"İnsanları gözlemlemeye başladım.Yanlış anlamalar, kırılmalar, kendi kabuğuna çekilmeler, ayrılıklar, küslüklergittikçe yalnızlaşan ve insandan uzaklaşan bizleri bu kadar farklı, kavgalıdüşünmelere itiyorsa yaşadıklarımız ya da şahit olduklarımız bizi nereyetaşımıştı. İnsanlık köprüsünden uzaklaşmıştık. Bizi yalnızlıktan kurtaransevgi, aşk, edep, merhamet, saygı, onur, tevazu ve yüzlerce haslet sadeceelimizden değil benliğimizden ve belleğimizden kayıp gitmişti."

Sevdiğim biri aylar önce bir hediyegetirdi bana. Görmeyen, duymayan ve konuşmayan üçlü budist bibloları. Ne kadarda sevimli heykelciklerdi. Benim biblolarda dikkatimi çeken ilk şey küçükbudist çocukların yüzlerindeki gülümsemeydi. Evet, gülümsemeleri. Hayata,evrene gülümseyerek umutla bakan bu bibloların işaret ettiği görmeme, duymamave konuşmama işaretlerini çok sonra yorumladım.

Hastalığıyla mücadele eden birsavaşçıya psikologu bu mesajı doğru algılamasını ve hayatında kendisini darlayan,hapseden tüm engellerden bu şekilde kurtulmasını öğütlemiş. Hep iyilikleri,güzellikleri, sevgiyi, aşkı görme, duyma ve konuşma adına. Hayatını dar eden,onu hasta eden tüm kötülüklerden, kinden, nefretten, baskıdan, çirkinliktenhatta karanlıktan kurtulma adına.

Eğer güneş doğuyorsa yepyeni bir güneyepyeni bir insan olarak, onu kahreden tüm kirden, karanlıktan, kötülüktenarınarak, temizlenerek çıkma adına. Yeniden doğma adına. Böylece hep güzeligören, güzeli işiten ve güzeli konuşan bir insan olarak vücudunu saran, onugüçsüz, çaresiz kılan her şeyden arınma ve de savaşma adına. Ben buna yenidoğum, yeni insan, yeni dünya diyorum.

Bibloların yüzündeki çocuk safiyeti,gülümsemenin ruhlara verdiği umut, tazelik çok etkilemişti beni. Sırf bu sebeplebu biblolardan alıp arkadaşlarıma, dostlarıma da hediye etmek istedim. İstedimki belki bibloların felsefesi olmasa bile sadece sevimlilikleri, gülümsemelerionları da gülümsetecek, umutlandıracak bir anlığına mutlu edecekti. Mutluolmaya o kadar ihtiyacımız var ki. Bir gülümseme bile insana verilecek enkıymetli sadakalardan biri değil midir neticede. Bir güzel söz, bir güzelbakış, güzel ve içten bir selam.

Bibloları hediye ettiğim dostlarımınçoğu mutlu oldular. Biblolar bir metaydı oysa. Sadece dost elinin değmesionları mutlu etmişti. Ta ki kıymetlilerimden bir arkadaşım ummadığım bir dönüşyapana kadar böyle düşünüyordum, mutlu oluyordum. Kendi dünyamda Pollyannacılıkmı oynamıştım bunca zamandır. Dünyanın kahredici hakikatlerinden bu kadar mıuzak düşmüştüm? Başımı devekuşu gibi kuma gömüp tüm bedenimi dışarıda bırakıphakikatleri görmezden mi gelmiştim. Ya da Kral çıplaktı çıplak olmasına, çıplakdeğil mi demiştim. Kesinlikle hayır!.

Yaşadığım dünyanın tüm karanlığınınfarkındaydım. Savaştan, salgından, yangınlardan, felaketlerden, cinayetten,gasptan, hırsızlıktan ve daha nice insanın doymayan nefsinin dünyayı gözyaşımedeniyetine çevirdiği tüm yaşananlardan haberim vardı. Yüreğim dağlanıyor,insanlık adına utancım gün be gün artıyordu.

Evet, insan olmaktan utanıyordum. Amakaranlığa devamlı bakmakla elime ne geçecekti. İnsana inanmaya, umudasarılmaya, her doğan günün güzeli, iyiyi, sevgiyi getireceğine inancımıkaybetmemeliydim. Kaybetmemeliydim ki ağaçlar gibi ayakta dimdik durayım. Birkaybeden olmanın çaresizliğine düşmeyeyim. Bahanelerin ardına gizlenipsaklanmayayım. Her şeye rağmen umudum inancım olmalı, cesaretim hakikatten yanadurmamı sağlamalı ve doğru ne ise onun savaşını vermeliydim.

Arkadaşım hediye ettiğim biblolarıpaketiyle elime tutuşturdu. Bu hediyeyi vermekle neyi ima etmek istediğimisordu. Kendisi bana çok kırıldığını söylüyordu. Kendisine hediye etme amacımıanlatmama rağmen bütün duvarları örmüş beni kesinlikle dinlemiyordu. Tabiî kiempati yapmam gerekiyordu. Acaba görmemem, duymamam ve konuşmamam isteniyorsahele bu zamanlarda ima edilen şey düşündüğümün tam tersi anlama gelmez miydi?Yaşadığımız bunca karanlığın, kötülüğün ortasında birisi sana görme, duyma vekonuşma diyen biblolar hediye ediyordu. Niye görmeyecektim, neyi işitmeyecektimve neden konuşmayacaktım.

Oysa arkadaşım beni tanımıyor muydubunca senedir? Neyi ima edebilirdim ona? Acaba ideolojik bir ima mı düşünmüştü?Ve yahut öznesi insan olan ben, bir insan üzerinde farklı düşüncelere nasılsebebiyet vermiştim.

Bu olay minvalinde yaşadığım birkaçolayda beni düşünmeye itti. İnsanları gözlemlemeye başladım. Yanlış anlamalar,kırılmalar, kendi kabuğuna çekilmeler, ayrılıklar, küslükler gittikçeyalnızlaşan ve insandan uzaklaşan bizleri bu kadar farklı, kavgalı düşünmelereitiyorsa yaşadıklarımız ya da şahit olduklarımız bizi nereye taşımıştı.İnsanlık köprüsünden uzaklaşmıştık. Bizi yalnızlıktan kurtaran sevgi, aşk,edep, merhamet, saygı, onur, tevazu ve yüzlerce haslet sadece elimizden değilbenliğimizden ve belleğimizden kayıp gitmişti.

Artık insanlar çayı içerken dudak payıbırakılmış çaylardan içmiyor. Bizi güzele ve özele götüren bütün hassasnoktalarımız apaçık ortada. Oysa insanın bir mahremi, gizemi olmalı. Onu saygınkılan bazı özellikler sadece kendinde kalmalı. Uzaklaşmamalı insanlarbirbirlerinden, kendilerini bir kılan bağlarından.

Zaman acımasız dostlar. Ben insandan negelirse diyemeyeceğim ama sabırlı, şükürlü, inançlı ve de umutlu olmaya devamedeceğim. Belki biblolarımın safiyetinde, gülümsemesindeki nezaketingüzelliğinde bakmaya devam edeceğim. Bir o kadar görmemeye, duymamaya vekonuşmamaya devam edeceğim.

Yeri gelecek inadına göreceğim,duyacağım ve susmayacağım. Sıra bana gelmeyecek olsa bile susmayacağım.