Ulalı olsanız denize nerede girerdiniz?
Aslında bu sorum Menteşeliler, yani Muğlalılar içinde geçerli...
Bana sorarsanız artık Akyaka’nın azmaklarında bile insanlar kucak kucağa sanki...
Biri hesaplamalı, Akyaka’da bugünlerde metrekareye kaç kişi düşüyor? Hani “İğne atsan yere düşmez” derler ya öyle... Muğlalıların deyişi ile “Adım atcek yer galmamış, bu ıccakda tamışalık...”...
Yaz aylarında gitmiyorum. Akyaka bahar aylarında ve hatta kışta güzel...
Oysa Akyaka’da plaj “işgal altında” da değil... MUÇEV’e ve türevlerine karşı korunmuş sayılı plajlarımızdan. İnsanın “Diren Akyaka” diyesi var...
Biz ailecek soluğu Ören’de alanlardanız. Akbük artık “kısa molalık” bile değil... Kimi yerin içine ettik, kimi yerlerimizi işgal ettirdik... Ören’de MUÇEV yok. Henüz orası düşmedi... Şimdilik “kurtarılmış bölgelerden” biri...
xx xx xx
Anımsayanlarınız vardır. Menteşe Belediyesi Basın Halkla İlişkilerden yakın zamanda “Akbük Plajı Ücretsiz Halka Açıldı” başlığı ile şu haber çıkmıştı:
“Menteşe Belediyesi, Akbük sahiline yönelik girişimleri sonucunda halk plajı olarak belirlenen kıyı şeridinin belirli bölümlerinin halka açıldığını açıkladı. Menteşe Belediyesi ve Menteşe Kaymakamlığına bağlı görevli ekipler tarafından bugün bölgede yapılan ortak çalışma ile işgale son verilerek halk plajı boşaltıldı. Ücretsiz olarak halkın kullanımına açılan Akbük’te otopark ücreti hariç halk plajına girişte ücret alınmayacak. Geçtiğimiz günlerde Akbük sahiline girişte ücret alınan kulübe Menteşe Belediyesi’nce yapılan cezai işlem sonrasında kaldırılmıştı. Ayrıca Akbük sahilinde tehlike yarattığı gerekçesiyle 09.00 ila 18.00 saatleri arasında araç girişi de yasaklandı.”
Keşke “Akbük Plajı Ücretsiz Halka Açılmış” olsaydı... Orada kapı gibi MUÇEV var...!
Ben haberi olduğu gibi kullanmamış, yeniden inşa ederek paylaşmıştım, ama çok da işe yaramadı... O haberden sonra adeta “altına hücum” yaşandı... Sonuç hüsran... Evet, plajda Menteşe Belediyesi tarafından halka açılan yer vardı, ama bu “Akbük Plajı Ücretsiz Halka Açıldı” dedirtecek kadar bir yer de değildi...
xx xx xx
Tekrar başa dönecek olursak, Ula’dan İsmail Orhan’ın o “Akbük Plajı Ücretsiz Halka Açıldı” başlığından sonra sosyal medya paylaşımı şöyle oldu:
“Akbük denilen yere gitmeyin. Ören’e gidin. Ben böyle saçma bir sahil uygulamasını başka yerde görmedim, ne olduğu belli değil...”
Tabii tesadüf olabilir, ama İsmail Orhan gayet güzel özetlemiş.
Evet Menteşe Belediyesi Akbük’te plajın bir bölümünü halka açtı, bu başarıya imza attı ama o yer MUÇEV’in gözünden kaçmış bir küçük yer...!
Farkındalar mı bilmiyorum, MUÇEV, AK Parti’ye oy vermeyenlerin önemli gerekçelerinden biri haline de gelmiş durumda...
xx xx xx
Geçtiğimiz yaz kıyı işgallerine karşı ilk eylemler Yunanistan’da başlamış, oradan Ege’ye sıçrayıp Datça’ya kadar gelmişti. Yurttaşlar Datça’da, Bodrum’da yer yer Marmaris’te şemsiye şezlong işgalindeki kıyı alanlarına havluları ile gidip protestolarını yapmışlardı. Muğla il merkezinde yaşayan bir avuç “yaşam savunucusu” da sezonun sonuna doğru Akbük’te ses getiren bir eylem yapmışlar ve o gün koyun girişinde uzun zamandan buyana ilk kez giriş ücreti alınmamıştı.
Ancak görünen o ki işe yaramamış... Yunanistan’da başarıldı, Türkiye’de takan yok...
Bu sene yine Bodrum’da, Datça’da yaşam savunucuları, çevreciler ayakta. Aslında burada da bir tuhaflık var. Ahh şu Osman Gürün, ben de o kadar çok sözü kaldı ki... Bilenler bilir, “Bıdı bıdı etmeyin” derdi... En çok tuttuğum sözü de “Söylenmeyin, söyleyin...” sözüdür.
Pek çok konuda olduğu gibi, kıyı işgalleri ve şemsiye şezlong meselesinde herkes bıdı bıdı ediyor, herkes söyleniyor, ama hep bir avuç çevreci, yaşam savunusu “söylüyor”... Sanki sorunu sadece onlar yaşıyor, onlar görüyor!!!
Oysa bıdı bıdı edenler hep birlikte ayağa kalkabilmiş olsaydı, “Bodrum'da kıyılarda denize giremediklerini öne süren bir grup” Bodrum Belediyesi Meydanında içi su dolu şişirme bebek havuzlarının içine çönüp güneşlenmeye kalkışmazlardı...
xx xx xx
Zaten bir süredir kıyıların işgaline karşı protesto eylemlerinin yapıldığı ve hatta zaman zaman eylemcilerin, gazetecilerin ve hatta görevli polis memurlarının işletme sahipleri veya yetkililerinin fiziki müdahalelerle karşılaştığı Bodrum'da kıyılarda denize giremediklerini öne süren “Özgür Kıyılar Bodrum İnisiyatifi” üyesi bir grup, meydana havlu, şezlong ve plaj şemsiyesi koyarak güneşlenmiş... Meydanda toplanan 50 kişilik grup üyeleri ellerinde, “Denize erişim herkesin hakkı”, “Kıyılar kimsenin hakkı değildir”, “Kıyılar hepimizin” yazılı pankartlar açmış. Alanda güneş kremi sürüp üstlerine su döken grup üyelerini çevreden geçen yerli ve yabancı turistlerde gülerek izlemiş...
Allah bilir yabancılar o “inisiyatif sahibi insanların” bir animasyon ekibi olduklarını ve başarılı bir animasyon sergilediklerini düşünmüş de olabilirler!
Sonra mı? Sonrası malum, işgale devam...
xx xx xx
Datça’dan meslektaşımız Sedat Kaya’yı sosyal medya hesabından izleyeniniz var mı bilmiyorum. İzleyin. “Şeytan Diyor Ki, Koy Şezlongları!!!” başlıklı paylaşımında “Aklımdan geçmiyor değil. Birkaç arkadaş bir araya gelelim, 100 şezlong, 100 şemsiye alıp Datça'nın boş bir sahiline koyalım. Sit alanıymış, arkeolojik bölgeymiş, kıyı kenar çizgisiymiş hiç fark etmez. Nasıl olsa karışan, eden yok. İbibik Kampinge hoş geldiniz. Şezlong bedeli 500 lira. Bir bardak çay ve su şirketten. Biraz da yüksek desibel müzik. Günü İzmir Marşıyla kapatırız. Resmi bayramlar tesise birkaç Türk bayrağı da astık mı, işlem tamamdır. Gelsin paralar, uçsun İbibikler. Kazandığımızı masraflar çıktıktan sonra bir hayır kurumuna bağışlarız. İbibiklerin hayrına.” diyerek şöyle devam etmiş:
“Ne yapacak yetkili kurumlar? Kaldır şezlongları mı diyecekler. İşletme ruhsatı mı diyecekler? Müziği kes mi diyecekler?
Diyemezler.
Siz önce gidin Sarı Liman'daki, Karaincir'deki, Burgaz'daki, Sevgi Yolu'ndaki, Taşlık'taki, Kargı'daki, Ovabükü'ndeki Palamutbükü'ndekileri bir kaldırın, öyle gelin.
Adamlar 1500-2000 liradan şezlong satıyor. İskelelere localar kuruyor. Taş duvarlarla sahil kapatılıyor, çelik profillerle kıyıya platformlar yapıyor. Denizi halka kapatanlar, denizcilik bayramına sponsor oluyor.
Gücünüz onlara yetmiyor da, bize mi yetecek?
Hem biz fiyatı abartmıyoruz. Şezlong başı 500 TL. Çay ve su da şirketten. Geliri de bir hayır kurumuna bağışlayacağız. Gidin başka kapıya. Rantçı değil, halkçı olun.
Şaka bir yana Datça'nın durumu budur.
Belediyemiz sitelerin tabelalarını indirerek iş yaptığını sanıyorsa yanılıyor. Ya da halkı yanıltıyor.
Günlerdir sahillerdeki talanları belgeleriyle, görüntüleriyle yazıp paylaşıyoruz. Tek bir eylem yok, tek bir açıklama yok. Bir ses verin lütfen. Yok. Sağır sultan oldu herkes.
Kaçak binaya işletme ruhsatı verilmiş, encümenin yıkım kararı aldığı yerler yıkılmamış, mühür konulan iskelelerde rant devam ediyor. Resmen yağma, resmen talan. Datça Belediyesi'nin yeni yönetiminin iyi niyetli ve çözüm bulma konusunda istekli olduğunu biliyorum. Ama geçmişten gelen bazı bürokratlarıyla bu işleri yapmaları zor. Tıpkı Gürsel Uçar dönemi gibi. Çünkü bu güzel cennetin bu hale gelmesinde o bürokratların imzaları var.
Mesela dün sordum yine sorayım. Karaincir'deki yola ve yeşil alana taşan kaçak binaya verilen işletme ruhsatında kimlerin imzası var? Yine Karaincir'de o ünlü müteahhidin arsasında inşaat yapabilmesi için plan notlarını değiştirmeyi kim önerdi? Mesela Ilıca Kampinge kurulun kaçak bungallowların konulacağı yerleri belediye kimin imzasıyla temizledi, kimin imzasıyla ağaçları budadı? Mesela Sevgi Yolu'nda denizi Çin Seddi ile uslu uslu kapatana neden dokunulmuyor? Kimin nesi? Mesela Karaincir'i talan eden müteahhitle hangi bürokratların samimiyeti var?
Gibi, gibi, gibi... Bu sorular o kadar çok ki.
Amacımız kimseyi karalamak değil elbette ama Datça küçük bir yer. Fısıltı gazetesi burada çok satıyor. Üstelik biçok müteahhit ‘Belediye yıkarsa kendisi de altında kalır’ diyebiliyorsa, düşünmek gerekiyor.
Bu sorular yanıtlanmadıkça fısıltı gazetesi daha çok tiraj rekoru kırar, kıracaktır.
Neyse keyfinizi bozmayalım.
Hepinizi İbibik Kampinge bekliyoruz. İşletme ruhsatımız, müzik ruhsatımız yok ama sorun değil. Kimin var ki!
Ayrıca onca kaçak almışken, biz de alırız alim Allah. İbibikler sağ olsun.
Çok yakında yeni belgelerle görüşme dileğiyle. Açılışımıza bekliyoruz efendim!”
xx xx xx
Bundan daha güzel anlatılamazdı... Peki kim anlayacak?
Bütün günahı AK Parti’nin, MUÇEV’in, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün üzerine yıkmak da haksızlık, kolaycılık olacaktır... Tamam Gökova Körfezi’nde Akbük’te MUÇEV eliyle kiralamalar yapılıyor, ama Çınar’ı kim kiraya vermiş diye de bakmak lazım... Son zamanlarda Bodrum’da yaşanan kıyı işgallerinin altından kimlerin çıktığına da bakmak lazım...
Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin imar müdürlükleri ve özellikle zabıta birimleri bir harekete geçsin bakalım neler oluyor... Hele bir siz üzerinize düşeni yapın, “söz söylemeye haklı” hale gelin bakalım neler oluyor...
MUÇEV’lerin kapılarına kilit vurulduğu, “Kıyı Kenar Çizgisi’nin” anımsandığı ve kıyı işgallerinin sona erdiği gün “demokrasi iklimine” ve “hukuk düzenine” geçmişiz demektir...
----------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ; İnsan olgunlaşınca sorumluluk almaz, sorumluluk alınca olgunlaşır. --Anooshirvan Miandji