Dünkü yazımı, Yeni Parti Muğla İl Başkanlığına aday olan Köyceğiz İlçe Başkanı Tanju Satılmış’ın kendisini destekleyen ilçe başkanlarıyla Ankara’ya gittiğini ve Genel Başkanları Özgür Özel ile görüşüp görüşemediğini bilmediğimi belirterek noktalamıştım. Ancak şunu da yazmıştım: “Seçime 5 gün kalmış, 13 ilçe başkanı il başkanı ile gitmiş olsa neyse… İl başkanı adayı 8 ilçe başkanı ile gidince ‘Hayırdır.’ dedirtiyor.” Noktayı da şöyle koymuştum:
“Eğer Özgür Özel’den icazet almaya gittilerse, bu zor olur gibi geliyor bana… Eğer öyleyse Özel bunlara, ‘Biriniz Bodrum’da, biriniz Köyceğiz’de belediye başkanı ile geçinemiyor. Siz il yönetiminde birlik beraberliği nasıl sağlayacaksınız? Büyükşehir Belediye Başkanınız CHP ile yola devam edeceğini açıklıyor. Bürokratı partimizi yönetmeye kalkıyor. Bunu nasıl sindiriyorsunuz?’ demiştir… Hayırlısı…”
Hayırdır, Muğla’da işler yolunda mı? Ankara’ya neden gidildi? Genel Başkanla ne konuşuldu? Bu ziyaret yalnızca bir grup toplantısına katılmaktan mı ibaretti, yoksa 18 Ekim’de yapılacak Muğla İl Kongresi de gündeme geldi mi?
Bunlar, cevap bekleyen sorular…
*
Ankara ziyaretinin ardından…
Ziyaretin ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlara baktığımızda, Muğla milletvekilleri Cumhur Uzun ve Gizem Özcan’ın da yer aldığı bir grup ilçe başkanı ve yöneticinin Özgür Özel’i TBMM’deki makamında ziyaret ettiği görülüyor. Vekillerin paylaşımlarda birlik, beraberlik, değişim ve iktidar hedefi vurgulanıyor.
Elbette bir genel başkanın partilileriyle görüşmesinde yadırganacak bir durum yok. İlçe başkanları genel başkanlarını ziyaret edebilir, sorunlarını anlatabilir, görüş alışverişinde bulunabilirler. Ancak mesele, ziyaretin kendisinden çok, 18 Ekim’de yapılacak il başkanlığı seçimi öncesinde bu ziyaretin nasıl bir anlam taşıdığıdır.
Genel Başkan Özgür Özel, Muğla’daki adaylar hakkında ne düşündü? İlçe başkanlarının bir aday etrafında bir araya gelmesine nasıl yaklaştı?
Kulislerde, Özel’in ilçe örgütlerinin adaylar arasında taraf olmasından ve adaylık açıklamalarına toplu katılımlar düzenlenmesinden rahatsızlık duyduğu öne sürülüyor. Hatta bazı ifadeler kendisine atfediliyor. Ki dünkü yazımın sonundaki öngörüm ile ilgili “Dediğin gibi olmuş” diyenler olduysa da burada önemli bir ayrım var: Bu sözlerin gerçekten söylendiğini doğrulayan açık bir açıklama bulunmadığı sürece, kulis iddialarını kesin bilgi olarak yazamayız.
Buna karşılık, Ankara ziyaretinin ardından yaşanan gelişmeleri ve yapılan açıklamaları da görmezden gelemeyiz…
*
Bir istifa, bir soru ve demokrasi tartışması…
Tartışmanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Yeni Parti 1. Olağan Muğla İl Kongresi delegesi ve eski Menteşe ilçe başkanlarından Mustafa Aytaç Kavak’ın önceki gece bana da gönderdiği yazılı açıklama ile parti üyeliğinden istifa etmesi oldu. Kavak, açıklamasında isim vermeden, il başkanlığına aday olma iradesini ortaya koyan bir partiliye ve ona destek veren ilçe başkanlarına genel merkezde gösterildiğini ileri sürdüğü tavrı eleştirirken “Bir partide il başkanını kim belirleyecek? O ilin örgütü mü, delegeleri mi, yoksa birkaç kişinin kişisel tercihleri mi?” diye sordu.
Bu sorunun üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü siyasi partilerde genel merkezlerin görüşü elbette önemlidir. Genel başkanların tercihleri, siyasi değerlendirmeleri ve örgütlere yönelik uyarıları da siyasetin doğal parçalarıdır.
Ama genel merkezin görüşü ile örgütün iradesi arasında bir çatışma ortaya çıkarsa ne olacak? Delegeler kendi kararlarını özgürce verebilecek mi? Adaylar eşit koşullarda yarışabilecek mi? Yoksa kongrenin sonucunu etkileyecek siyasi işaretler mi belirleyici olacak?
Sevgili Kavak, istifasının kişisel bir kırgınlığın anlık sonucu olmadığını, siyasi ilkeleri ve demokrasi anlayışı doğrultusunda verilmiş bir karar olduğunu da söylüyor. Tabii bir kişinin istifası, tek başına bütün iddiaları da doğrulamaz. Ancak bir istifa açıklamasında dile getirilen itirazlar, kongre öncesinde tartışılması gereken soruları da beraberinde getirir. Üstelik mesele yalnızca bir adayın kazanıp kaybetmesi değilse…
O zaman tartışılması gereken, partinin nasıl bir siyaset kültürü oluşturmak istediğidir.
Bu arada bende WhatsApp’ta “Genel merkezde ne olmuş?” diye sordum, “Özcan abim ilk ağızdan orada bulunan ilçe başkanlarından ve il başkan adayımızdan duyman daha doğru olur. Benim buradan bir şeyleri anlatmam doğru olmaz.” diye yanıt verdi. Ben de “Açıklama yapmaları daha doğru olur o zaman.” derken O “Yarın gerekli açıklamayı yapacaklardır abim.” ifadesinde bulundu…
*
Nail Kızıl cephesinden gelen mesaj…
Diğer tarafta yaşananları Bodrum İlçe Başkanlarından Okan Özsu “Örgüt iradesinin ve tercihinin belirlenmesinde tüm üyelerin katılımı ile İlçe ve İl Başkanlarının belirlenmesi önemlidir. Belediye Başkanları ve bürokratlarının seçimlere müdahaleleri liste dayatmaları ve aday yönlendirmeleri yanlıştır. Yerel örgüt seçimi öncesi icazet alma görüntüsü ile Ankara ziyaretleri yanlıştır, belirleyici taban ve üye ise doğrudan örgüte kendini ifade etmek, anlatma çabasında olmak doğrudur.” diye ve Yavuz Yıldız “Benim istediğim demokratik bir yarış. Yarış sonunda kimse küsmeyecek ve kol kola genel kurul selamlanacak. Hala blok liste ile seçimler yapılıyor, çarşaf liste tu kaka... Kadınlar kotası da göz ardı ediliyor. Hepsi itiraza gebe...” diye eleştiride bulunurken, kurucu İl Başkanı Nail Kızıl’ın yeniden adaylığına destek veren açıklamalar da var… O açıklamalardan biri de 25, 26. dönem Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’a aitti…
Geçmişte CHP’de yaşandığını vurguladığı dışlanma ve iç hesaplaşmaların yeni partide tekrarlanmaması gerektiğini savunan Üstündağ’ın değerlendirmesi dikkat çekçiydi. Kurucu İl Başkanı Nail Kızıl’ı destekleme gerekçelerini de butlan sürecindeki tavrı, gösterdiği direnç, Özgür Özel ile uyumu ve kuruluş sürecindeki liderliği üzerinden açıklamış.
Ancak Üstündağ’ın açıklamasında önemli bir başka nokta daha var. Tanju Satılmış’ın emeğini ve mücadelesini de teslim ediyor. Seçimi kazananın diğer adayı kucaklaması gerektiğini vurguluyor. Burada aslında kongrenin nasıl sonuçlanması gerektiğine ilişkin önemli bir mesaj bulunuyor:
Yarışın kazananı bir kişi olabilir; ancak örgütün kaybedeni olmamalı…
*
Tanju Satılmış’a sorulması gereken soru…
Satılmış, kısa süre önce Köyceğiz İlçe Başkanı seçildi. Şimdi ise Muğla İl Başkanlığı için yarışıyor. Sıcaklığını koruyan ilçe seçimlerinden sonra ne değişmiş olabilir?
Bu durum elbette tek başına eleştiri konusu yapılamaz. Siyasette bir göreve seçilen kişinin daha üst bir göreve aday olmasının önünde kendiliğinden bir engel yoktur. Ancak seçimin hemen öncesinde gündeme gelen bu adaylık, kamuoyunun bazı sorular sormasını da beraberinde getiriyor.
Köyceğiz’de kendisine ilçe başkanlığı görevini veren örgüt, bu yeni adaylık sürecini nasıl değerlendiriyor? İl başkanlığına aday olma kararı ne zaman alındı? Bu kararın arkasında nasıl bir örgütsel hazırlık var? Tanju Satılmış “Kimsenin adamı değilim” diyor, ama yoksa kulis bilgileri doğru mu?
Bunlar, yanıtlanması halinde tartışmayı daha anlaşılır hale getirecek sorulardır. Aynı sorular, Nail Kızıl’ın yeniden adaylığı ve her iki adayın destekçileri için de geçerli. Çünkü bir kongrede önemli olan yalnızca kimin daha fazla desteğe sahip olduğu değil, bu desteğin hangi koşullarda oluştuğudur.
Nail Kızıl’ın kurucu başkan olması, yeniden adaylığını destekleyenler açısından güçlü bir gerekçe olabilir. Tanju Satılmış’ın ilçe başkanlığı ve siyasi mücadelesi de onu destekleyenler açısından bir gerekçe oluşturabilir.
Tabii bunların hepsi önce üyelerin sonra delegelerin değerlendireceği konulardır. Ancak bu değerlendirmede ‘seçim öncesi Ankara ziyareti’ ile kulis bilgileri de etkili olacak gibi görünüyor.
O nedenle asıl mesele, bu değerlendirmeyi üyelerin baskı altında kalmadan yapabilmesidir.
*
Ankara’dan fotoğraf, Muğla’dan istifa… Demokrasi, yalnızca sandığın kurulması değildir…
Şimdi bütün bu gelişmeleri yan yana koyalım. Bir tarafta seçim öncesi Ankara’ya giden ilçe başkanları ve yöneticiler… Diğer tarafta genel merkezin adaylık sürecine ilişkin tutumuyla ilgili kulis iddiaları…
Bir tarafta Nail Kızıl’a açık destek verenler… Diğer tarafta Tanju Satılmış’ın adaylığını destekleyen isimler… Bir de bu süreçte örgüt iradesinin sınırlandığını düşünenler bulunuyor.
Ve bütün bunların ortasında, parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklayan Mustafa Aytaç Kavak yer alıyor. Ankara ziyaretinin ardından yapılan birlik ve beraberlik açıklamaları, tartışmanın sona erdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, ortaya atılan iddiaların ve istifa açıklamasının ardından daha açık bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuluyor.
Özgür Özel’in ziyaret sırasında tam olarak ne söylediğini bilmiyoruz. Kendisine atfedilen sözlerin doğruluğunun anlaşılması, açıklığa kavuşması yararlı olacaktır. Ancak Muğla’da yaşananlardan sağır sultanın haberdar olması bir yana Özgür Özel’in her şeyden bilgi sahibi olduğu söyleniyor…
Ancak “Yeni Parti, Muğla’da kendi örgütünün özgür iradesiyle belirleyeceği bir il başkanına mı hazırlanıyor, yoksa kongre öncesinde oluşan siyasi dengelerin işaret edeceği bir sonuca mı?” diye sormakta da sakınca yok…
Bu sorunun cevabı, yalnızca 18 Ekim’de belli olacak seçim sonucuyla da ölçülmeyecektir. Kongre sonrasında kazananın nasıl davranacağı, kaybedenin nasıl karşılanacağı ve örgütün ne kadar bütünleşebileceği veya bütünleşemeyeceği de en az sonuç kadar önemli olacaktır…
Çünkü demokrasi, yalnızca sandığın kurulması değildir…
*
Son söz…
YENİ Parti, adından başlayarak yeni bir siyaset anlayışı iddiası taşıyor. Öyleyse eski siyasetin alışkanlıklarından uzak durmak zorunda. Örgüt iradesini savunurken kendi örgütünün iradesine saygı göstermek, liyakatten söz ederken kişisel yakınlıkları değil emeği esas almak, birlik ve beraberlik çağrısı yaparken farklı görüşleri dışlamamak gerekiyor.
Nail Kızıl da Tanju Satılmış da bu yarışın adayları. Kararı önce üyeler sonra delegeler verecek.
Muğla örgütü 18 Ekim’de yalnızca bir il başkanı seçmeyecek. Aynı zamanda partilerinin nasıl bir siyasi kültürle yoluna devam edeceğine ilişkin de bir tercih yapacak.
Bakalım Muğla’da son sözü Ankara’daki kulisler mi, Muğla’daki bürokrasi kulisleri mi söyleyecek… Yoksa üyelerin ve delegelerin özgür iradesi mi?
Sandık kurulduğunda cevabı göreceğiz.
-------------- --------------
GÜNÜN SÖZÜ: İroni, nefret etme zayıflığına düşebileceğimiz kötü ve budala insanlarla alay etmeyi bize öğretir. --Anatole France