Türkiye Cumhuriyeti 14 Mayıs 1950 günü hayata geçirdiği demokrasisini garanti altına almak için 1952 yılında NATO'ya üye olmuştu.

Türkiye, NATO üyesi olmayı demokrasinin garantisi kabul etti ve "Artık biz de medeni Batının bir parçasıyız" düşüncesinde ferah buldu...

Bu düşünce ve huzur ile on yıl yaşandı.

Ama, 27 Mayıs 1960 sabahı İstanbul ve Ankara radyolarından yapılan anons ile Türk halkı Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi ile uyanıyordu.

Radyodan yapılan anonsta "Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetime el koymuştur. TSK duruma hakimdir. TSK, NATO ve CENTO'ya sadıktır" deniliyordu.

Darbeden sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genel Kurmay Başkanı başta olmak üzere ülkeyi yöneten kadrolar tutukladılar ve hapse atıldılar.

Halk şaşkın idi.

Darbeyi kim yapmıştı?

Darbe NATO kanalı ile ABD'de eğitim gören Kurmay albayların ağırlıklı olduğu bir kadro tarafından yapılmıştı.

Halk adeta ikiye ayrılmıştı.

Demokrasi ve özgürlüğün bekçisi olduğunu iddia eden NATO'ya üye olan bir ülkede darbe oluyordu.

Hiç bir NATO üyesi ülke de "Siz orada ne yapıyorsunuz? NATO, Demokrasinin kalesidir. Ordu hemen kışlasına dönsün. Aksi halde sizi NATO'dan ihraç ederiz" demiyordu.

Darbe, adeta özgür dünya tarafından abzorbe edildi, hazmedildi.

Bu halin oluşmasında, ülkemizdeki particiliğin, takım tutar gibi parti tutmasının da büyük rolü vardı.

Sonraki yıllarda öğreniyoruz ki, 27 Mayıs ile başlayan darbeler dönemini NATO başlatmış idi.

Batı, Türkiye’den ne istiyordu?

Bu sorunun cevabını bulmamız gerekiyor…

Türkiye, üç kadim kıtanın ortasında bulunan müstesna bir ülkedir.

Hele, İstanbul ve Boğazlar. Batiyi baştan çıkarıyor.

Batı 29 Mayıs 1453 gününden beri İstanbul ve Anadolu’nun Türklerin elinde olmasını bir türlü içine sindiremedi/sindiremiyor.

Batı halen "Ne ederim de Türkiye Cumhuriyeti topraklarını ele geçiririm", diye sinsice hesaplar yapıyor.

Yani oyunun perdeleri henüz kapanmadı ve oyun tüm acımasızlığı ile devam ediyor.

Biz, Batıya "Türkiye Cumhuriyeti tercihini Batı’dan yana yapmıştır. Artık bizi kendinizden biri kabul edin. Bizim kimsenin toprağında da gözümüz yok. Bizim topraklarımız bize yeter" dememize rağmen, Batı bir türlü bizi kendisinden kabul edemiyor/edeceği de yok.

Batı dediğimiz cephe de, tek halde değil.

ABD ile İngiltere arasında müthiş ve sinsice yürüyen bir liderlik mücadelesi var.

Her iki güç Türkiye Cumhuriyetini kendi yanına çekmek için elinden geleni de yapıyor.

Türkiye'yi yanına çekenin galip geleceği bir durum var ortada.

Bu mücadele iç politikamızı da derinden ilgilendiriyor ve etkiliyor.

27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 64 yıl geçmiş.

Olan olmuş, yapacak bir şey yok.

Ama başımıza gelenlerden ders çıkarıp, gerçek senaryoyu ve Batının gerçek yüzünü görerek hareket etme becerisini gösterelim artık…

Bir de, hem ekonomide hem de savunma sanayiinde güçlü ve kendimize yeter bir konumda olmalıyız.

Çünkü, pardonu olmayan bir dünyada yaşıyoruz.

Bu millete bir daha ‘Darbe ve Demokrasi’mizi bay-pas edecek olaylar göstermesin.