"Zamanladerdi olanlar zamana anlam vermek istiyorlar bir bakıma. Yaşadığı zamanıanlamlı kılmak insanı bir nebze mutlu ediyor olsa gerek. Akıp giden zamana durdiyememek aslında çaresizliğimizden de değil. Zamanın içinde an'ı farkedememekten kaynaklanıyor. An'ı anında ve deminde yaşayamamanın sıkıntısınıçekiyoruz. Bizim için kıymetli olandan uzaklaşmak en büyük derdimiz."
Avucumuzdanakıp giden zamana dair okuduğum kitaplar her şeye rağmen en büyük derdimizin"zamana dur demek!" olmadığını anlatıyorlar. Zamanla derdi olanlar zamana anlamvermek istiyorlar bir bakıma. Yaşadığı zamanı anlamlı kılmak insanı bir nebzemutlu ediyor olsa gerek. Akıp giden zamana dur diyememek aslındaçaresizliğimizden de değil. Zamanın içinde an'ı fark edememekten kaynaklanıyor.An'ı anında ve deminde yaşayamamanın sıkıntısını çekiyoruz. Bizim için kıymetliolandan uzaklaşmak en büyük derdimiz.
Birdendar zamanlara sıkıştırdığımız hayatımızda nelerin elimizden kayıp gittiğinidüşünmeye başladım. Evet, dar zamanlardayız. Çünkü hayatımıza zaman diyereksaati, dakikayı, saniyeyi, saliseyi zapturapt altına almışız. Hatta zamanızapturapt altına alma telaşına kapılmışız.
Demve an kelimeleri yaşamlarına son verdirildikleri için anın genişliği, deminferahlığı kaybolup gitmiş elimizden. Ayrıntılar, ayrıcalıklar yerini modernizeederek genel olana, rutin olana bırakmış.
Dememodur ki, yaşadığımız zaman, sıkıştırılmış bir zaman. Ne rengi, ne tadı, nekokusu var. Benliğimizin iptidai arzularına esir olmuş doğadan hiçbir nasibinialmayan bir yaşama mahkûm edilmişiz. Emperyalizmin ve kollarının bir ahtapotgibi her yanımızı sardığı bu asırda biz de kısmetimize düşen payı almış, onunlayetinmeye çalışıyoruz.
Misallideğerlendirmelerimize önce tüm hayatımızı sarmış marketlerden ve beraberinde getirdiklerindenbaşlayalım. Acaba götürdüklerinden mi desek daha doğru olurdu? Yorum okurundeyip parantezi kapatalım. Marketler, her şey elinizin altında, görsel sunumzenginliği (şov asla demeyeceğim), indirimli fiyat listeleri (ne kadartalihliyiz!) ve de hepsi poşetlenmiş,plastik ürünler. Her şey ama her şey hazıra, kolaya, rahat olana görehazırlanmış. Dondurulmuş, işlenmiş kimyasal mayalı tüm ürünler elinizinaltında. Hiçbiri natürel değil. Bünyeye ve idrake öyle sunulmuş ki siz nedeniyorsa onu yapmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Üstüne üstlük yazınserin, kışın sıcak her yer klimalı. Boş vaktiniz çok, çok sıkılıyorsunuz haydialışverişe..
Herşeyin paketlendiği hayatımızda benliğimizi kayıt dışına aldırdığımız içinsürüce hareket etmeye devam ediyoruz. Doğayı taklit etmekten kaçan, huzursuzolan insan her şeyiyle doğadan kopuyor. Yakında bizi toprak bile kabuletmeyecek.
Nane,limon, pırasa, kekik, ıhlamur, ebegümeci, ıspanak, sarımsak, soğan, kişkiş,lahana, karnabahar (bizler çiçek demede iddialıyız), havuç, yüzlerce çeşitiçine her birine Türkçe zevkiyle ad verdiğimiz otlar, maydanoz, dereotu, marulsay say bitmez; Yaradan'ın doğa hükmünde insana bahşettiği tüm gıdalardanbîhaberiz. Pazarlarda sadece satın almayı biliyoruz. Eşlerimiz onları yıkamayı,yemeğini yapmayı bile yorgunluk saydığından hazır yıkanmış poşetlenmiş helehele pişirilmiş hazırlarını almayı uygun görüyoruz. Çocuklarımız sebze vemeyvenin yetiştiği dalı, toprağı bilmeyi bırakın adlarını bile hatta ellerineverseniz ne olduğunu bile bilmiyorlar. Nerde kaldı renk, koku, tat, nefaset?..
Zamandandem vururken nerelere geldik? Her tadın, her kokunun, her rengin ruhumuza,benliğimize kattığı zenginlikleri elimizin tersiyle bir kenara atarken neleriardımızda bıraktığımızı bir kere daha düşünmeliyiz. Her anlamda açlığımızı gidermek için anındatüketmekle hiçbir şey elde edemiyoruz. Yaşamın döngüsünde bize verilmiş birgörev var. Ancak bunu idrak edersek insan olma ayrıcalığına varabiliriz.
Neverilirse al tüket, tüket. Yok, öyle yağma aldığın gibi vereceksin,paylaşacaksın ki bir manaya erişesin. Haydi, dünyaya bir çocuk getirdik,diyelim. Besledik, büyüttük. İşimiz bitti mi? Artık o da kendi hayatını kursun.Poşetlenmiş, plastikleşmiş bünyemiz daha fazlasını kaldırmaz. Hedef rahat,kolay ve hemen elde ediliverip tüketilen üzerindedir. Amaç, hedef, planlama,emek, sonuca gitme, paylaşma. Bunlar da ne? Hani bir manimizdeki gibi: "Yaza çıkardık danayı / Tanımaz olduanayı "
Adımlarımızıufaraktan atacağız, yeri geldiğinde bebelerimiz gibi emekleye emekleyesürünmeyi göze alacağız. Emeklerken verilen zahmet neticesinde sabrıöğreneceğiz. Sabrederken kendi benliğimizin özüne varacağız. Dem bu demetrafımızı saran her şeyde bir mana bulacak, o mananın hükmünce yaşamagayemizin sırrına varacağız. Bu annemizle, babamızla, eşimizle,kardeşlerimizle, çocuklarımızla, dostlarımızla hâsılı insanlarla olacak. Ve dedoğa, doğayı tamamen kaybetmeden onu poşetimizden çıkarıp, aynı zamandakendimizi de paketlenmekten kurtarıp asli varlığımıza kavuşacağız.