Değerli dostlarım, Haziran ayı ile başlayıp Ağustos ayı sonu itibariyle sona eren yaz mevsiminden korkar oldum inanınız. Hatta Mayıs ayı başında artık devletimiz tedbir almaya başladı. Mayıs ayından itibaren “Ormanlık arazilere-ormanlarımıza” girmeyi yasaklamaya başladı son on yıldır. Pekâla, ne oluyor bu ormanlık sahalarda. Ne oldu da neler oldu da devletimiz kendi vatandaşına ormanlık sahalara girmeyin! diyor. Ülkemizin her tarafı ormanlarla kaplı değildir. Ama ormanlarla kaplı olan hatta Muğla ilimiz örneğinde olduğu gibi büyük bir bölümü (%68) ormanlarla kaplı bir coğrafyada yaşamaktayız Muğlalılar olarak.
Başta oksijen deposu olan ormanlık arazilerimiz sadece oksijen üreten bir organizma değildir. Tepeden tırnağa dediğimiz ormanlık arazilerimiz bir insanın doğumundan ebedi aleme göçünceye kadar mutlak manada ihtiyaç duyduğu, kullanma zorunluluğu olan bir nimettir. Ormanlarımızın içinde özellikle sadece çam ağacı bulunmamaktadır. İçinde milyonlarca böcek börtü dediğimiz canlı yaratılan organizma bulunmaktadır. Gözle görünür anlamında karıncadan tutun da domuz ve dağ keçileri başta olmak üzere birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır.
Gerçi şimdilerde ya da son kırk elli yıldır ahşap olan bebek salıncakları yok ya da yapılmıyor ama daha öncelerden ahşaptan yani ağaçtan yapılan salıncakla büyüdük. Hatta bazı aileler ağaçtan/ahşaptan salıncak yaptırırlar da adına hayrat dediğimiz yardımlaşma yöntemiyle konum komşuya vererek kullandırarak ayrıca sevap işlerlerdi. Günümüz gençliği bu özelliği ve güzelliği bilmez. Belki İç ve Orta Anadolu’da bulunuyordu fakat buralarda artık böyle hayrat kullanan kalmadığı gibi ahşaptan yapılma salıncaklarda kalmadı.
İçerisinde milyonlarca yaratılan olan canlı organizmaya bilerek ve isteyerek yok etmek anlamında ateş atan, ateş yakan, izmarit atan insan denilen varlığa “İNSAN” demek oldukça zor ve acıtıcıdır. Devletimizin çalışmaları ve istatistiklerine göre orman yangınlarının %70’i insan eliyle olduğu kayıtlara geçmiş durumdadır. Bir insan düşünün içinde milyonlarca canlı organizmanın yaşadığı ormanı ateşe veriyor. Hemen aklıma İstanbul Fatihi Sultan Mehmet Han geldi. Birçok olayda olduğu gibi yaş ağacın kesilmemesine dair ferman yayımlayarak “Yaş kesenin başını keserim” ünlü fermanıyla asırlar boyu unutulmayan bir tavır sergilemiştir.
Son kırk-elli yıldır insan eliyle çıkarılmış orman yangınları ile mücadele ediyoruz. Hiç unutmadığım orman yangını Sakar geçidinde “Bu ormanlık bir sigara izmariti atılması sonucu yanmıştır” ifadeli bir tabela var idi. Şimdilerde var mı bu tabela bilmiyorum. İkinci unutamadığım orman yangını ise Ula/Sivridağ dediğimiz Karakovalık Mevkiinde adı verilen ve bir insanın çıkardığı yangını söndürmek için canını feda eden Rahmetli Orman İşletme Müdürümüz Fuat Ardıç Beyefendinin şehit oluşudur. Mekanı Cennet olsun.
Özellikle seksenli yıllarda başlayan ve bazı devlet büyüklerimizin devlet üç beş çapulcuya pabuç bırakmaz dediği terör teşkilatı (şimdi örgüt diyorlar) büyüyerek gelişerek ve semizleşerek kırk yıldan beri trilyonlarca lira maddi kaybımıza sebep olan, ayrıca ormanlarımızın yakılması ve sabote edilmesini de üstlenen bir insan topluluğu mu diyelim cinayet şebekesi mi diyelim, vatan ve millet hainleri yine ön saflarda durmaya devam ediyorlar ne yazık ki. Bilerek ve isteyerek zarar vermek amacı ile bir insan ormanı yakıyorsa bunun adına asla insan denilmez, vatan ve millet haini denir.
Öteden beri hayat felsefemdir, suç işleyen karşılığını yaşaması, işlediği suçun karşılığını mutlak manada görmesi şarttır diye bilirim ve yaşarım. Eğer suç işleyen karşılığını görmezse suç işlemeye devam eder. Devletimiz elbette şefkatlidir. Devlet babadır aynı zamanda. Ama orman ve içinde milyonlarca canlı organizmayı bilerek ve isteyerek yakanın da cezası aynı şekilde ağır olmalıdır. Orman Kanunumuz vardır, eski bir kanundur. Mutlaka revize edilen madde ve hükümleri vardır. Kabahatler Kanunumuz vardır. Türk Ceza Kanunumuz vardır. Açizane kendi kendime bu kadar etkili ve yetkili şimdilerde yasa deniyor/kanunlarımız varken ortada dururken neden/niçin/nasıl uygulan(a)mıyor.
Geçtiğimiz son üç yıl içinde oldukça etkili ve dilim varmıyor ama düzenli orman yangınlarımıza şahit olduk. Hele hele bizim yöremizde “Balan Dağı” yangını ve sonradan çıkarılan Marmaris yangını tamamen facia ve ormanlarımız tümden ortadan kaldırmaya yönelik terör olaylarıdır diyorum. Zaten son yıllarda da ortaya çıkan orman yangınlarını da üstlenmiş durumdalar. Bir büyüğümüz bendenize demişti ki; oğlum ormanları insan korur. Tamam da hangi insan. Devletimizin kayıtlarında ortaya çıkan gerçek ise tam da tersine çıkıyor. İnsan eliyle çıktı diyor. İnsan eliyle çıkarıldı diyor.
Biz Türk ve Müslüman bir vatandaş olarak, karıncaya bile zarar vermeyecek kadar inançlı ve yumuşak huylu, tarihinde hayvanların korunması ve bakılması için fetvalar üreten, yanından geçerken harımdan bir almayınız iyice terbiye edilen necip bir milletin evlatları nasıl oluyor da ormanlarımıza zarar verebiliyor, ateşe verebiliyor. Bunlar bizim vatandaşımız değil diye mırıldandığınızı duyuyorum pekâlâ bunlar kim ya da kimler?
Bizim buralarda bir deyim vardır, hırsız beğendiğini alır. Ama ateş her şeyi alır götürür. Ormanlık arazilerde milyonlarca canlı yaşadığını hepimiz biliyoruz. Yanan sadece ağaç değildir. EKO SİSTEM yanıyor. Bir ormanlık arazi içine girdiğinizde sadece ağaç görmezsiniz. Beden örtüsü dediğimiz bir yaşayan halı anlamında bir örtü vardır. O örtünün içinde milyonlarca canlı kendine yer bulmuştur. Karıncadan kaplumbağa, domuzdan dağ keçisine, en küçük böcekten kocaman cüsseli hayvanlara ev sahipliği yapan ormanlarımız yanıyor yakılıyor.
Orman yangını ile mücadele anlamında devletimiz bütün gücüyle, kurum ve kuruluşları ile ateş ile mücadele ediyor. Ateş ile mücadele herkesin yapabileceği bir çalışma değildir. Kara gücü gerekir, şükür var, hava gücü gerekir elhamdülillah var, itfaiye teşkilatımız var, yerel anlamda büyükşehir belediye ve diğer ilçe belediyeleri olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar hazır vaziyetteler. Başta orman bakanlığı (orman genel müdürlüğü) teşkilatı olarak tüm varlığı ve gücüyle anında orman yangınlarına müdahale ediyorlar. Değerli valimizin koordinasyonunda, orman bölge müdürlüğü ve diğer kurumlar tüm güçleri ile ateşe karşı mücadele veriyorlar.
Elbette devletimizin kurum ve kuruluşları ateş ile mücadele ederken bizlerin de görevleri vardır ve olmalıdır. Geçen iki yıl önce Marmaris ve Akyaka yangınlarında o zaman görevde olan Ula Belediye Başkanımız Mimar Özay Türkler Beyefendi kardeşim gençleri organize ederek ormanlık sahalarda geceler boyu nöbet tutturduğu aklımızdan çıkmadı. Şahıs olarak olduğu gibi organize olarak devletimizin hiyerarşisine tam uyarak ateş ile mücadeleye tam omuz vermemiz şarttır.
Ormanlarımız yanmasın. Ormanlarımız yakılmasın. Hatta orman nasıl korunur ana fikirde olmak üzere okullarımıza ders bile konulmalıdır. Bendenize diyeceksiniz ki, hariçten gazel okumak kolay, gelip haydi yapınız bakalım diye etrafınıza baka baka mırıldandınız. Düşünsenize okullarımızda ormanlık arazilerinin korunmasına dair ders konulsa, gençlerimiz, genç nesil bu bilgi ve gerekçe ile yetiştirilse kötü mü olur? Tabii sadece düşüncem ve teklifimdir.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız…