Mezartaşlarının kendileri hüzün verir. Toprakta yatanla o mezarın başına gelenarasında bir iletişim gibidir mezar taşları ve toprakta yatan artık başka birdünyadadır ve onun durumunu elbette bilemeyiz ama biz bu dünyada olup da omezarın başında olanlar, o mezar taşını okuyanlar sanki ebediyete göçmüşbiriyle konuşur gibi oluruz mezar taşını okurken.

1980yılına kadar 9 yıl mezar taşı yazan birisi olarak o mezar taşlarını yazmayıbilirim ama 1980'den sonra eski yazılı mezar taşlarını okuyarak geçmişiöğrenmeyi, tarihî birikime ve insan profiline bakmayı kendime iş edindim. "İşedindim" dediysem, profesyonel ve para kazanılan bir iş değil, "kültürel mirasasahip çıkmak" adına iş edindim. Buyüzden de gittiğim her yerdeki mezar taşlarını okumak istedim.

Yıllarönceydi. Milas ve civarındaki mezar taşlarını okumaya başlamıştım. Tabii önceAbdülaziz Ağalar kabristanını ele almak gerekiyordu; öyle de yaptım ama yeniharflere çevirdiğim mezar taşı metinlerini henüz yayınlayamadım.

Milas'ınHayıtlı Mahallesinde bir evin bahçesinde 3 tane mezar taşına rastladım. Birmezar taşının baş ve ayak ucu şâhideleri büyüktü ve çok güzel süslenmişti.Başında çiçekler, saçlar yandan sarkmış, yüzünde bir çiçek ve sinesinde de birgerdanlık vardı. Yöreyi bilenler, sanki Çomakdağlı bir kadın heykelizannederlerdi. Görünüş insanı cezbediyordu. Ben de merakla bu güzel mezartaşının yazılarını okumaya başladım. Tabii bütün ölümler hüzünlüdür ama bumezarda yatan gelinin hüznü bir başka acı veriyordu insana. Çünkü bu gelin 6Ocak 1918 günü, doğum esnasında ölen bir genç kıza aitti ve yanındaki mezartaşı da, ertesi gün ölen oğluna.

Gelin, Hacı Ali Ağa-zâde Hasan Beğ'in eşiAtiyye Hanım idi. Babası da RifatAğa imiş. Çocuk da Hasan ve Atiyye oğlu Mustafa. Yani ana-oğul yan yana yatıyorlardı.

Topraktaana-oğul yan yana yatarken ve bir gün arayla ebedî âleme göçmüşlerse, orada acıbir hikâye var demektir. Anlaşılan, anne genç yaşta vefat etmiş ki gelin gibisüslü bir mezat taşı yaptırmış eşi. Belki kocası, karısını görür gibi baktı omezar taşına hep ve yanına da oğlunu emanet ederek sanki onun da güvenli birelde olmasından mutlu oluyordu.

Anne'ninmezar taşında şunlar yazıyor:

Âh Mine'l-Mevt

Dirîgâ geçtiömrüm hasretâ âh (u) figân olsun

Hudâ'nın feyz-ilutfıyla mezârım gül-sitân olsun

El çekip bufenâdan azm-i ukbâ eyledim şimdi

Çâre ne ömrümtükenmiş azîzim rûhum revân olsun

Vaz'-ı hamlimsebep oldu mevtime Lem-yezel

Şehîdâne mezârımtaşına bu bir nişân olsun

Hacı AliAğa-zâde Hasan Beğ'in haremi Atiyye Hanım

binti Rif'atAğa'nın rûhuyçün el-fâtiha.

Fî 23Rebîü'levvel, sene 1336; fî 5 Kânûn-ı sânî, sene 1336, Pazar günü.

GünümüzTürkçesine çevirelim:

Ah ölümden

Yazık ki ömrümhasretle âh u figan olsun

Huda'nınlütfunun bereketiyle mezarım gül bahçesi olsun

Bu fani dünyadanel çekip ukbâya yöneldim şimdi

Ömrüm tükenmişçare ne azizim; ruhum revan olsun

Ey sonsuz olan(Allah), ölümüme hamileliğim sebep oldu

Tıpkı şehitlergibi, bu mezar taşıma da bu bir nişan olsun

6 Ocak 1918Pazar

AnneninPazar günü doğumda öldüğü anlaşılıyor; minik bebek Mustafa ise ertesi gün,Pazartesi günü hayatını kaybediyor. Onunda mezar taşında şu acı sözler yeralıyor:

Âh Mine'l-Mevt

Bir gonca gülidim açılmadan soldum

Bu fenâyı terkedip cennet-i a'lâyı buldum.

Hacı AliAğa-zâde Hasan'ın mahdumu Mustafa Beğ'in rûhuyçün fâtiha.

Fî 24Rebi'ü'l-evvel 1336 Fî 6 Kânûn-ı Evvel1336, Pazarertesi

Bunuda günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edebiliriz:

Ah ölümden

Bir gonca idimaçılmadan soldum

Bu fani dünyayıterk edip yüce cenneti buldum

7 Ocak 1918

Milas'ınmetruk ve göçmüş bir evinin bahçesinde ana-oğul şu anda ebedî uykularını yanyana uyuyorlar. Her ikisine de rahmet olsun.