O kadar zor zamanlardan geçiyoruz ki, her şeye rağmen her çilemizde insanımız dünyaya misal güzellikleriyle yaralara merhem oluyor. Vatan toprağının neresinden bir feryat yükselse insanımız madden manen bütün yüreğiyle oraya koşuyor. Zor zamanlar Türk milletinin asil ruhunu görmemize vesile oluyor. Acılar acımız, feryatlar feryadımız oluyor. Bir şarkı sözündeki gibi “Erzurum’da kar yağsa, Rize’de üşüyorum.”
Son zamanların ekonomide, siyasette ve sosyal hayatta yaşattığı depremlere bakacak olursak medya ekranının hep siyah pencereden yansıttığı olumsuzluklara rağmen ekranın görünmeyen yüzündeki güzellikleri de yok saymamak gerekir. Evet, ekranın yansıttığı içimizi karartan sıkıntılar, kötülükler insanlığımızı sorgulatır durumlar yaşatsa da bizzat yaşadığımız, tanık olduğumuz gönül güzeli insan hikâyeleri nefes almamıza vesile oluyor.
İnsan olmamızın hikâyesinde Habil ile Kabil arasında kalması, insanın iradesiyle yaptığı seçimler sonucunda karanlığı ya da aydınlığı yaşamasını gerektiriyordu. Oysa biz şimdiki zamanın biraz gerisine baksak tarihin bilge sesine kulak versek nelerle karşılaşacağız. İnsan yaşadığı hayat tecrübeleriyle şekillenir. Ruhu yaşadığı deneyimlerle kimlik bulur.
Her insanın hikâyesinde hüzünlerin olduğu kadar mutlulukların da yeri vardır. Ama ne kadarını yaşayacağı tamamen kişiye özgüdür. Hüzünle demlenen insan keşke hiç yaşanmasa dediğimiz acılarla kıymetini bileceği hasletlere sahip çıkar. Mutluluk ise bir fotoğraf çekiminde verdiğimiz gülümsemenin ana hükmettiği tesir kadar etkilidir. Bu yüzden o gülümsemeler çok kıymetlidir. Gülücüklerimizle güller derdiğimiz vakitlerde hayatı sonsuzlarız.
Ne zaman kendimizle baş başa kalsak zamanlarda kitaplar okuduk, yazılar yazdık, sevdiklerimizle vakit geçirdik ama bir demde zaman geçmez oldu. Günleri ardı ardına devirirken hep geride bıraktığımız geçmişimiz aklımıza geldi. Geçmişe köprüler atmaya başladık.
Ertelediğimiz ya da geride bıraktıklarımız önümüzü aydınlattı. Mihenk taşlarımız yerine oturdu, duruşumuz sabitlendi. Geçmişin güzellikleriyle aydınlandık, geçmişin deneyimleriyle bugüne sağduyuyu ekledik. Keşkelerimiz arasına, keşke bu sağduyudan herkes nasiplenseydiyi ekledik.
Her ceremenin ya da her musibetin getirdiği bir hayır varsa burada nasiplenmemiz gerekenlerden azami derecede istifade etmemiz gereken zamanlardayız. Düşünmeli, sorgulamalı neticede bize bahşedilen aklın kıymetini bilmeliyiz.
Önce kendimize sonra sevdiklerimize ve insanlara olan sorumluluklarımızı düşünme vakti geldi, geçiyor. Yaşadığımız bütün afetlerde şuursuzluğumuz, şımarıklığımız ve binlerce mazeret yarattığımız davranışlarımız bu hâllere düşmemize sebep oldu.
Dünya asırlardır nice canlar yitirdiği yangınlara, depremlere, sellere hatta savaşlara, yıkımlara tanıklık etti. Her birinde yaşadığı çilelerin, gördüğü zulümlerin ve yitip giden canların ıstırabını yaşadı. Her karanlığın ardında güneş doğdu ve insan yaşamına devam etti.
Bizler de bu asırda bu karanlık, sıkıntılı günlere tanıklık ediyoruz. Bu günler, insanlığın topyekun dünya savaşına girdiği günler aslında. Her şey savaş koşullarında yaşanıyor. Birliğimize, dirliğimize sahip çıkmamız gereken günlerdeyiz. İnançlı olmalı, bu zor günleri aklın ve bilimin rehberliğine sımsıkı sarılarak atlatmalıyız.
Bu zor günlerde her bir bireyin üzerine düşen büyük sorumluluklar var. Çocuklarımız, yaşlılarımız ellerinden tutmamızı, onlara destek çıkmamızı bekliyor. İnsanın insana muhtaç olduğu zamanlardayız. Birbirimize omuz vermeliyiz.
En basitinden yapacağımız tek şey dikkatli ve şuurlu olmak. Ve bugünlerimizi geleceğe hazırlanmakla geçirmeliyiz.
Düşünmenin ve sorgulamanın ve kendine gelmenin zamanı. Okuyalım, yazalım. Dünyanın bu zor zamanlarında geleceğe taşıyacaklarımızla bugünün bütün karanlıklarından sıyrılalım.