İnsan,insanın kurdu da olabiliyor; yurdu da...

İnsan,hayatı kendisi için bir keyif ve huzur mekânı da yapabiliyor; bir zindan da...

İnsan,ilişkileriyle, hayata/olaylara bakışıyla her gününü özel-güzel de kılabiliyor;her günü kendine zehir de edebiliyor.

Hangisiniseçeceği, hangi yoldan gideceği kendi tercihine kalmış. İnsanın bu tercihi dehayata ve olaylara bakışına göre değişiyor.

Huysuz,geçimsiz, alıngan, kötümser, memnuniyetsiz, şikâyetçi, sorun çıkaran olmak...

Yada hoş geçimli, anlayışlı, iyimser, vefalı, uyumlu, çözüm odaklı olmak...

Neyazık ki insan çoğu zaman zor olanı seçiyor. Kendisi ve çevresi/muhatabı içinzor olanı önceliyor.

İlişkilerindehep tersten asılan, sorun çıkaran, küsen, memnuniyetsiz, şikâyet eden, kırılganolan insan; aslında sadece muhatabını değil, kendini de yoruyor. Dahası en çokkendini yoruyor.

İlişkileriylemuhatabını üzen/kıran insan, aslında kendini kırıyor, kendini yaralıyor.Muhataba fırlattığı her kem söz, her kötü bakış, her itham, her iftira, herhakaret duvara çarpıp geri dönünce önce kendi camını kırıyor.

Butavrında, yaklaşımında ısrar ettikçe; kendisiyle, muhataplarıyla, dahasıyaşamla inatlaştıkça muhatabından daha fazla kendisine zarar veriyor. Ancakçoğu zaman bunun farkına dahi varamıyor.

Zihnini,gönlünü ve ilişkilerini zehirleyen kötülük; tıpkı kişiyi ağır ağır uykununkollarına çeken soğuk gibi onu kendine çekiyor. Bu kısır döngü devam ettikçebaşı daha çok dönen insan, artık hiçbir gerçeği göremez hâle geliyor.

Çarekolay... Muhatabına söz söylemeden, muhatabını eleştirmeden, başkaları hakkındayorum yapmadan önce kendi camındaki kirleri temizlemek...

Çatışmayerine çözümden, geçimsizlik yerine hoş geçimden, kötümserlik yerineiyimserlikten yana olmak, başkasından şikâyet etmek yerine kendisinideğiştirmek...

Veen önemlisi inadından ve ısrarından vazgeçmek...

Kolayıvarken zoru tercih edenlere bir hatırlatma olması kabilinden bir hikâye ilebitirelim. Hikâye bir Karadeniz köyünde geçiyor.

Birmeseleden dolayı köylüyle köyün ağasının arası açılır. Köylüye kızan ağaiçinden köyün suyunun geçtiği tarlasını geçişe kapatıp suyu keser.

Zamangeçer; köylü susuzluktan kırılmaya, ağaçlar ve ekinler kurumaya başlar. Ağasözden, yalvar yakardan, rica minnetten bir türlü anlamaz. İnat edip bir türlükararından dönmez. Sonunda köylü civar köylerin birinde ikamet eden ve yöreninen sevilen-sayılan büyüklerinden biri olan hocaya müracaat edip meselenin hâlliiçin aracılık etmesini ister ve bunun için bir heyeti komşu köye gönderir.

Hoca,misafirlerine sofralar kurdurur. Onları dinledikten sonra bir köşeye çekilipelindeki kâğıda bir şeyler karalar. Misafirleri uğurlarken elindeki zarfıuzatır ve selamıyla birlikte mektubu ağaya ulaştırmalarını ister. Heyet ümitletekrar köylerinin yolunu tutar.

Emanetağaya ulaştırılır. Zarfı açıp mektubu okuyan ağanın yüzü kızarır, çehresideğişir, gözlerinden dökülen yaşlarla köylüye haber salıp suyun geçtiği araziyiköyün hizmetine vakfettiğini bildirir.

Ağanınkalbini yumuşatan, inadından vazgeçmesine sebep olan o pusulada ne yazıyordudersiniz?

" Söyleyin şol hacıya ki, eylesin Hak'tanhayâ,

Bir sinekle gitti Nemrut, Firavungark oldu suya.

Zannederdi ol lainler hükümranolmuş güya,

Sonra düştü yüzü üzre, canı ateşte doya. "

Allahkorusun! Hoş geçimli, anlayışlı, iyimser, vefalı, uyumlu, çözüm odaklı olmak;dahası insanın yurdu ve ufku olmak varken yüz üstü düşenlerden olmak ne acıdır!

16.08.2023