II. Dünya savaşından sonra, Türkiye ile ABD arasında bazı anlaşmalar yapıldı.

Bu anlaşmaların en etkili olan iki anlaşma vardı.

1 - İlki, Fulbright eğitim anlaşması idi ve 13 Mart 1950 günü yapılmıştı.

2 - İkincisi de, Türkiye'nin, 1949 yılında kurulan NATO'ya 18 Şubat 1952 günü Yunanistan ile birlikte girişi yapılan anlaşma idi.

Bu iki anlaşma, ayni zamanda Türkiye Cumhuriyetinin, ABD'nin yörüngesine giriş anlaşması idi...

İşin acı yanı, biz bu gerçeği görünemiyor ve anlayamamış olmamızdır.

II. Dünya savaşından sonra, insanlığın (Batının ) akıllandığını sandık…

Saflık işte...

Sonra neler oldu...

ABD, önce mevcut savunma sanayimizi yok etmemiz gerektiğini söyledi…

Biz de buna kandık.

ABD, sinsice altımızı oyuyordu.

ABD, lobiler ile yönetilen yeni bir ülke idi...

ABD'de Osmanlı düşmanı Rum, Ermeni ve Yahudi lobileri vardı ve yönetimde çok etkili idiler.

Bu lobilerin 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti üzerinde gizli emelleri ve hesapları vardı.

Biz bu emelleri ve hesapları da görmemezlikten geldik...

Bu hoş görümüz, bize çok pahalıya mal oldu.

ABD bir tarafta demokrasi havarisi kesilirken, diğer taraftan Türkiye'deki 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2016 yıllarındaki askeri darbeleri açıktan, bazen de sinsice destekleyerek demokrasimizin gelişmesini, kökleşmesini engelledi.

ABD ile aramızda tek taraflı bir aşk oluşmuş ve ABD üniversitelerinden, Türkiye'deki ABD misyoner okullarından mezun olan Türkler devlet dairelerinde, iş dünyasında ve Basında adeta baş tacı edilmişlerdi/edilmektedir.

Hollywood filmleriyle bizi adeta büyülemişti...

Algı böyle bir şeydi...

Biz, ABD'ye böyle tutkun ve sadık iken, NATO üyesi olarak her isteneni yaparken, ABD ne yapıyordu?

Türkiye Cumhuriyetinin hava savunma sistemi yoktu.

Yanı Türkiye havadan gelen saldırılara açık idi.

ABD'den Patriot savunma sistemleri istedik ve satın almak istedik...

ABD Patriot savunma sistemlerini bize vermek istemedi...

Biz de ihtiyacımız olan hava savunma sistemini Rusya'dan S-400 alarak satın aldık.

Bu satın alış karşısında ABD bize çok bozuldu.

Biz de "Tamam siz bize hava savunma sistemleri satmadınız. Biz de S-400’leri Rusya'dan aldık ama Patroit de alabiliriz" dedik.

ABD, yine de "Hayır" dedi…

ABD, S-40’leri satın aldıktan sonra bizi, F-35 projesinden tek taraflı olarak çıkardı.

Halbuki biz F-35 projesinin ortağı idik.

Hatta F- 35'in bazı parçalarını biz üretiyor ve yapıyorduk.

Sonra, ABD, F-16 savaş uçaklarının bize satışını da yasak getirdi.

Hatta, ABD parası ile satın aldığımız silah ve uçakları, istediğimiz ve ihtiyacımız olan yerlerde kullanmamıza da izin vermiyordu...

ABD, bizi adeta yok kabul ediyordu...

Tüm bu yaşananlara karşı aramızda halâ, ABD hayranı insanlarımız var...

Bu hafta DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurumu ) toplantısı yapıldı.

Toplantıda konuşan bazı iş adamları Türkiye'nin ABD'de 10 milyar doları geçen yatırımı olduğunu söylediler.

Yatırımlardan birisini de Şişe Cam şirketimiz yapıyormuş.

Şişe Cam, Ciner grubu ile 4 milyar dolar maliyet ile "Doğal soda külü" yatırımı yapıyormuş.

Şişe Cam yine Ciner grubu ile ABD'de liman işletmesi yapacakmış.

İnternete girdim ve Şişe Cam şirketi kime ait diye, baktım.

Şişe Cam şirketi halka açık bir şirket, ama % 50,93 hissesi İŞ Bankasına ait.

İŞ Bankasının 7 kişilik yönetim kurulunda 4 kişi CHP'li ve CHP adına hareket ediyorlar.

Bilindiği gibi Mustafa Kemal Atatürk İŞ Bankasındaki hisselerini CHP'ye bırakmıştı.

Biz içeride kim Büyük Şehir Belediye Başkanı olacak, diye merak ederken ve kafa yorarken, bizi kara listeye alan ABD'ye 10 milyar doların üstünde yatırımlar yapılıyor.

Bu işler bu yatırımlar, sizi rahatsız etmiyor mu?

Beni rahatsız ediyor.

Beni sevmeyen, bana düşman gözü ile bakan bir ülkeye neden yatırım yapılır, diye düşünmeden de edemiyorum...