Değerli dostlarım; geçen haftaki yazımın sonunda “Taziye” notuyla, ilçem Ula’da uzun yıllar toplumun önüne çıkmış ve her fani gibi geçici bu âlemden ebedi olan âleme göç eden bir ağabeyimize Allah’tan rahmet ve yakınlarına da sabırlar dileyerek, eğer sağ olursam Koca Muhtar İlhami Oğuz hakkında bildiklerimi paylaşacağım diye yazımı sonlandırmış idim.
Dile kolay geliyor, tam da 60 (altmış) yıl bir mahallede seçimle muhtar seçilerek görevde kalabiliyorsunuz. İlçem Ula’da kişiler/insanların sülale bağlantıları vardır. Özellikle insanlar sülale unvanlarıyla ün salmışlardır. Gerek geniş ailelere ve gerekse çekirdek ailelere toplum tarafından da konulabilir ama geçmişi ile bir “Sülale Unvanı” konarak tanınmalarına yardımcı olunurmuş geçmiş yıllarda. Tabii soyadı yok idi daha düne kadar ülkemizde. Cumhuriyet ile gelen özelliklerden sadece bir tanesidir bu tanınırlık sebeplerinden olan Soyadı Kanunu.
Dün değil, önceki gün 19 Mayıs 2025 tarihini yaşadık. 106 (yüz altı yıl) yıl önce yaşanan bir hareketin, bir faaliyetin ilk kıvılcımının atıldığı günü “Bayram” olarak kodladık ve şimdiye kadar da kutlageldik. Peki nedir bu 19 Mayıs 1919 tarihinde olan biten? Tam bağımsız bir ülke olabilmenin / tam özgür olabilmenin hazırlığının başladığı gündür diyebiliriz kısaca. O güne ithafen şöyle de diyebiliriz: Analar evlatlarını cepheye göndermenin hazırlığıdır, evli olan genç çiftlerin kocalarını cepheye vatan için, bayrak için, namus için göndereceğinin hazırlığıdır da diyebiliriz 19 Mayıs 1919 tarihine.
Zira öyle bir vakit yaşanmıştır bu ülkede ki, evde sadece oldukça yaşlı olan erkekler kalmış; diğerleri vatan için, bayrak için, namus için cepheden cepheye koşmuşlardır. Evlerde erkek kalmamış, çok yaşlı dedelerden başka. İlçem Ula’da bir yaşlı vefat ettiğinde onun teşhis ve tekvinini (*) yapacak, yıkayıp kefenleyerek mezara koyacak daha genç bir erkek bulunamamış da eşi veya bu işi yapabilecek kabiliyetli bayanlar tarafından cenazeler defnedilmiştir. Herkes cephede olduğu için vatan müdafaasında çalışmalar/çatışmalar devam ediyor. İşte bu 19 Mayıslarda yaşanılan bu duygular depreşir de nesilden nesile vatan müdafaası/vatan savunması anlatılır bu günde.
Soyadı olmadığı günlerde, ailelerin tanınabilmesi ve yapılan faaliyetlerde etkisi olmuş da diyebilirsiniz; lakap konularak tanınmış aileler. İşte bunlardan birisi de geçen yazımda taziye mesajı olarak kısaca duyurduğum “Ispalaan” merhum İlhami Oğuz ağabeyimiz. Ula’da Ispaaların diye anılır bu sülale. Latincede uzatma işareti ile yazma ve okuma olmadığı için “Ispaaların” ifadesi için iki “a” harfi koydum. Ayrıca bu sülale “Dericiler” diye de anılır. Osmanlı’da sipahiler var idi, ordunun bir koluydu sipahiler. Osmanlı döneminde orduya sipahi hazırlayan bir sülale de olabilir diye üçüncü nesilden duyduklarımız vardır bu anlamda.
Merhum Koca Muhtar İlhami Oğuz ağabeyimizin babası da oldukça muhterem bir insandı. İri yapılı, pehlivan yapılı bir kişiydi merhum Bekir Dedemiz. Hac ibadetini yapmak için beldesinden (Ula) mübarek topraklara giden, hacı olduktan sonra rahatsızlanarak yine o mübarek topraklarda kalan bir babanın oğludur merhum İlhami ağabeyimiz.
1960 Askeri Darbesi sonrasında ülkenin yerelde ve genelde idari şekli değiştirilmiştir. Seçimle iş başına gelen muhtarlar dahi işten el çektirilmiştir. Merhum Koca Muhtar’ın bulunduğu mahallenin adı Demirsofu Mahallesiymiş o yıllarda. Sonradan adı da değiştirilmiş ve Demirtaş Mahallesi yapılmış. İşte o yıllarda (askeri idare) atama ile kan bağım olan, merhum annemin erkek kardeşi, dayım olan merhum Hafız Mustafa Armutçuoğlu muhtar olarak görevlendirilmiş. 1960 Askeri Darbesinden sonra ve 1961 Anayasası’nın kabulünden sonra, 1963 yılında yapılan mahalli seçimlerde aday olan merhum Koca Muhtar İlhami Oğuz ağabeyimiz Demirtaş Muhtarı olarak seçilir ve görevi merhum Hacı Hafız Mustafa Armutçuoğlu’ndan muhtarlık mührünü alır ve göreve başlar. Kesintisiz 60 (altmış) yıl muhtarlık yaparak tarihi bir rekora da imza atar. Seçimle aralıksız olarak altmış yıl muhtar olarak seçilebilmek, toplum tarafından kesin kes kabul görmüş bir durum diye kısaca izah edebiliriz.
Yukarıda yazımın bir yerinde bu sülale “Dericiler” diye de anılır demiştim. Peki nedir bu dericiler? İlçem Ula’da günlük küçükbaş hayvan kesilirdi kasaplarda. Ula’ya bağlı köylerde de kesilirdi günlük olarak küçükbaş hayvan. Eski yıllarda büyükbaş hayvan çok nadir olarak kesilirdi. Belki Kurban Bayramlarında üç beş kişi birleşerek (en fazla yedi kişiye kadar olabilir) büyükbaş hayvan kesilirdi. Ula ilçem ve civarındaki kesilen küçükbaş hayvanların derileri bu sülalenin, bu ailenin fertleri olan; hepsi de birbirine bağlı merhum Hasan Oğuz, merhum Mehmet Oğuz ve merhum İlhami Oğuz’a gelirdi. Bu deriler satın alınır ve tuzlanarak kurutulurdu. Demirtaş Mahallesi’ndeki evlerinde yaparlardı bu işleri. Yıllarca, evet evet yanlış okumadınız, bir ömür diyebiliriz. Sonraları büyükbaş hayvan da kesilir oldu, tüm deriler toplanır ve kurutulduktan sonra kamyona yüklenerek (bir kamyon dolusu olunca) İzmir’e gönderilirdi. "İdi" diyorum, çünkü artık sonradan gelen nesil bu işi devam ettiremedi. Sebebi var ama o da bizde kalsın. Ama şunu diyebilirim ki, yukarıda saydığım bu üç kardeş, derilerin değerlendirilmesini çok iyi yaparak hem hayvan sahiplerine, hem kasap esnafına ve hem de yöre halkına oldukça yüklü katma değer kazandırmışlardır.
Bir hatıramı da anlatarak yazımı sonlandırmak niyetindeyim. 1957 yılındaki depremde Yeni Koçarlı Camimiz büyük yara alır ve yıkılır. Camilerin tümünü, diyebilirim ki, halk dayanışmasıyla yapılır. Çok nadir de olsa kendi öz kaynaklarıyla cami yaptıranlara şahit olduk. Yeni Koçarlı Camimiz, depremde yıkılmasından sonra, altmışlı yıllarda temeli atılır ve başlanır. Kurban derilerinin toplama yetkisi 1960 Askeri Darbesi sonrasında Türk Hava Kurumu’na verilmiştir. Ama halk, kestiği kurbanın derisini caminin önüne getirir, yardım için koyar. Kurulan bir dernek vardır: Cami Yapma ve Yaşatma Derneği. Caminin önüne ve minaresinin kapısına doldurulan derilerin zayi olmaması, yapılan yardımın yerine ulaşması için halk tarafından kendi istekleriyle camiye getirilen deriler ihaleye çıkarılır. Genellikle ihaleye iki kardeş girerler: Hasan Oğuz ve İlhami Oğuz. Bu iki kardeş, aynı işi yapmalarına rağmen camiye bir iki kuruşluk fazla gelir olsun diye aralarında rekabet ederek fiyat belirlerler ve alırlar. Türk Hava Kurumu’nun da toparladığı derileri yine bu iki kardeş ihaleye girerek derilerin zayi olmasına mani olurlar.
“Ispaaların” yaşayan son çınarı diyelim, merhum İlhami Oğuz ağabeyimizin vefatının ardından kısaca kamuoyuna duyurabileceğim özel ve güzel hatıralardan sadece biriydi bu. Soyadları da ayrı bir özellik taşır. Ata yurdumuz olan Orta Asya’dan gelen Oğuz boylarından alıntı ile de olabilir. Osmanlı’ya sipahi yetiştiren bir sülalenin, Soyadı Kanunu’nda doğrudan bu soyadını kullanmış olabilirler.
Tekrar merhum İlhami Oğuz ağabeyimize Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Ailesine ve sevenlerine Rabbimiz sabırlar versin.
NOT: İlçem Ula’da gecelerde en erken kalkarak sabahçı kahvesine gelen ve devam eden ağabeylerimizden biridir merhum İlhami Oğuz ağabeydir.
(*) Teçhis/Tekvin: Cenazenin yıkanması, kefenlenmesi ve tabuta konularak defin işleminin yapılması.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız.