Buyıl yirmiye yakın kitap fuarına katıldım.

Kitapfuarları hem okuyucularla buluşma hem yeni dostlar edinme hem de gözlem yapmaaçısından benim için oldukça önemli. Bolca gözlem yapıyorum. Zaman zaman dabunları sizlerle paylaşıyorum.

Fuarlarınbenim için bir başka güzelliği de insanlarla kısa ama kaliteli sohbetler etmefırsatını bulabilmem.

BursaKitap Fuarı'nda üzerinde moto-kurye kıyafeti olan bir genç uzun uzun kitaplarıinceliyordu. Kitaplarla muhabbeti uzun sürünce aradığı bir kitap veya ilgiduyduğu bir konu olup olmadığını sordum.

"İnsanlığıarıyorum. İnsanı anlamaya çalışıyorum." dedi.

Cevapkarşısında kalakaldım. Balyoz gibi bir cümle... Ne diyebilirdim ki? Bu cümleleröylesine söylenen cümleler ya da bir entelektüel gevezelik malzemesi değildi.Cümlelerin sahibinin yüz ifadesi gayet ciddi olduğunu gösteriyordu. Cevapverirken dikkatli olmalıydım.

"Mesleğiniznedir?" diye sorabildim. Çünkü üzerindeki kıyafet ile kurduğu cümleler arasındabir bağ kuramamıştım.

Biriaçık öğretim olmak üzere iki fakülte bitirdiğini, ancak kuryelik yaptığını;daha önce kurumsal bir firmada mavi yakalı olarak çalışırken bu işi bırakıpkuryelik yapmaya başladığını söyledi.

"İnsanlarınegolarını tatmin etmek için çabalamaktan bıktım. Saygısız insanlarınkabalıklarına maruz kalmaktan bıktım. Niteliksiz yöneticilerden talimatalmaktan bıktım. Şimdi kuryelik yapıyorum. İnsanlarla yalnızca siparişi teslimalıp yerine teslim ederken muhatap oluyorum. Şimdi daha huzurluyum ama yine deinsanı arıyorum." dedi.

AmanAllah'ım...

Amasöz konusu kurumsal ilişkiler olunca rahatladım. Benim de söyleyecek sözlerimvardı ne de olsa... Kısa ve öz cümlelerle birbirimizi anlamaya ve derdimizianlatmaya çalıştık. Bu ayaküstü sohbette, çizdiğimiz kalıpların vebelirlediğimiz standartların her insana uymadığını ve vasatın herkesin harcıolmadığını gördüm.

Vasat;orta ve ortalama anlamına gelen bir kelime... Yani iki karşıt noktanın ortasındabir yerde bulunma durumu... Yani bir bakıma sıradanlığa mahkûm olma durumu...

Ustalığınolmadığı, konformist bir yaklaşımla hareket eden insanların biriktiği yer... Görmezden ve duymazdan gelme tavrının, kültürün değil dedikodunun hâkim olduğuve güce göre şekillenen sıradan bir yapı...

Yeteneklerikörelten ve sıradanlığı kutsayan bir ortam...

İşteböyle bir ortamda hak ettiği değeri görmeyen ve yeteneklerini kullanamayanbirinin vasatı terk etmesi kadar doğal ne olabilir? Vasatı kutsayanların buterk edişi anlamaları mümkün mü? Varlığını bir anlama borçlu olanların,varlığını basit şeylere bağlayanlar ile yol arkadaşlığı etmesi mümkün mü?Çareyi vasat insanlardan uzaklaşmakta bulan bu arkadaşın "bir başına"lığının"yalnızlık" olmadığını kaç kişi görebilir?

Biray önce de Kocaeli Kitap Fuarı'na katıldım.

Yaklaşık60-65 yaşlarında tipik bir Karadenizli olan Erol abi ile ayaküstü bir sohbetettim. O da dikkatle kitapların arka kapak yazılarını okuyordu. Muhabbet oradanbaşladı.

Erolabi, "Adab-ı Muaşeret" kitabımın arka kapak yazısını okurken; "Ben hayatımboyunca en güzel şeyleri bana kötülük yapan insanlardan öğrendim." dedi.

Gülümsedim.

"İnsanlarındüşüncelerini okuyabilme gibi bir yeteneğiniz mi var?" diye sordum, biraz dalatife olsun diye.

"Hayırdır?"dedi. "Ben de..." dedim.

Erolabi, görmüş geçirmiş birine benziyordu. "Benim için değerli birçok bilgiyi vetecrübeyi bana kötülük yapan insanlardan edindim. Bana öyle faydalı oldular kiyanlış anlaşılmayacağını bilsem, şımarmayacaklarını bilsem, biraz da utanmasamgidip onlara teşekkür edeceğim. Bana o kadar faydaları oldu ki..." dedi.

Gerçektenöyle değil mi? Lokman Hekim misali...

Belkiburadan bir başka yazı dizisi çıkar. Ne dersiniz?

08.06.2022