Cumhuriyet Gazetesi’nden Erdinc Utku’nun gazetenin portaldaki “Yüksek Yerilim Hattı” köşesinden alıntılarla başlayalım:
- “Evet, ben de Kemalciyim. Mustafa Kemalci!”
- “Yetiştirilip AKP’ye transfer edilmek üzere belediye başkanı ve milletvekili adayları aranmaktadır”
- “Türkiye’de çok partili hayata geçiş: 1946 … CHP’de çok partili hayata geçiş: 2026”
- “1923’te Halk Fırkası diye başlayan demokrasi hikâyesini, CHP’yi ‘halk fıkrası’na çevirerek gölgelediler.”
- “Affet bizi Atam… Sana bir özür borcumuz daha eklendi.”
*
“Muharrem İnce de aldatıldınız. Sonra dönüp ağladınız… Kılıçdaroğlu'nda aldatıldınız.
Sonra dönüp ağladınız… Özgür Özel'de de aldatılacaksınız.”
İddialı sözler. Sözlerin sahibi ise Gazeteci Yazar Levent Gültekin… Ardından “Bugünden uyarıyorum.” deyip, “Utanıyorum ya...” eklemesi de yapıp kendini şöyle eleştiriyor:
“Kendime o gün dedim ki ‘Sen ne yapıyorsun ya Levent Gültekin? Sen bu adamların arasına niye giriyorsun ki? Bunlar sarmaş dolaşlar. Bunların tehdidi de gülümsemesi de sahte. Ülke derdi diye bir dertleri yok. Hepsi sahte. Sen niye bunları ciddiye alıp da Özgür Özel adına Devlet Bahçeli ye laf söylüyorsun?”
Ben bir yazımda “CHP siyah-beyaz renklerden ibaret değil. Gri renklerde var” demişti. “Hani neredeler?” derseniz, büyük bir üzüntü içinde, seslerini çıkarmadan izliyorlar.
Bunu nereden biliyorum? Bu köşeden…
Yazılarımın her gün ortalama 2 bin kişi tarafından okunduğunu biliyorum. Muğla’da 10 bin, 20 bin kişi tarafından okunduğunu söyleyenler kadar ilgi görmüyorum. Çok ender 5 bini bulduğumda olur… Mutlak butlan rezaleti üzerine yazılarım ise son 10 gündür 3-4 bin kişi tarafından okunuyor. Bu artışı ben ÖÖ’cü ve KK’ci değil, CHP’ci olan “grilere” bağlıyorum…
*
Bu tespitlerden sonra gelelim “Yeni Particilere” ve “erken seçime” …
Dünkü yazımı “Tabii Anadolu Birliği Partisi yanında başka partilerle de konuşuluyor. Yarın o partilere ve ‘erken yerel seçime’ bakalım…” diye noktaladım.
Evet, Özgür Özel “Erken genel seçim” ile Kılıçdaroğlu’ndan da “Olağanüstü kurultay” istemeye devam ederken, galiba “erken yerel seçime” gidiyoruz…
“Terörsüz Türkiye” denilen süreçte verilen birtakım sözler var. “Anayasa değişikliği” denilen kendi içinde birkaç madde içerecektir. Bunların içinde DEM Partilileri iktidarın yanına çekmek için yapabilecek en basit şeylerden biri ise DEM’lilerin tamamının elini kaldırabilmesi için verilecek tavizlerdir.
Mesela şu anda 9 belediyede kayyum var. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp “Ben kayyumları değiştiriyorum” dese karşılığı var mı? Yok… Bu anayasa değişikliği ile yapabilecektir.
Peki AK Parti anayasa değişikliğinin içine “erken yerel seçim” korsa ne olur?
Bana göre de 2028 seçimleri iktidar sözcülerinin açıkladığı ve Bahçeli’nin de desteklediği gibi “erken” değil, bir iki ay öne alınarak gerçekleştirilecek. “Öne alınmış seçim” olacak… Erken yapılacak seçim ise muhtemelen Eylül 2027 de yapılacak olan “erken yerel seçim” olacaktır…
*
Erken yerel seçimi nereden çıkarıyorum?
AK Parti’nin son Sapanca Kampı, İl Başkanları Toplantıları, Strateji Toplantıları laf olsun diye yapılıyor olmaz… Ağustos ayında da AK Parti’nin 25. Kuruluş Yıldönümü kutlamaları var.
Bir 25. Yıl Şarkısı bile yapılmış. Üç gün süren Sapanca İstişare Toplantısında tanıtımı yapıldı.
Evet bir hazırlık var. Bu hazırlık sadece 25. Yıl kutlamaları için değil, aynı zamanda erken yerel seçim hazırlığı izlenimi veriyor.
Ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genel Başkanı olduğu AK Parti'nin Sapanca'da düzenlediği İstişare ve Değerlendirme Kampı kapanışında teşkilata “rehavet” uyarısında bulunurken, sahada aktif olunması gerektiğini belirterek şöyle sesleniyordu:
“Yorulan varsa buyursun kenara gelsin dinlensin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin. Boşa harcayacak tek bir saniyemiz bile yok. Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız.”
Tabii bu ifadeler AK Parti’nin eski AK Parti olmadığına, kan kaybı yaşadığına da yorumlanabilir…
Bu yorumun ardından “Bölünmenin eşiğindeki CHP ve muhalefet hangi seçime hazır?” diye de sorulabilir…
*
Neden Eylül 2027?
Aslında “Anayasa değişikliğinin içine ‘erken yerel seçim’ korsa ne olur?” sorusu ile birlikte “Böyle bir seçim öncesi CHP bölünürse sonuç ne olur?” diye de sormak lazım.
Muğla’dan örnek verelim; 13 ilçenin 11’in de CHP’nin olduğu ilçelerin tamamı değil, ama Büyükşehir el değiştirebilir…
“Hadi canım sende” diyenleri de duyar gibi oluyorum, ama başa gelince hep birlikte görürüz…
Biliyor musunuz toplam seçmenin yüze 55'i kayyumla yönetiliyor. Son seçim sonuçlarına göre, Türkiye'de seçmenlerin yüzde 84'ü ü de aslında CHP’li belediyeler tarafından yönetiliyor…
Bugün bu oranın yüzde 44'e indiği tahmin ediliyor.
Çünkü CHP’nin başta İstanbul olmak üzere birçok il ve ilçede, mesela Milas’ta DEM’lilerden ve İYİ Partililerden oy aldığı bir gerçek…
AK Parti’nin yerel seçimlerde göstereceği performans olumlu veya olumsuz olarak 2028 seçimlerini de etkileyecektir…
*
Bu anlamda Erdoğan için Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 2028’e kadar geçecek süre çok önemli.
Sokaktaki insana göre Türkiye’deki en önemli sorun CHP seçmeni için bile “mutlak butlan” meselesi değil, ‘ekonomi’, yani ‘geçim sıkıntısıdır’…
Bunu artık AK Parti teşkilatları bile konuşuyor. Çok ciddi bir kriz var…
Türkiye’de yüzde 1; yani 860 bin kişi ülkenin yarısının ekmeğini yiyor. Geriye kalan 80 milyonun yarısından fazlası; 50-60 milyon kişi sürünüyor.
Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görmediğini mi sanıyorsunuz?
Bunları düzeltecek bir takım parasal hareketler yapması lazım. Emeklilere ona buna zamlar… Bunun için de Amerika’dan filan, başka yerlerden kaynak lazım.
Erdoğan kaynağı bulur, ama öncesinde Eylül 2027 de yapılacak bir yerel seçimle DEM'lilere garanti verip, “kardeşim bak ben yerel seçim yapıyorum.” demesi gerekiyor…
*
Şu anda algı ne?
İmamoğlu’nun siyasi mağduriyet algısı eriyor.
Ki Gezici Araştırma'nın sahibi Murat Gezici’ye göre, CHP'ye oy verenlerin yüzde 74’ü İmamoğlu'nu bir “siyasi tutuklu” olarak görmüyor. Şaibeli bir şekilde ‘yolsuzluk yaptığı iddiası’ kabul görüyor.
Şimdi gündemde Özgür Özel’in “mutlak butlan mağduriyeti” var…
Burada şöyle bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Erdoğan şayet yerel seçimleri Eylül 2027 de yaparsa; bu tarihe kadar dediğimiz değişimleri gerçekleştirmek, ferahlama sağlamak, DEM seçmenini ikna etmek zorunda.
Yapabilir mi?
Bizim ata sporumuz güreştir. 40-45 civarında ve kimine göre 100 civarında rakibi alt edecek oyun içerir. Bir metafor yaparsak Türkiye siyasetinde rakibini “kündeye getirme de” Erdoğan’dan daha deneyimlisi yoktur.
Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı oyunu muhalefet görmeyebilir. Çünkü orada el enseler çekiliyor. Birbirlerini kündeye getirmeye çalışırken Gazi Mustafa Kemal’in “En büyük eserim” dediği iki kurumdan biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni kündeye getirmek üzereler!
*
CHP’li dostlarla, özellikle ÖÖ’cülerle görüşüyorum. “Erdoğan oyunu böyle kuruyor siz sokaktasınız nasıl görüyorsunuz?” diye soruyorum. Yanıtları gülerek “Hayal görüyorsun, adam genel seçime yanaşmıyor, yerel seçim mi yapar?” oluyor ve ardından şöyle ekliyorlar:
“Sen merak etme biz her şeye hazırız. Baskın bir seçime karşı da seçimlere girmekte engeli olmayan partimiz olacak.”
Hadi bakalım…
Noktayı koyarken Erdoğan’a dönelim. Erdoğan yukarıdaki değişikliği yaparsa yüzde 42 oy oranı var. Katılmayabilirsiniz, yapılan araştırmalar söylüyor bunu.
Anımsayın, 89 yerel seçimlerinde başkan adayı kimdi? İstanbul için ANAP’lı Bedrettin Dalan’dı. Seçimi yüzde yüz alıyordu. Peki kim kazandı? Nurettin Sözen… Neden?
Çünkü o günlerde rahmetli Turgut Özal’a olan tepkiden millet gitti hayatta ismini duymadıkları bir akademisyene, Prof. Dr. Nurettin Sözen’e oy verdi. Türkiye yıkıldı…
Evet, “Şimdi de Erdoğan’a tepki var” diyeceksiniz. Var, ama seçime hazır muhalefet var mı? CHP bölünürken muhalefet nasıl bütünleşecek? Neyse daha “griler” ve Mansur Yavaş söz söylemedi… Bekleyip görelim…
“Yeni Parti”ye yarın bakarız…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Her şey hakkında bir şey öğrenmeye ve bir şey hakkındaki her şeyi öğrenmeye çalışın. --Thomas Henry Huxley