Dünkü yazımı şöyle noktalamıştım:

Bana kalsa CHP Seçimli Kurultaydan önce ‘Tüzük Kurultayı’ yapmalıdır. O kurultayda ‘Delege Sistemi’ kaldırılmalı ve her türlü seçim üyelerle yapılmalıdır. Ben bugün ‘Osman Gürün ve Yılmaz Büyükerşen ne olacak?’ diye de soracaktım. Yer kalmadı. Yarın soralım…

Soralım…

2024 yerel seçimleri öncesinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Muğla'da yaptığı konuşmada yeni bir belediyecilik modeli vaat etmişti. Belediyelerin düzenli olarak değerlendirileceğini, başarılı uygulamaların yaygınlaştırılacağını, eksikliklerin tespit edileceğini açıklamıştı.

Dahası, bu sistemin başında Türkiye'nin en deneyimli yerel yöneticilerinden biri olan Yılmaz Büyükerşen'in bulunacağını söylemişti. Muğla'nın uzun yıllar belediye başkanlığını yapan Op. Dr. Osman Gürün de bu yapının önemli isimlerinden biri olarak gösterilmişti…

Unuttunuz…

*

Neleri unutmadık, neleri unutmuyoruz ki…

Mesela Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlere Özgür Özel’in “Sayın Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlerin üstünü kazıyın ya AKP'li çıkar ya AKP trolü çıkar” dediğini unuttuk.

Unutuyoruz. Bu huyumuz ya da alışkanlığımız çok kötü.

Konumuza dönersek, galiba 28 Şubat 2024’tü… CHP’nin Muğla da aday tanıtım töreni… CHP Genel Başkanı Özgür Özel, o gün Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin Kurucu Başkanı Op. Dr. Osman Gürün’ü sahneye “Muğla'ya ilk günden beri tam 5 dönem hizmet eden şöyle karşıdan bir baktığında işte Cumhuriyet'in belediye başkanı işte Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkanı dedirten, görev yaptığı dönemde 1 tek kör kuruş ile ilgili hakkında bir kişinin arkasından konuşmayacağı, Muğla'yı yağmalamak isteyenlerin aşamadıkları Osman Gürün…” diye çağırmıştı.

Özgür Özel orada Yılmaz Büyükerşen koordinatörlüğünde oluşturmak istedikleri “Yerel Yönetimleri Denetim” sistemini, modelini anlatırken Osman Başkanı da içine katarak “Bütün Türkiye'deki belediyeleri onlara emanet edeceğiz...” demişti. Sonra da şu diyalog yaşanmıştı:

-“Başkanım bu görevi kabul edersen hemşerilerini de beni de çok mutlu edersin...

-“Ben huzurlarınızda genel başkanıma çok teşekkür ediyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak eğer genel başkanımız bize bir şey teklif ettiyse onu emir telakki ederiz ve ömrümün sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partisine ve Muğla'ya hizmet etmeye devam edeceğim.

Sonra ne oldu?

*

Sonra bütün belediyeler Ekrem İmamoğlu’nun, Veli Ağbaba’nın, eh biraz da Seyit Torun’un “emaneti” oldu… Oysa o gün verilen mesaj açıktı:

CHP belediyeleri yalnızca seçim kazanmayacak, aynı zamanda kendi kendini denetleyen bir modele dönüşecekti.

Özgür Özel o gün Muğla’dan Türkiye’ye seslenirken şöyle diyordu:

Bugünden sora 1 Nisan’dan itibaren seçilen belediye başkanlarımızı koordine edecek, iyileri birbiriyle buluşturacak, hizmetleri görünür kılacak. Türkiye’ye ‘bakın bu kentleri nasıl güzel yönetiyoruz. Türkiye’yi de böyle yönetiriz’ diyecek. Bir yandan da kendi denetimini yapacak. 3 ayda bir ölçme değerlendirmeyle belediye başkanlarına karnelerini sunacak bir sistem kuralım. CHP belediyelerini koordine eden bir büyük başkanlık. Bu konuda sevgili Yılmaz Büyükerşen’e bu yapının genel koordinatörlüğü görevini vermiştik. Yılmaz başkanımızla güvendiği, başarılı hem belediyeciliği bilecek hem gençlere öğretecek hem de onları denetleyecek başkanlarla bir yapı oluşturuyoruz.

Maalesef aradan geçen süreçte kamuoyuna yansıyan tabloya bakıldığında, belediyeler için vaat edilen ölçme-değerlendirme sisteminin sonuçları görünür hale gelmedi. Üç ayda bir açıklanacağı ifade edilen performans değerlendirmeleri kamuoyunda tartışılan ve referans alınan bir mekanizmaya dönüşemedi. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in başkanlığında kurulacağı açıklanan yapının ne ölçüde çalıştığı, Op. Dr. Osman Gürün ve diğer deneyimli isimlerin süreçte ne kadar etkin rol aldığı da kamuoyuna yeterince yansımadı. Çünkü böyle bir yapı oluşmadı.

Şimdi ölçme değerlendirmeler ne demokrasimize ne de CHP’li Belediyelere yakışmayan yerlerde yapılıyor…

*

O yapı kurulsaydı ne olurdu?

Bugün biri seçilmiş biri atanmış iki genel başkanın üzerinden yapılan suçlamalar yaşanmayacağı gibi, büyük bir ikiyüzlülük ve inkarcılık içinde bir genel başkan günah keçisi ilan edilmez, adeta şeytanlaştırılmazdı…

Düşünebiliyor musunuz, Bodrum’dan birileri çıkıyor, sanki Kılıçdaroğlu’nun “Anadolu gezi programı açıklanmış da için de Bodrum’da varmış” gibi, “Bodrum'da Kılıçdaroğlu'nu İstemiyoruz” diye imza kampanyası başlatıyorlar. Eyyamcılığın, holiganlığın bu kadarına da pes doğrusu…

Bu seviyesiz maksadı aşan eylem demokrat ve aydın olduklarını söyleyen “solculara” yakışıyor mu?

Bodrum Yarımada Gazetesi Kurucusu Eğitimci Gazeteci-Yazar Hüseyin Hoca (Anıl) da “Sevgili Kardeşlerim, KK'na Küfretmeye Doyduysanız; Şimdi Gelin, ‘Özgür Özel'e Nasıl Yardımcı Olabilirim?’ e Kafa Yoralım.” çağrısında bulunuyor.

Ahh Hocam ahhh, onlar da o “kafa” olsa küfrederler miydi?

Kılıçdaroğlu'na yakınlığıyla bilinen gazeteci Barış Yarkadaş da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Bodrum’da kampanyayı düzenleyenlere şu eleştiri de bulunmuş:

Aşağılıkça bir çağrı... Siz hasta ruhlu insanlarsınız... Şu tepkinin yüzde birini belediyeleri soyan, kamu mallarını yağmalayan, otelde genç kızlarla basılan namussuzlara göstermediniz. Bir insanı şehre sokmamak için çağrı yapmak insanlıktan çıktığınızı gösteriyor. Bu ülkenin altına dinamit koyuyorsunuz. Hep bu utançlarla anılacaksınız. İnsanlık suçu işliyorsunuz.

Bu paylaşımın ardından düzenleyicilerden biri “Barış Yarkadaş'ın içinden de mutlak butlan çıktı” diye açıklama yapmış.

Sanki cadı avına çıkılmış!

Açıklamada Yarkadaş'ın kullandığı ‘hakaret dilinin’ kabul edilemez olduğu belirtilmiş…

Ne diyeyim, “Dinime küfreden bari…” nasıldı o söz?

*

Neyse…

O yapı oluşmasa da sadece Muğla’da Op. Dr. Osman Gürün’e danışılmış olsaydı, bazı CHP’li belediye başkanları ve Ahmet Aras Başkan bugün “Yapılan işlerle görünür” olacaklarına “sokağın” ve hatta daha çok “CHP içindeki” dedikodularla görünür olmazlardı…

Tam da bu nedenle bugün Ahmet Aras Başkan üzerinden yürüyen tartışmalar aslında ülke geneli için çok daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor:

CHP belediyeleri gerçekten denetlendi mi? Eğer denetlendiyse, kamuoyuna neden açıklanmadı? Denetlenmediyse, seçim döneminde verilen sözler neden hayata geçirilemedi?

Gazeteci Yazar Mustafa Gündoğ’un “Bodrum Haber” de yazdıklarına bakılırsa Muğla özelinde sorular daha da somut.

Gündoğ Bodrum Belediye Başkanlığı döneminde Cennet Koyu tartışmaları yaşandı. Cannes'daki gayrimenkul fuarı katılımı gündem oldu. Büyük sermaye çevreleriyle aynı platformlarda bulunulmasına ilişkin eleştiriler yapıldı. Bu başlıkların tamamı kamuoyunda tartışıldı.” diyor...

*

Bugün Kılıçdaroğlu'nun adıyla birlikte Ahmet Aras'ın yeniden gündeme gelmesi, geçmişte kapanmadığı düşünülen dosyaların tekrar açılmasına neden oluyor.

Ancak burada asıl mesele bir kişinin siyasi geleceğinden ibaret değil. Asıl mesele CHP'nin kendi koyduğu kuralları uygulayıp uygulamadığıdır. Çünkü yerel seçimlerden sonra oluşturulacağı söylenen performans sistemi işletilmiş olsaydı, bugün Ahmet Aras hakkında konuşulanların büyük bölümü çok daha net cevaplara sahip olabilirdi. Belki de bugün “Ahmet Aras görevden alınır mı, partiden uzaklaştırılır mı?” sorularını değil, performans raporlarını konuşuyor olurduk.

Şimdi CHP'nin önünde iki seçenek var. Ya geçmişte verilen denetim ve şeffaflık sözlerini yeniden hatırlayacak ve belediyelerle ilgili değerlendirmeleri kamuoyunun önüne koyacak...

Ya da her yeni tartışmada kişileri konuşup sistemi sorgulamaktan kaçınacak.

Muğla'da başlayan bu tartışma yalnızca Ahmet Aras'ın değil, CHP'nin yerel yönetim modelinin de sınavı olmaya aday görünüyor…

--------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ: Yeryüzünde gün ışığına layık olmayan nice insan vardır; ama güneş her gün doğar. --İlhan Selçuk