2021yılının 28 Temmuz'u, Türkiye için bir kâbusun başlangıcıydı. Antalya civarında başlayan ilkyangından sonra Marmaris ormanlarıçayır cayır yandı. Arkasından Milas,Kavaklıdare ve Aydın ormanlarıda tutuştu ve yüreklerimize bir köz düştü. O günlerden beri yüreklerimiz yangınyeri ve en büyük korkularımız yangına dair.
12 Ağustos gününe kadar, yaklaşık 2hafta süren yangın, sanırım Cumhuriyet döneminin en büyük yangını idi.
Muğla civarındaki ilk en büyük yangınolarak 26 Temmuz 1996 günü başlayan yangını hatırlıyorum. Yangın yola kadarinmiş ve Marmaris yolu bir ara kapanmıştı.
Sonra (2008 idi galiba) Yılanlı dağıyangını da büyük bir orman alanını yok etti.
Her yangında bizler de yandık. Sadeceormandaki bitkiler değil, bizler de taaa ciğerlerimizden, yüreklerimizdenyandık. Ormandaki her türlü hayvanın yanması bizleri de yaktı. Börtü-böcektensürüngenlere, kaplumbağalardan tavşanlara, ayılara, domuzlara kadar pek çokhayvanın cayır cayır yanması, hâlâ yürek sızımızın sebebidir. Bakmayın oprofesörün "Yangın yerinde memeli hayvan cesedine rastlanmamıştır." deyipteselli aramasına. Ona göre sadece memeli hayvanlar değerlidir ama insanlığagöre bütün canlılar ve bütün hayvanlar değerlidir. Allah bir daha yangınyaşatmasın bizlere.
***
Aslında Türk milletinin başı hepyangınlarla dertte olmuştur. Özellikle şehir yangınları açısından İstanbul çoktalihsiz bir şehirdir. 24 Temmuz 1660 günü başlayan yangın, neredeyseİstanbul'un tamamını yok etmiştir. O dönemde binalar ahşaptan yapılıyordu.Çünkü önceki dönemlerde yaşanan depremler, taş binaları yıkmış ve pek çok cankaybına yol açmıştı. İstanbul halkı o yüzden depremden etkilenmemek için ahşapbinaları tercih etmişti ama yangını hesaplamamışlardı. 24 Temmuz 1660 günüçıkan yangın o kadar büyük bir yangındı ki yangın tarihinden "harîk-i kebîr/harîk-ı ekber: büyük yangın" adıyla anılır olmuştu.
Muğla yöremiz de en büyük ormanvarlığıyla dolu olduğu için maalesef her zaman yangın tehdidi altındadır.Elbette geniş ormanların, özellikle çam ormanlarının bulunduğu Aydın, Manisa,İzmir, Antalya için de yangın tehdidi söz konusudur. Nitekim 28 Temmuz 2021yangını bu bölgelerde vuku bulmuş ve yüzbinlerde dönümlük ormanda canlı izikalmamıştır. O günleri acı ile hatırlıyoruz.
İşte o acı günlerin belgeseli yapıldı.Daha önce 15 Temmuz 2016 terörist darbe teşebbüsünün belgeselini yapan vekitabını neşreden Kenan Gürbüz , budefa "100 Yılın Yangını" başlığı ile 28 Temmuz 2021 yangınını ve yangınınsöndürülmesinde görev alanların yaptıklarını belgesel olarak yayınladı. 25Temmuz 2023 günü Muğla Ticaret ve Sanayi Odası salonunda galası yapılan belgeselde,yangına doğrudan müdahale eden insanlarla yapılan röportajlar ağırlıkta.Belgeselde, yangın anından görüntüler de hayli kullanılmış ve verilengörüntüler, sadece bir "yangın görüntüsü" değil, yaşanan olayın korkunçluğunugöstermesi bakımından da iyi seçilmiş görüntüler.
Kenan Gürbüz, belgeselde hiç dış seskullanmadan, sadece yangını yaşayan insanları konuşturarak objektif birbelgeselcilik yapmış. Tabii, dış ses, yorum bildiren veya akışı belirleyen birses olacaktı ama Kenan Gürbüz, akışı kurgu ile sağlayarak gerçekten bir başarısağlamış. Yoksa ağlak dış seslerin bindirildiği sıradan ve hatta müptezel birbelgesel olma tehlikesi vardı; Gürbüz bundan kaçınmış.
Anlatılan yangın hikâyelerinden entrajik ama en gurur verici olanı kucağında bebeği ile yangın ekibineyiyecek-içecek getiren kadının hikâyesi idi. İstiklal Harbi'nde çocuğununbattaniyesini kağnıdaki mermilerin üstüne seren kadınımız, yangın alanında genekucağında bebeği ile kahramanca boy gösteriyordu.
Kenan Gürbüz'ün yönettiği belgeselde görüntüyönetmenliğini Bulut Tanyeri ,görüntü asistanlığını Egemen Sümer ,yapmış; kamerayı Berkay Eser kullanırken, ışığı Furkan Çakar ,grafik işlerini de Günnur Koçar halletmiş.
Başarılı bir belgesel olmuş. SevgiliKenan'ı ve ekibini tebrik ederim ama Allah bu millete böyle belgeseller yapmayınasip etmesin.