İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Türkçe Büyük Derdimizdir

Eklenme : 26.01.2021 00:00:00
Görüntülenme: 410

"Bir kuş gibi saçlarımı okşadı, gül olup kokular derdi, gökkuşağı olup renkleri serdi. Şeker olup aktı dillerden gönüllere girdi.

Kelâm olup düşündürdü.

"Ben"den "biz"e adı: "insan" oldu dilim."

Her zamanki gibi Yunus'tan mısralar dilimizde: "Yok yere geçirdim günü / Ah, nideyim ömrüm seni." Gün güne emanet, insan insana ve de önce kendine emanet. Emanetin de bir dili var. Yokluktan varlığa seni tamamlayan, manaya erdiren. Dilim doğduğum andan öleceğim ana "insan" olma kaynağım, sebebim. Dilimde ağu, dilimde şifa. Gah ağlaya gah güle her daim beni kucaklayan, kuşatan, düşüren, taşıran, haykırtan, kaldıran dilim. Gök ile yer arasında, toprak ile hava arasında, ateş ile sur arasında bütün karşıtlıkları tamamlayan dilim.

Doğduğum anda ezanlarla, salâlarla sonra ninnilerle, türkülerle, masallarla girdi dünyama. Annemin sütü oldu besledi, sevgisiyle ısıttı, dualarıyla kuşattı, dem be dem anadan babaya, atalarda söze geldi manaya erdi, hayata erdirdi.

Bir kuş gibi saçlarımı okşadı, gül olup kokular derdi, gökkuşağı olup renkleri serdi. Şeker olup aktı dillerden gönüllere girdi. Kelâm olup düşündürdü. "Ben"den "biz"e adı: "insan" oldu dilim.

Dilim, dilim dilim hece oldu, kelime oldu, cümlede vuslata erdi. Mana kuşağında benliğe erdirdi. Uyandı benlik. Menfaat oldu yaşamak istedi, ahlakı kuşandı yaşatmak istedi.

Gecemi gündüz, gündüzümü gece eyledi. Yok ile var arasında gönlüme düştü. Çilemi aşk eyledi. Isındı yüreğim, ışıdı yüreğim. Gönül diline düştü, hâl kelamınca söze girdi. Dilim canlar canı oldu, bütün malları yağma eyledi.

Dedem Korkut'tan Yunus'a dile geldi. Çağlayan oldu aktı. Çin'den Hint sınırlarına Ortaasya'da Türkistan topraklarını yüreğinden Anadolu'ya çaldı mayasını. Anadolu yürek oldu Afrika, Balkanlar, Avrupa sınır oldu, serhat boylarında türkülerim söylendi. Uzak ufukların, ötelerin dili oldu dilim. Fatihlerin ordularıyla, yüksek uygarlıkların eşiklerine yükseldi, varlığını saltanat etti. İnciler dizdi mısralarında Fuzûlî'ler, Bakî'ler, Hayâlî'ler. Nedim'ler.. Toprak "Hâk" mayasından  dostluk, insanlık, sevgi akıttı Yunus'lar, Hacı Bektaş'lar, Mevlânâ'lar.. Elvan elvan toprak koktu, gül koktu, aşk koktu Karacaoğlan'lar, Veysel'ler, Dadaloğlu'lar..

Türk dili en büyük varlık sebebimiz, en büyük mirasımız, en büyük emanetimiz oldu. Buyrukların dili, devlet kuranların dili, vatan edinenlerin dili; iller gibi ummanları da şanıyla aşanların dili, toprağı işleyenlerin, karanlıkları mum ışığında ilimle aydınlatanların dili. Sevginin, aşkın dili Türkçe.

Yerine göre teslimiyetin, yerine göre "Hâk" uğrana başkaldırının, yerine göre boynu eğiklerin, tüyü bitmemiş yetimlerin; vicdanın, edebin, ahlakın dili. Kıldan ince kılıçtan keskin, duruşunda asalet, duruşunda adalet kılan dilim. Kuşun kanatlarına takılır en uzak ufuklara süzülür, çiçeklerin yapraklarına konar renk renk nakış olur, atın sırtında rüzgar olur dağlar aşar, su gibi duru, saf, temiz Türkçe.

Bütün bu güzelliklerine, hazinelerine hasret kaldığım Türkçe. Anadan, babadan, atalardan kalan en büyük mirasıma karşıdan bakıyorum şimdi.  Öyle bir derde düşmüşüm ki yolum gurbet, izim gurbet, aşım gurbet.

Tüm hasletlere hasret kalmışım. Emanetime hıyanet etmişim. Dilim, emanetime sahip çıkamamışım. Sözüm var söylenecek anlatamıyorum. Evlatlarım gözlerime, gözlerimin içine bakıyor dermanım yok anlatmaya, mecalim kalmadı diye.

Söze kanmışım, sözde kalmışım. Kelimeleri manasının saltanatından uzaklaştırmışım. Çöle dönmüş sözcükler elimden, dilimden kaymış gitmiş. Korkarım gönüller de çoraklaşacak.

Dilimle aştığım, erdiğim gönül zenginliklerim, aşkım, insanlığım da terk edecek. Oysa karanlığa aldanmamalı. Söze kanmamalı. Umuda açmalı kanatlarını.

Bak ne diyor Yunus: "Seni deli eden şey yine sendedir, sende" Sende olan bende, bende olan bizde. Söze ne hacet! Sahip çıkmalı dilime. Dağlar aşırmalı, sözcükleri çıktığı yollardan geri döndürmeli. Söze manasınca değer katmalı. İnsana değer katmalı, değer vermeli, dilim hak ettiğince değerini bulmalı.

Mehmet Âkif'in dediği gibi : "Hayat akıp gidecekmiş. Ne var kederlenecek? / Zaman zaman bu zaman. Durma bir nefes daha çek! / Safana bak ki ya çıktın ya çıkmadın yarına!" Doğru söze ne denir? Ya çıktık ya çıkmadık yarına. O zaman hemen dile gelmeli, dile sığınmalı. Vebalimiz büyük, dilimize, emanetimize sahip çıkmalı.

İşte dilimizi en büyük emaneti olarak görmüş, Türkçe sevdasını bir ömre vakfetmiş bir yazar ve eseri. "Yağmur Tunalı : İki Gözüm Türkçe. Benim için öyle bir kıymette ki her daim başucumda tutuyorum. Asgari haftada bir kere sayfalarına değiyor gözlerim. Kuracağım cümleleri, manasını tamamlayacağım kelimeleri gözden geçirmemde bana rehberlik yapıyor. Dilimin kılavuzlarından sadece biri. Yazarın ve eserinin en büyük davası Türkçe'yi bilmek ve ona sahip çıkmak! Yağmur Tunalı, kitabını Türkçe'nin en büyük sevdalılarından Nihad Sami Banarlı'ya ithaf etmiş. İkim Gözüm Türkçe'den gönlümüze akıp giden şu sözler bile kitabın mahiyetini anlamaya değer:

"Türkçe büyük derdimizdir. 'Bizi biz yapan dilimizdir' demedikçe farkına varamayacağımız, önemini anlayamayacağımız bir derdimizdir. Bozulması bütün bir milleti, bugünü ve geleceğiyle bozan-bozacak, yoran-yoracak bir derdimizdir. Hüküm gayet açıktır: Türkçe varsa varız."

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft