Geçen hafta Halil Sezai'nin ve komşusunun çocuğunu dövenkarı-kocanın şiddetini konuştuk. Yani fiziksel şiddeti. Her günyüzlerce-binlerce benzer olay yaşanıyor. Ama bunlar sosyal medyaya ve basınayansımadığı için arada kaynayıp gidiyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Oysa bu memlekette her gün bu fiziksel şiddetin en az üç-beş katıda psikolojik şiddet yaşanıyor ve maalesef hiç konuşulmuyor, yazılmıyor vetartışılmıyor.

Halil Sezai'ye tepki göstermek kolay, çünkü bir faturası yok. Hergün şahit olduğumuz psikolojik şiddete kaçımız tepki gösteriyor? Kaç kişibulunduğu ortamda haksızlığa uğrayan, mobbinge uğrayan, baskı gören arkadaşıveya meslektaşı için sesini çıkarıyor? Sosyal medyada durup durup "İpliğinizipazara çıkaracağım, açıklayacağım." diye dayılık yapanlar, neden bir tek cümleetmiyor?

Çünkü biz kolayını ve rahatımızı bozmayacak olanı tercih ediyoruz.Çünkü biz "bana dokunmayan yılan." masallarıyla büyütüldüğümüz için suya sabunadokunmayı sevmiyoruz. Oysa yaşamın her noktasında o kadar çok insan psikolojikşiddete uğruyor ki.

Ve ne yazık ki psikolojik şiddet, fiziksel şiddetten daha fazlayaralıyor, daha fazla acıtıyor. Daha fazla utandırıyor. Hatta kalp krizindenöldürüyor.

Uygulayana bağlı olarak kurumsal bir nitelik kazanan psikolojikşiddet, maalesef her geçen gün artıyor. "Her dönemde vardı." denilebilir. Ancakliyakatsiz, ilişkilerini kullanarak bir yerlere gelen, koltuğunun hakkınıveremeyen, sırtını dayadığı insanların iradesiyle iş yaparak o koltukta kalmayaçalışan ve koltuğunu korumak için her yolu mubah görenlerin yaptıkları yeniliryutulur şeyler değil.

Sürekli görev yeri değiştirilen, uydurma iddialar ile soruşturmaaçılan, sosyal ve mali hakları verilmeyen, adaletsiz paylaşımla iş yükü altındaezilen, toplum içinde hakarete uğrayan, hakkında dedikodular uydurulan, keyfive hukuksuz işler yapmaya zorlanan, geçerli bir neden yokken görevinden alınan,hakkında çıkarılan dedikodular ile itibarsızlaştırılan o kadar çok insan varki. Hatta baskılara dayanamayıp aylıksız izne ayrılmak, tayin yazıp gitmek yada istifa etmek zorunda kalan nice insan var.

Acı olan kimsenin buna bir ses çıkarmaması. Herkesin; meseleninçözümünü mağdurun kişisel mücadelesine bırakması. Güce göre pozisyon alması,rüzgarın yönüne göre istikamet alması, çıkar ilişkilerine göre hiza alması.Çünkü freni patlayan bu yöneticilerin gazabından herkes korkuyor, arkadaşınıkurtarmaya çalışırken kendisi kamyonun altında kalmak istemiyor.

Peki, kimler psikolojik şiddete uğruyor? Kimler, nelere maruzkalıyor?

Bozuk olan düzene ayak uyduramayanlar bir şekilde baskılanıyor.Üreten, sorun çözen, çaba sarf eden bir şekilde pasifize ediliyor. Gözyummayan, es geçmeyen, bana ne demeyen, başkalarının görmezden geldiğini gören,haklının yanında olan, hedefleri ve hırsları için engel görülen, kıskanılankişiler bir şekilde hedef gösteriliyor.

Kurulan düzenin değirmenine su taşımayanlar, bir şekilde pesettirilmeye çalışılıyor. Birilerinin talimatı doğrultusunda iş yapmayanlarınemeği, makamı ve unvanı lekelenerek, yani itibar suikastiyle yok edilmeyeçalışılıyor. Direnen, bozuk düzene ve bu düzenin devamı için fedailik yapanlarabaş kaldıranlar, onuruna ve namusuna yapılan saldırılar ile bir başka suikastekurban gidiyor.

Hak edişleri ödenmiyor, hakkı olan izinler verilmiyor. İş yüküaltında pes etmeye ya da "teslim" bayrağı çekmeye zorlanıyor. Sürekli tedirginedilerek hata yapmaya zorlanıyor. Olmazsa, uydurma tutanaklar ile emekli olmayaya da tayin yazıp gitmeye zorlanıyor.

Sonuç ise vahim. Psikolojik şiddet arttıkça bu insanlar huzurunu,hakkını, sağlığını, onurunu, itibarını kaybediyor. Baskı çekilmez bir hal aldığındaise maalesef hayatını kaybediyor. Biz de eli-kolu bağlı oturuyoruz. Toplumolarak sesimizi çıkaramıyoruz. Aynı akıbete uğramaktan, artçı depremlerinaltında kalmaktan ve sıradaki kurban olmaktan korkuyoruz.

Bir başka acı durum da üst yöneticilerin, kendilerini korumakadına sorunlarla yüzleşmek istememesi ve olup bitenleri görmezden/duymazdangelmesi. Maalesef bu durum, psikolojik şiddet uygulayanları daha dacesaretlendiriyor. Mağdurları daha da kimsesiz bırakıyor.

İşte tuzun koktuğu nokta.

Herkesin bildiği bir söz vardır: "Allah yarına bırakır, ama yanınabırakmaz."

Eğer bir gün, "Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak."ise, bu zulmün sahipleri o çok sevdikleri koltuklara yaslanıp bir kez dahadüşünmeli:

"Bu ah, bir gün gelir beni bulur mu?"