorum.
Doğrusu Uşak ve Antalya soruşturmaları Kılıçdaroğlu’nu destekleyen, haklı çıkaran olaylar oldu.
Bu arada İstanbul'daki belediye operasyonları İzmir'e sıçradı. Güzelbahçe Belediye Başkanı tutuklandı, Buca Belediye Başkanı tutuklandı demeye kalmadı Seferhisar Belediyesine baskın yapıldı. Seferehisar çok öne çıktı. Çünkü Veli Ağbaba'nın danışmanı gözaltına alındı.
Neden?
Rüşvet olduğu iddia edilen 500 bin TL para transferinden söz ediliyor. 6 Milyon TL rüşvetin 500 bin TL’si bu kadın tarafından Veli Ağbaba’ya gönderilmiş...
İddia bu... Her taşın altından da Ağbaba çıkıyor. “TÜLOV’u da o kurdu” diyenler var.
Bilenler yorumlara yazarsa sevinirim.
Keşke Özgür Özel, CHP’li belediyeler adeta soruşturmaya açık hale gelince toptancı hareket edip, “Bunlar hukuki değil, siyasi saldırılar. Başkanlarımızın yanındayım. Bizim belediyelerimizde böyle şeyler olmaz.” dememiş, “Başkanlarımızın yanındayım, aklanacaklarına inanıyorum” demiş olsaydı.
CHP’nin kurultaydan önce arınmaya ihtiyacı var. Unutmayın hepinizin bu partiye borcu var…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ: Ya hatalarınla yüzleşir ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil olmak ayrı, pislik olmak ayrıdır. --Dostoyevski