"Bütünyaşamını sadece "bugüne" hapsetmiş bir insanlıkla karşı karşıyayız. Kendiegolarının, kendi nefislerinin çatısı olmayan evlerinde ulaşabilecekler şerrinsınırı yok. Bir sınır belirleseydik. Bu işin insanlığı koruma kalkanı ya da birsigortası olsaydı keşke. Geçmişini unutan, bugünde kaybolan insan geleceğinneresinde yer alabilir ki? Yitik düşler insanına merhaba!"
"Mış, mış, mış da muş, muş, muş." Birvarmış, bir yokmuş. Masala başlarken uydurduğumuz tekerlemeler gibi yuvarlanıpgidiyoruz. Tekerlemeler dilimizde döne dursun dünya da bizim hakikatimiz dışındakendi yörüngesinde dönüp duruyor. Bu işte bir tuhaflık var ki çözebilene. Bizdenmişler konmuşlar arasında anında kurduğumuz gecekondularımızda kararsız,huzursuz, sağlıksız yaşayıp gidiyoruz. Anlık zamanların şip şak dokunmalarıarasında sıkışıp kalmışız, farkında değiliz.
Aslında dünya kervanında biz de birer yolcuyuz, her ne kadaryolculuğumuzun farkına varamasak da. Zaman, almış başını gidiyor. Zamana durdemek, dur diyebilmek, zamanın elinden tutabilmek kimin haddine? Oysa gerçekleri,doğruları bir güç olarak arkamıza aldığımızı zannedip kendi oyunumuzda yenikdüşmenin hüsranını yaşıyoruz her seferinde.
Kendi benliğimizde kaybolup gitsek neyse,insanız işte!. Hiçbir kayd u şart altında insan yalnız kalamıyor. Yalnızkaldığı an çare saz, çaresiz, fani ve yitik. Kendine hayrı dokunmayanınbaşkasına ne hayrı olur, elbet zararı olur.
Bütün yaşamını sadece "bugüne" hapsetmişbir insanlıkla karşı karşıyayız. Kendi egolarının, kendi nefislerinin çatısıolmayan evlerinde ulaşabilecekler şerrin sınırı yok. Bir sınır belirleseydik.Bu işin insanlığı koruma kalkanı ya da bir sigortası olsaydı keşke. Geçmişiniunutan, bugünde kaybolan insan geleceğin neresinde yer alabilir ki? Yitikdüşler insanına merhaba!
Nerede kaldı insana ait hasletler? Neredekaldı evlat olmak; nerede kaldı anne olmak, baba olmak; nerede kaldı kardeşolmak, eş olmak, dost olmak? Bütün bunlar insanı bir noktada tamamlıyoraslında. Hafızamızı elimizden alan hainler bizim sevgimizi, bizim hoşgörümüzü,bizim merhametimizi, bizim saygımızı, bizim şükrümüzü velhasıl bizi insanlıktaonurlu, haysiyetli ve üstün kılan bütün değerlerimizi elimizden alarak onlaraen uygun köleler haline getirmeye çalıştılar. Şahsiyet sahibi bir insanolmamızı hiçbir zaman, hiçbir koşulda hazmedemediler.
Oyunlarında ne kadar başarılı oldu buhainler? Manzarayı bir seyredelim. Son demlerini evlatlarının sevgisi, itinalıbakımı altında evlerinde geçiren huzur yolcuları yaşlılarımız nerede şimdi?Huzurevi köşelerinde kendi dünyalarına çekilmiş bihuzur nefes almaktalar.Kiminin ne arayanı ne soranı var. O yaşlılar ki bir zamanlar evimizinbereketiydi. Onların hayır duaları ile şerden, beladan, nifaktan, nizadankorunurduk. Onların tecrübeleri bizim yapacağımızın hatalara kefaret olurdu?
Ya diğer masumlar? Çocuklarımız! Onlar dakendi yalnızlıklarında kaybolmuş vaziyetteler. İnternet bakıcılığında, sanaloyunların alaca karanlığında ışıksız bir dünyaya mahkûmlar. Hep istiyorlar, heptalep ediyorlar. Kendi varlıklarını bu dünyada yaşamalarını bir hak olarakgörüyorlar. Yaptıkları, yapacakları bencilliklerin sınırı yok! Ne kadarıbencillik, ne kadarı hata, ne kadarı saygısızlık, edepsizlik farkında biledeğiller. Nerede şefkat, nerede merhamet, nerede edep? Bunu kimdenöğrenecekler, kime soracaklar?
Herkes yaşama doludizgin atlılar gibisalıverilmiş gündüzü geceye, geceyi gündüze denk kılmış. Koştur, koştur nereyekadar; nerede düştün o an sahadan atılırsın, oyun dışı kalırsın. Çocuklarımızaçocukluklarını, mutluluklarını, hayallerini unutturduk. Haydi, dönün bakalımfabrika ayarlarına. Her yanımız makineleşti, robotlaştı.
Sıcak, soğuk nedir fark etmezdurumdayız. Ağzımızın tadı lezzetlerimiz vardı, nerede? Burnumuza gelen o çeşitçeşit güzel kokular vardı, nerede? Baktığımız her yerde gözümüz onlarca renkiçerisinde nice güzelliğe karar kılardı, nerede? Kaybediyoruz, terk ediyoruz.Elimizin içindeki güzelliklere sırtımızı dönüyoruz. Hayatımız tatsız, tuzsuzbir şeye dönüştü. Hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin anlamı da yok, hükmü de yok!.
Oysa insan hayatı bir emanet olarakgörürse, yaşadığı her bir anın ona sunulmuş bir armağan olduğunu fark ederse,tek başına bir hiçten ibaret olduğunu insanlarla var olduğunu, insanlarlatamamlandığını görürse bu hayatın ondan beklediği sorumluluğun farkına varır.Hayat o zaman bir anlam kazanır. Acının, sevincin, doğrunun, iyinin, güzelinfarkına varır. Çocuğundan yaşlısına hayatın denklemini doğumdan ölüme birdenkleme dönüştürür. Yaşadıkça haz alır, yaşadıkça huzur bulur. Her şey aslıdosttadır aslında. Dost bir güneş gibi pencerelerini aydınlatır. Giren herışıkla mağarasındaki ilkel karanlığından kurtulur.
Güzel insanlar geçiyor görüyorumetrafımda. Bir duruşları var, hayatta durdukları noktada insanlığa bakıyorlar.Hep vermeden, paylaşmadan yanalar. Şahsiyetleri onları tevazu sahibi yapmış.Davranışlarında, konuşmalarında hep gizli bir heyecan saklı, idealleri uğrunatüm zorlukları göze almışlar. Onlar birer rehber aslında, onlar birer dost!Onlar huzuruna vardığımızda bizi dinleyen, bizim için duyan, düşünen; bizimleağlayan, bizimle gülen dost yürekler. Unutmayalım bu güzel insanları kazanmakne kadar zor ve bazen imkânsızsa kaybetmek de o kadar kolaydır. İnsan olmak zorbir zanaattır. İnsanın, insanlığın, dostlarımızın kıymetini bilelim.