Geçen haftaki yazıma “Neredesin ey ahlak!” diye başlamış, yine “Neredesin ey ahlak!” diye bitirmiştim. Kaybettiğimiz esnaflık/ticaret ahlakına, Ahilik kültürüne duyduğumuz özlemle…

Aynı sokakta, bir saat içerisinde arka arkaya olumsuz birçok olayla karşılaşınca “Neredesin ey ahlak!” diye serzenişimizi dile getirmiş, yazımı “Bizim seni aramaktan/çağırmaktan yorulduğumuz yerde, sen de bizden vaz mı geçtin?” sorusuyla bitirmiştim.

Bu yazıyı kaleme aldığım gecenin sabahında Denizli’nin Babadağ ilçesine gitmek için yola çıktık. Babadağ, adını aldığı dağlara sırtını yaslayan bir Anadolu kasabası. Adeta bir Karadeniz kasabası gibi yamaçta sırt sırta yaslanan bir yerleşime sahip. Coğrafya, tarım ve hayvancılığa müsait olmadığı için ticaret ve tekstil ana geçim kaynağı olmuş.

Her ne kadar nüfusu giderek azalsa da bölgede benzeri olmayan mimarisi, sokaklarında çınlayan tezgâh sesleri ve doğal güzellikleriyle yerli turizmin cazibe merkezlerinden biri olma özelliğini koruyor. Biz de bu güzel ilçeyi görmek için kahvaltı etmeden pazar sabahı erkenden yola çıktık. Denizli ovasında çoktan pamuk hasadı başlamıştı. Pamuk toplayan makinalar ve pamuk taşıyan büyük traktörler iş başındaydı.

Köylerin sokaklarında ise sadece 50-60 yaş üstü kadınlar vardı. Birçok kadın, daha sabahın ilk saatlerinde kapılarının önünü, sokağın evlerine cephesini süpürüyordu. Kadınlar, ellerindeki çalı süpürgelerle dökülen yaprakları süpürüyor, kapılarının önünü temizliyordu. Onları görünce annemi hatırladım.

Bu güzellikleri seyrede seyrede Babadağ’a vardık. Sokakta karşılaştığımız ilk kişiye “Nerede kahvaltı edebiliriz?” diye sorduk. “Tostçu Gurbet… Pişman olmazsınız.” dedi.

Tarif ettiği sokağa girdik. Dar ara sokakta açık hiçbir iş yeri yoktu. Pazar sabahı, saat dokuz. Tostçu Gurbet’in önüne geldik. Tüm cephesi insan boyunda film ile kaplanmış, içerisi görülmeyen bir dükkân. Geniş sürme kapısı da kapalıydı. Galiba pazar sabahının ilk saatleri olduğu için kapalı diye düşündük.

Tam ümidimizi yitirmiştik ki içeride birilerinin olduğunu fark ettik. Kapıyı aralayıp, “Açık mısınız?” diye sordum. “Tabi ki… Hoş geldiniz.” dedi Gurbet Usta. Adına bakmayın; sadece tostçu değil. Çorba ve kahvaltı da var. Kahvaltımızı ederken köfte ve ızgaraların olduğunu da öğrendik.

Fazla kaçırmadan kahvaltımızı yaptık. Buraya kadar gelmişken mutlaka diğer lezzetleri de tatmalıydık. Üç-dört saat sonra geri gelmek üzere yaya olarak Babadağ gezisine başladık. Sokak sokak tüm kasabayı gezdik.

Saat 14.00 gibi tekrar Tostçu Gurbet’e geldik. Kapı yine kapalıydı. Kapıyı açıp içeri geçtik. Birkaç müşteri yemek yiyordu. Kısa süre sonra onlar gidince Gurbet Usta ile sohbete başladık.

“Kapı neden kapalı? Camlar neden insan boyu film ile kaplı?” diye sordum. “İçerideki müşterilerin rahatsız olmadan rahatça yemeklerini yemeleri için…” dedi. “Parası az olduğu ya da hiç olmadığı için içeri giremeyen var. Onun için camlar film kaplı ve kapı da genellikle böyle kapalı.” dedi.

“Sokağa bakan cephelerin tümden açıldığı, masaların kaldırımlara konduğu bir devirde bu gereksiz bir hassasiyet değil mi?” diye sordum. “Bizde böyle…” dedi.

Gurbet Usta, parası olmadığını bildiği insanları içeri davet edip ikramda bulunuyormuş. Bazı öğrencilerden hiç ücret almıyormuş. “Herkesten para almak marifet değil. Bazılarının da duasını almak lazım. Cüzdanını açamayanların, gönlünü açması yeterli.” diyor.

Dükkânı Gurbet Usta ve oğlu işletiyor. Günün yoğun saatlerinde hanımı da yardıma geliyormuş. Biz bunları konuşurken oğlunun hazırladığı lezzetler önümüze geldi. Her şey güzel ve lezzetliydi.

Kulağı tırmalayan gereksiz hiçbir sesin olmadığı sakin bir ortam var. Bu sessizliği sadece ara sıra geçen araba sesleri bozuyor. Radyo TRT Nağme’de. Müziğin sesi, usul usul yediklerimizin lezzetine eşlik ediyor. İkram edilen her şey doğal ve her şey doğal seyrinde…

Yolunuz Babadağ’a düşerse, sakın ola ki sosyal medya meşhurlarına kanmayın. Önceliğiniz, yediklerinizin ve sohbetin tadıysa mutlaka Tostçu Gurbet’e gidin.

“Neredesin Ey Ahlak!” diye çıktığımız bu yolda; anladık ki sen bizden vazgeçmemişsin, gönül kazanmayı bilen ustaların kapalı kapılarının ardında, rızkı verenin hatırına sessiz sedasız bizi bekliyormuşsun.

Öyle görünüyor ki; biz seni caddelerde, kulakları tırmalayan müziğin geldiği yerlerde ararken, sen parası olmayanın gönlünü kazanmayı marifet bilen Gurbet Ustaların dükkanında, birilerine inat hayatta kalmaya devam ediyormuşsun.

Gördük ki, ahlak bizden vazgeçmemiş. Aksine gürültüden uzak bir köşede, onu arayanların yolunu gözleyerek, sessiz sedasız varlığını sürdürüyormuş. Bize düşen de onları arayıp bulmak.

26.11. 2025