“SAKIZ AAĞACI GEÇMİŞTEN GELECEĞE UZANAN BİR MİRASTIR”

Bugünlerde internette bir Ege kadının sakız ağacına bakım yaparken çekilmiş fotoğrafı eşliğinde “Mutluluk” başlığı altında kaleme alınmış bir metin dolaşıyor.

Fotoğrafın üstünde “İzmir Karaburun’da bir araya gelen kadınlar, yok olmaya yüz tutan sakız ağaçlarını yeniden yetiştirerek mahalledeki ağaç sayısını 350'ye çıkardı.” diye yazılmış. Metinde de şu ifadelere yer verilmiş:

İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Eğlenhoca Mahallesi’nde bir grup kadın, yıllar içinde kaybolan sakız ağaçlarını yeniden toprakla buluşturmak için harekete geçti. Onlar sadece fidan dikmedi… Bir mirası yeniden canlandırdı. Yaklaşık 6 yıl önce, ‘altın damlayan ağaç’ olarak bilinen sakız ağacını yeniden yaşatmaya karar verdiler. İlk başta sadece 10 fidan vardı. Küçük bir umut, sessiz bir başlangıç… Ama vazgeçmediler.

İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün desteği ve aldıkları eğitimlerle birlikte, o küçük başlangıç büyüdü. Fidanlar çoğaldı, emek büyüdü, inanç kök saldı. Bugün o mahallede tam 350 sakız ağacı var.

Her biri bir kadının emeği. Her biri bir kararlılığın sessiz kanıtı. 65 yaşındaki Habibe Eğmen’in sözleri ise her şeyi anlatıyor: ‘Bu ağaçları kızlarımıza, gelinlerimize emanet edeceğiz. Bu bir kadın hareketi.’

Onlar için bu ağaçlar sadece ekonomik bir değer değil… Bu, geçmişten geleceğe uzanan bir miras…

*

Metni okurken aklıma Menteşe’nin Kışla Parkı ile Akbük Koyu’nda 2019 Nisan’ının bir gecesinde motorlu testere ile doğranan nesli tükenmekte olan sakız ağaçları geldi.

Kışla Parkı ile öteki parklarımızın hali pürmelalini biliyorsunuz. Muğlalının içinde yer almadığı “ortak akıl” ile ağaçları doğradılar, havuzları ve yeşil ne varsa ortadan kaldırdılar.

Olan Milas’ta CHP’nin eski ilçe başkanı Ahmet Kılbey ile damadına oldu…

Hayır bunlardan söz etmeyeceğim.

Niyetim, sözüm ona koruma altındaki Akbük’te koruma altındaki sakız ağaçlarının katlini anımsatmaktır…

*

O zaman dönemin 27. Dönem Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan yaptığı açıklamada “Kimsenin yanına bırakmayız! Kesilen ağaçların yerine 120 ağaç dikilecek” demişti. Şu ifadelerde bulunmuştu:

Muğla'nın önde gelen koylarından Akbük Koyu'nda nesli tükenmekte olan 30 ağacın hunharca kesilmiş olmasının üzüntüsü içindeyim. Üzülmek o ağaçları geri getirmiyor. Ancak ilgililerce aynı yerde 120 ağaç dikimi yapılacak. Dünden beri Muğla Valiliğimiz direktifleriyle olayı çok yönlü soruşturan Jandarma 3 şüpheliyi gözaltına almış durumda. Sadece Akbük değil, bizim için bütün koylarımız ve kıyılarımız önemli. Ben bu anlamda olayı duyar duymaz kamuoyu ile paylaşan, ilgili yerlere suç duyurusu yapan vatandaşlarımıza ve basınımıza teşekkür ediyorum. Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır. Soruşturmanın tamamlanmasından sonra daha detaylı açıklama yapılacaktır.

Sayın Gökcan’ın milletvekilliği bitti, hala o “detaylı açıklamayı” ise yapmadı. Belki de yetkililerin detaylı açıklamasını kastetmiştir…

*

Daha sonra Muğla Valiliği’nden yapılan açıklamada “Bölgede bulunan kameralardan yapılan inceleme sonucu, 1 şüpheli araç tespit edildiği, bu araçta talaş atıklarının görülmesi üzerine araç sahibinin de aralarında bulunduğu 3 şüphelinin yakalandığı ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile şüphelilerin ev, işyeri ve araçlarında yapılan aramada 2 motorlu testere, 1 balta, 1 orak ve üzerinde talaş bulunan muhtelif kıyafetler ele geçirildiği” bildirildi.

Katliamın “Söz konusu bölgeyi kullanan kişileri zan altında bırakmak maksadıyla yapıldığının anlaşıldığı” da belirtilen açıklamada, katliamın yaşandığı sahilde kesilen 30 ağacın hemen yanına 80 sığla ve 40 menengiç sakızı olmak üzere 120 fidan dikileceği kaydedilmişti.

O zaman şüpheliler tutuklandı, Orman Bölge Müdürlüğü tarafından sahile o fidanlar dikildi…

Sonra ne oldu?

*

Sonra ne oldu bilmiyoruz. Başta biz gazeteciler olmak üzere hiçbirimizde “fikri takip” yok. O zaman “Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır.” diyen 27. Dönem Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın katliamı yapanların yaptıklarının yanlarına kalıp kalmadığını bilip bilmediğini bilmiyoruz.

Gazeteciler de bilmiyor!

Bütün siteleri taradım, katliam şüphelilerinin serbest bırakıldıklarına veya hüküm giydiklerine dair bir şey göremedim. O zaman dikilen 120 fidanın akıbetini bilen de yok… Kaçı kurudu, kaçı yaşama tutundu, şimdi ne haldeler?...

Bir bilen açıklarsa Foça’da yaşanan karşısında yaşadığım mutluluk daha da büyüyecektir.

Menteşe’nin parklarında “seri cinayetler” yaşanırken, yine Akbük’te geçenlerde bir yaşlı sakız ağacı rüzgarda devrilmişti de, Menteşe Belediyesi Park Bahçe Müdürlüğü görevlileri hemen gidip o sakız ağacını ayağa kaldırıp yeniden toprakla buluşturmuşlar ve mutlu olmuştuk…

*

NİYAZİ ATARE’NİN MESAJ DOLU MEKTUBU

Niyazi Atare’nin mektubunu paylaşmayacak mısın?” diye soranlar oluyor. Paylaşalım…

CHP’li Tutuklu Bodrum Belediye Meclisi ve Muğla Büyükşehir Meclis Üyesi Niyazi Atare cezaevinden mektup yazdı ve adeta “unutulmuşluğuna” isyan etti.

Bodrum’da yaklaşık 3,5 ay önce gerçekleştirilen operasyonda “suçüstü” yapılarak gözaltına alınan ve sonuçta savcılıkça tutuklanan Meclis Üyesi Niyazi Atare, cezaevinden gönderdiği ve basında yer alan mektubunda hakkındaki suçlamalara yanıt verirken 100 günü aşkın zamanda hala iddianamenin hazırlanmamasına tepki göstererek “Dosyada aleyhime tek bir delil yok” diyor…

Mektubunda üzerine atılı suçlar için “gerçekten uzak” diyen Atare, dostlarına “Yüzünüzü yere düşürecek bir yanlışın içinde olmadım. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki hayatımda da sizleri üzecek, yüzünüzü yere düşürecek hiçbir yanlışın içinde bulunmadım, bulunmayacağım.” diye sesleniyor.

100 günü aşkın süredir bekliyorum” sözüyle de hala iddianame hazırlanamamış olmasına serzenişte bulunan Atare, mektubunda soruşturma sürecindeki teknik gecikmelere vurgu yaparak “Tüm tanık ifadelerinin alındığını ve belgelerin toplandığını” ama buna rağmen 100 günü aşkın süredir “neden tutuklu olduğunu” sorarcasına “Dosya içerisinde hakkımdaki suçlamayı destekleyecek tek bir delil ya da ifade yoktur.” ifadesinde bulunuyor.

Mektubunda tutukluluk sürecinin uzamasını “siyasi kimliğiyle ilişkilendirdiği” de görülen Meclis Üyesi Niyazi Atare, “Yargılama sürecimin gereksiz yere uzatılmasının Cumhuriyet Halk Partili Belediye Meclis Üyesi olmamla alakalı olmadığını düşünmek istiyorum” diyerek, sürecin politize edilme ihtimalinden duyduğu endişeye dikkat çekiyor ve mektubunu “Elbette adalet tecelli edecektir. Fakat unutulmamalıdır ki, geç gelen adalet adalet değildir” sözleriyle noktalıyor…

*

Umarım “Neden yazmıyorsun” diye soranlar rahatlamışlardır!

Umarım, basının Niyazi Atare’nin mektubuna gösterdiği duyarlılık adaletin bir an önce tecelli etmesine neden olur…

Tabii Niyazi Atare olayı sadece üzerine atılı suçlardan ve “tutukluluk süresinin uzamış olması” bakımından değil, daha hakkında bir iddianame bile yazılmamışken, “masumiyet karinesi” gözetilmeden ve hatta daha tutuklanmadan, bu konularda hassasiyeti bilinen Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partide bir “meclis üyesinin” ihraç talebiyle disipline sevk edilmiş olması bakımından da dikkat çekici olmakla birlikte manidardır.

Hala hüküm giymemiş, sanık veya zanlı durumda da değil, “şüpheli” olarak görülen bir meclis üyesini mensubu olduğu partisini yönetenler alelacele disipline sevk ediyorsa, O’nunla ilgili soruşturma yürütenler, yargılama durumunda olacaklar ne düşünmez…

Hele Milas’ta bahçesindeki 27 zeytin ağacını kestiği veya kestirdiği sabit olan bir ilçe başkanını disipline vermek için genel başkanının talimatını, hatta “öfkesini” bekleyen bir İl Yönetiminin bu basiretsizliğini anlamakta hala güçlük çekiyorum.

Geçmiş olsun Niyazi Atare…

--------------- --------------

GÜNÜN SÖZÜ; İnsan gereğinden çok konuşarak da, gereğinden çok susarak da günah işleyebilir. --Umberto Eco